|
Dönmelik nedir “Selaniklilik” ve “dönmelik”, öteden beri yanlış
anlaşılan ve de bazıları tarafından bilinçli olarak kötüye kullanılan konular. “Dönmeliğin” veya bununla eş değerde ifade edilen “Selanikliliğin” tarihi malum. 17. yüzyılda Selanik’te Mesihlik iddia eden Sabetay Sevi’nin
cemaati, Sultan IV. Mehmet’in zoru ile ve iddiaya göre “zahiren” Müslümanlığı kabul ettikten sonra, kendi içlerine kapanmışlar, kendi âdetlerini devam ettirmişler. Dışarıya kız vermemişler ve bu yüzden de uzun yıllar merak ve
tepki çekmişler, birtakım şüphelerin ve komplo teorilerinin odağı olmuşlardır. Bu içlerine kapalılık, sadece kendi aralarında evlenmeleri nesillerini de ters yönden etkilemiştir. Bazı Selanikliler arasından, her cemaatin
arasında olabileceği gibi, yanlış kişilerin çıktığı da doğru olabilir. Ancak ne var ki, ülkeye hizmet eden (mesela rahmetli eski Maliye Nazırı Cavit Bey gibi, Ahmet Emin Yalman gibi) kıymetli insanların son zamanlarda da Abdi
İpekçi ve bazı diplomatlarımız gibi, kıymetli ve vatansever Selanikliler daha çoktur.
Mustafa Kemal’in Selanikliliği Sırası gelmişken söylemeliyim; her Selanik doğumlu olan Sabetay Sevi cemaati mensubu veya
“dönme” değildir; ama bazı kem maksatlılar Mustafa Kemal’i de Selanik’te doğduğu için, Cumhurbaşkanı seçilmesini önlemek ve halka yanlış tanıtmak için “dönme” olarak tanıtmaya çalışmışlardır. Hatta bunda başarılı olamayınca,
onun Selanik iddiasındaki ve kıymetini ilk anlayan hocasının “Selanikli” olduğunu vurgulamışlardır. Gene sırası gelmişken, Eygi’nin kitabına “şeriat düşmanı” diye özellikle aldığı Tekin Alp, Selanikli ve klasik anlamı ile
“dönme” değildi. Ziya Gökalp’in yakın arkadaşı olarak Tekin Alp adını alarak Türkçülüğe, Türk milliyetçiliğine ve Turancılığa “dönmüş” bütün hayatında bu davalara hizmet etmişti. İslam dinine dönmek aslında bir zül değil,
güzel bir olaydır. Hemen hemen hepimiz başka başka inançlardan dönerek mübarek dinimizle şereflenmişizdir. Peygamber efendimiz de (SAV), İslamiyeti sonradan seçenleri özel olarak övmüştür... Selanikli Sabetay Sevi
“dönmeleri” hususundaki şüphe, cemaatin aşırı gizliliğinden ve kendi aralarında kalmalarından kaynaklanmıştır ve bir yerde kendi kabahatleridir. Esrar ve gizlilik kaçınılmaz olarak şüpheleri çeker, türlü rivayetlerin ve
efsanelerin oluşmasına yol açar.
Bugünkü durum Ancak ne var ki, Sabetay Sevi cemaatinin bu tarihi hatası çoktan geride kalmıştır. Bazı bağnaz Selanikli aileler hariç çoğu ve hele yeni kuşaklar, son yıllarda
eski âdetlerini bırakmışlar, gerçekten Müslüman ve Türk olmuşlar ve artık dışardan evlenmeye başlamışlardır. Bunlardan çok yakın dostlarım vardır ve ben bu konuda, samimiyetleri hususunda hüsnü şehadette bulunurum. Bu
tartışma vesilesiyle ortaya, sevgili can dostum Abdi İpekçi’nin adı atıldı. Görmedim ama, bir TV programında kızı -benim de sevgili kızım- Nükhet, cesaret ve bilgi ile, rahmetli babası Abdi İpekçi’yi -Eygi karşısında- savunmuş
demiyeceğim- anlatmış. Keşke ben de o programa katılabilse idim, söyleyeceğim çok şey vardı. Nükhet’in, o programda bir konuda söyledikleri hususunda tereddütüm var. Eski Tercüman gazetesinde ve Ahmet Kabaklı tarafından
Abdi’ye “dönme veya Selanikli’ olduğu için hücum edildiğini hatırlamıyorum. Nitekim Kabaklı Hoca da köşesinde bunu açıkladı.
