 |
a- Planlama ve işlerlik kazandırılması; Planlama gerçekten beceri isteyen bir iştir. Dünya siyasetiyle beraber bölge ve bölgenin üzerinde dış etkenlerin çok sıkı takibini gerektirmekte. Politik yapı ve coğrafi konum önemli faktörlerden olduğu için en ince ayrıntılarına kadar ele alınır. “derin devlet” eylemlerini sıradan bir olay noktasında değil içerisinde birçok unsurları barındıran detaylarla birlikte inceler. Uluslararası boyutunu da göz önünde bulundurarak geniş çerçeveli planlar ortaya çıkartılır. Çünkü; otoritesinin geleceği ile ilgili atılan adımla bağlantılıdır. “derin devlet”in dıştan güdümlü siyasetinde meydana gelecek ufak bir hata bölgedeki düzeni sarsacağı gibi sömürünün el değiştirmesine de yol açabilir. Örneğin; İngiltere’nin Suudi Arabistan’da oluşturulan zinde gücün basitçe konuşlandırması, ve zinde gücün zaafları bu bölgenin İngiliz güdümünden Amerikan yörüngesine kaymasına neden olmuştur. Türkiye’de konuşlandırılan zinde güç ise tam tersi güçlü bir yapıya sahiptir. Belki bu bölgesel farklılıklardan doğmaktadır. Fakat önceki siyasi yapısı ve jeopolitik konumu itibarı ile bu noktada “derin devlet”in güçlü olması kaçınılmazdır. İngiliz bağlantılı Yahudi dönmelerinden oluşan konsorsiyum şu an “derin devlet”te tek söz
sahibidir. Güçlü yapısının olduğu bir gerçektir. “derin devlet”in arka planda kalıp önünde orduyu baş aktör rolünde göstermesi çalışmanın derinliğine işarettir. Amerikancı bir siyaset takip eden Özal’ın o dönemler genelkurmay
başkanlığında atama sırasını değiştirmek istemesi ve bazı kişileri emekliye ayırma politikası o günün siyasi yaşamını nasıl etkilediği ve de başarısız kalınması “zinde güçler”in sağlam bir koruma yapısına sahip olduklarına
örnek teşkil etmektedir. İsrail yetkilerinin sivil görünümlü hükümet ve kurumlarla değil yüksek düzeyde askerlerle buluşması ve genelde basına kapalı gerçekleştirilen toplantıların işin ehemmiyetini kanıtlamakta. Amerika’nın
yıkıcı siyasi darbeleri ve yüzlerce ajanıyla bu güce ulaşmakta zorlandığı işin başka bir boyutudur. Kişiler belki bilinmeye bilir, fakat son günler “derin devlet”in Sebataycı yahudi dönmelerinden oluştuğu noktası gittikçe ağırlık kazanmakta. Birilerinin de bazı noktalara ulaştığı kanaatindeyiz ki; basında cılız da kalsa “derin devlet”- “zinde güçler” tabirlerinin altında sıkça Sebataycılıktan söz edilmekte.
b-”Derin devlet” hükümet bağlantılı.
“derin devlet”in bir kurum gibi belirli bir merkezde konuşlandırıldığı elbette düşünülemez. MİT’in Ankara’daki merkezi gibi; istihbarat birimlerinin gizlenilen kişilikleri ve faaliyetleri bir sır gibi korunmak istense de kurum olmaları hasebiyle belirli mercilere hesap verme zorunluluğu vardır. Yeri geldiğinde kişiler ve eylemler açıklana bilir. Susurluk olayında yaşananlar gibi. Fakat “derin devlet” aynı statüde faaliyet göstermez. Zemin tamamen kurumlar dışıdır. Fakat Türkiye genelinde bütün kurumlar denetimleri altındadır.
Parlemento “derin devlet”in çıkarlarını koruma amaçlı, ekonomik ve sosyal yapı yanında siyasi kontrolün garantiye alındığı bir kurumdur.
Zinde güç odaklarının işlerini örtbas eden, olayları değişik alanlara çeken
halkı oyalayan ve doğruyu görmesini engelleyen parlementer görüntü mecliste güç sahibi değildir.
“Derin devlet” siyasi terörünü meclisi yönlendirmekle de gerçekleştirebilir. Sermayenin tekelleşmesini onaylattığı, 13
yaşından önce İslam’i eğitimin engellenmesi ve başörtüsü yasağı zülmünün yasallaştırılması gibi.
Korkutulmak ve sindirilmek istenen müslüman halk olduğundan Batı ve emperyalizm temsilcileri “zinde güçler”in eylemlerine
destek vermekle kalmayıp planlarda sunmaktadırlar. İrtica ve İslam törürü kavramları arkasında halkın potansiyel suçlu ilan edilmesi gibi. Yakın dönemde zinde güç terör ağının müslümanları sindirme yönünde 28 Şubat kararlarını
gerçekleştirmesi de bunun açık örneklerindendir.
“Zinde güçler”in oyuncağı olan siyasiler ve siyasi iktidarlar yalnızca ümmeti sindirmekle kalmayıp kemalist, laik, devletin çıkarlarını da korumaktadırlar.
Dönme yahudilerin tahakkümünde TC. Devleti, İslam ve İslam’i hayatı
oluşturmayı amaçlayan kitleleri yok etme hedefine müslümanlara karşı vahşiyane saldırılara girişerek, Ecevit yönetiminde kalındığı yerden radikal çıkışlarla hız kazandı.
“Zinde güçler” hedeflerinde bir kaç noktadan
başarı sağlamak için protestolar, işçi eylemleri, toplu gösteriler gibi yollara başvurmaktan da kaçınmazlar. Darbeye zemin oluşturmak için 12 Eylün öncesi anarşi olayları, dışta ve içeride baskının artması halinde
istikrarsızlık havasının yaygınlaştırılması, Sivas olaylarının körüklenmesi neticesinde müslümanların herhangi bir eylemlerine karşı takınılacak tavırlar, işçi eylemleriyle devlet sektörlerinin başarısızlıklarını sergileyerek
özelleştirilip, taşaron şirketler aracılığı ile sermayenin yahudilere kaydırılması, başörtüsü yürüyüşleri irtica kapsamında, akabinde demokrasi ve laiklik altında yapılan protestolar otoriteyi harekete geçirmesi hedeflerini
içermektedir. Böylesi eylemlerle “derin devlet”; derin nefes almakta, despot rejimin meşruluğunu pekiştirmekte, elindeki otoriteye (askere) güvenci ve kurtarıcılık vasfını canlı tutmakta ve devletin varlığını korumasında öncül
olmaktadır.
Zinde güç kitlesel konumda hareket ettiği için kolları uzun, ağı çok geniştir. MİT ve bunun gibi istihbaratlara ihtiyaç duymayacak kadar derin bilgi edinme yollarına sahiptirler. Merkezi bir sistemle
çalışırlar. Toplumda bir şahış, basında bir gazeteci, mecliste bir milletvekili, emniyette bir polis, camide bir hoca, şirketlerde bir müdür, çetelerde bir baba, üniversitelerde bir dekan görünümündedirler. Toplumun tabanına
sirayet ettiklerini bu yollarlada yukarıdan aldıkları talimatları bulundukları alanlarda icraya yöneldikleri bir gerçektir. Karar verenlerin sayısı o kadar kabarık olmayabilir fakat icra etmekte aksaklıklar asla affedilmez.
Bunların güdümünde yapılan eylemlere ortak olan gafil kişilerin sayılarını bir orantıya vurmak istemiyoruz. Halkın tabiriyle; her köşe tutulmuştur.
Halkla içiçe yaşayan, halkın gidişatını gölge gibi takip eden kitle,
otorite ellerinde olduğu halde büyük gizlilik içerisindedir. Toplumla barışık olmayan zinde güç, yansıyan düzeni ve kurumlarıyla kamuoyu oluşturması imkansızdır. Halkın müslüman olması ve istenilen konumun oluşmaması “zinde
güçler”in tavırlarında sertliğin artırılmasını kaçınılmaz kılmakta. Terör eylemleri bu cüzün bir parçasıdır.
Devlet terörünün en yaygın olduğu alanlar, demokratik veya demokratikleştirilmek istenen ülkelerde meydana
gelmekte. Türkiye, Tunus, Cezayir, Endonezya, Ürdün gibi memleketler bunun birer örneğini teşkil eder.
Kimi zalimlikler devlet terörü veya zinde güç eylemleri kapsamında gözükmeyebilir. Mesela; İngilterenin Hindistandaki
tavırları gibi. Her ne kadar devlet işgalci bir vasıfla gözükse de zinde gücün amacı Hilafetle bölge halkının bağlarını kopartacak oluşumları gerçekleştirmektir. Bu bağlamda Yahudi dönmesi İttihat ve Terakkicilerin bölgede
İngiliz’lerle Hilafet fikrini saptırmak istemeleri ve daha sonrası gelişen olaylar asıl amaçlarını ortaya koymaktadır.
Kimi zaman “derin devlet” terörü ani çıkışlarla hedefini doğrudan yok etmek için atılımlar
gerçekleştirir. İsrail’in bölgede estirdiği “derin devlet” terörü gibi. Irak’ın nükleer santrallarını bombalaması, Lübnan’ın elektrik şebekelerini imha etmesi, Tunus’a düzenlediği gece yarısı operasyonları, TC.nin Irak
topraklarına düzenli dalışlar yapması bu kabil eylemlerdendir. Böylesi çıkışlar savaş amaçlı değil hedefi yok etmek için doğrudan mudahaledir. Bu olayların akabinde de savaş ortamı doğmuş değildir.
c-”derin devlet” birey bağlantılı;
“derin devlet” terörü siyasi rekabet ortamında iktidarlarını sarsaçak meyiller keşfedince yön değiştirip “zinde güçler” eşliğinde terör eylemlerine yönelir. Türkiye de Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Turgut Özal, Susurluk ve Hizbullah olayları gibi.