Can dostumdu Rahmetli Abdi, benim ölene kadar en yakın dostumdu; hem de oğlunu bana
emanet edecek kadar! Onun dostu olmakla iftihar ederdim... Hâlâ da ediyorum. O sosyalist, ben sağcı idik. Bütün düşüncelerini ve yazdıklarını da tasvib etmez ve kendisine de açıkça söylerdim. Ama bunlar bu düşünce ayrılıkları
dostluğumuza asla halel getirmedi. Yakınlığımızı bozmadı. Çünkü Abdi’nin gönlünün, gerçekte, nerede oldugunu çok iyi bilirdim. Abdi’ye, hem bir Türk vatanperveri olarak güvenirdim hem de Türkiye’nin yetiştirdiği ve şimdi de
yeri doldurulamayan bir gazeteci olarak büyük saygı duyardım. Ona aşağılayıcı manada “dönme” nazarı ile bakmazdım. O bütün duyguları ve emelleri ile, gerçek bir Türk’tü. Bizim bir parçamızdı o!. Alçakça öldürülmesi beni de
yaraladı ve MHP’lilerin bu cinayeti, MHP’li olarak işlediklerine hiç inanamadım. Abdi İpekçi şimdi Zincirlikuyu’da babamın mezarı ile karşı karşıya yatıyor. Onu bu ebedi istrahatgahında rahatsız etmemeliyiz. Diğer Selanik
kökenlı Türk ve Müslümanları da! ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Altemur Kılıç "Altemur Kılıç İngiltere Kraliçesi tarafından ‘Commander of the Victorian Order‘ ve Alman Hükümeti tarafından ‘Grosse Verdient Kreuz’ nişanıyla
ödüllendirilmiştir. (…) Altemur, Basın Yayın Genel Müdürlüğüni ikinci kez yaparken, 1970’li yılların başında Selçuk Yaşar İzmir’de o zamanki militan ve özel teşebbüs karşıtı sol akımlara karşı gerçekleri ve özel teşebbüsü
savunmak için düşünülen bir derginin başına geçmesini teklif etmişti. (…) 1953 yılınnda İstanbul’da Devir adıyla bir dergi de yayınlamıştı ancak pek başarılı olamamıştı. Şimdi arkasında güçlü sermaye desteğiyle daha şansı
olacağına inanıyordu. Nitekim özellikle Selçuk Yaşar’ın sağladığı büyük destekle ortaya yine Devir adlı güzel bir dergi çıkarabildi…. Özellikle rahmetli Jerfi Yener ve yardımcılığını kabul eden Güngör Mengi Altemur’a büyük
detsek olmuştu." (Melih Gürsoy, İzmir Mozaiğinde Belirgin Taşlar, s. 22, 1999)
Altemur Kılıç’ın, Pinochet, Sili'yi bir felaketten kurtardi diyen bir yazisini Işıkcilarin Turkiye Gazetesi’nde okumuştum. Bu faşist
katil diktatörün avukatlığını üstlenmişti. Sadece Türkiye Gazetesi’nde yazmıyor, Gözlem isimli Türkiyeli Yahudilerin gazetesinde de İnglizce köşe yazıları yazıyor. Gözlem, Yahudiler üzerine yazan ya da propaganda eseri olarak
parayla bu konuda yazdırılan kitapların basıldığı yayın evi. Örneğin, Prof. Dr. Çetin
|