Geçmişte olduğu gibi günümüz Türkiye’sinde de düzenin korunabilmesi ve ayakta durması için devlet şiddet ve terör eylemlerine muhtaçtır. Toplum tanımadığı, nereden geldiğini keşfedemediği, üzerindeki baskı, zulüm ve
terör eylemlerinin asker ve polisce gerçekleştirildiği kanaatına varacaktır. Vakıadan etkilenen insanlar arka plandakilere erişme ve işin aslına ulaşmakta yetersizdirler. Bunun ana nedeni meselelere ideolojik açıdan
yaklaşamamalarından kaynaklanmakta. İdeolojik bakış “derin devlet”in en çok korktuğu ve çekindiği alandır. “derin devlet” terörü bu oluşumun önünü kesmek için vardır. “derin devlet” terörü “zinde güçler”in iç hesaplaşması
şeklinde olaylara neden olabilir. Menfaat bağlarının çatıştığı noktada iç hesaplaşma kaçınılmaz olur. Bu çerçeveden baktığımızda “derin devlet” İngiliz-Yahudi dönmeleri, Ermeni-Alevi kanadı arasında vuku bulan sürtüşmeler, menfaat paylaşımında büyük rol oynayan güç odaklarını elde etme çatışmasına dönüşebilir. Veya yüklü sermayenin paylaşımında büyük payı kapma savaşı doğar. Eroin kaçakcılığından elde edilen gelirin paylaşımında asker-polis çatışması, kurumlar arası yıpratmalar, çeteler savaşı bu mukabildendir. İdeolojik açıdan aralarında herhangi bir sürtüşme yoktur. İslam ve Müslümanlar onların tek düşmanlarıdır. Bu konuda terör eylemlerinde ortak hareket ederler. Cezayir de güç odakalarının Fransa ile gerçekleştirdikleri eylemler, Özbekistan- İsrail işbirliği ve devlet birimleri dahil otoriteyi elinde bulunduranların topluca müslümanların üzerine gitmeleri ve Türkiye’deki son gelişmeler bu oluşuma örnektir.
TC.’nin kurulması ve sonrasında “derin devlet” terörü aralıklarla inişli-çıkışlı bir süreç takip etmiş, bazen duraksamış, bazende dozunu artırmıştır. Bir taraftan kollektif korku ve gözdağı, diğer taraftan sürekli
tutuklama, faili meçhul cinayetler, gözaltında yapılan şiddet ve işkenceler nedeniyle bütün halk “derin devlet” terörünü kanıksamış bulunmakta. “derin devlet”in temel inanaçlara ve bu akideden neşet eden amellere saldırısı
sonucu müslüman halkta gerilime sebebebiyet veren bazı özellikler zuhur etmiştir.
Korkaklık, sessiz toplum, çekingenlik, her konuda şüphecilik ve körükörüne itaat gibi hasletleri ön plana çıkartmıştır. Kollektif işkence
eylemlerini icra etmek üzere eğitilmiş özel kurumlar oluşturulmuştur. Bu kurumların isimlerinin anılması dahi toplumda tedirginlik meydana getirmekte. Genelde milliyetçi, vatancı, Alevi, Ermeni, cumhuriyetçi ve dönmelerden teşekkül etmiş MIT, JITEM, Contro gerilla, Batı Çalışma Gurubu ve Çeteler gibi
mekanizmaların işledikleri akılalmaz işkence ve terör eylemleriyle toplum üzerinde piskolojik bozukluklara neden oldukları istatistiklerle açıklanmaktadır. Bariz bir örnek; Demokrasi, laiklik, Atatürk, “derin devlet” hakkında
söz sarf edecek kişinin önce etrafına bakınması daha sonra güven ortamını yakalayabilmek için kişiler üzerinde samimiyet araması gibi. Bütün bu oluşumlar “derin devlet”in işlerini kolayca yapar kılmakta. Neticede karşılarında
eylemler sonucu itaatkar toplum doğmuştur.
Zinde gücün terör eylemlerine, uluslararası güç bazen doğrudan katılmakta (ayrı devletler gözükmesine rağmen) düşmanlarının tek olması onları tek hedefte kilitleyebilmekte. ABD,
İngiltere, İsrail, TC, Suriye, Ürdün gibi ülkelerin Hizb-ut Tahrir’e karşı giriştikleri ortak saldırı bunun canlı örneğidir.
Yeni oluşumlar, yapılan koordinasyonlar “derin devlet” -Mosad eksenli, İngiliz güdümlü üçgende
cereyan ederken, menfaat gözetilen eylemlerde Moskava’nın ve ABD’nin katılımları dolaylı ele alınır ve ortak çalışma teklif edilir. Birimler arası sınırlı ve süreklilik arzetmeyen birleşik eylemler çıkarlar çerçevesinde
pastadan en büyük payı kapma veya zemin oluşturma çatışmasıdır. Moskova’nın Çeçenistan da gerçekleştirdiği devlet teröründe TC. “derin devlet” inin de dolaylı yollarla yer alması İslam’i eylemlerin bölgede yok edilmesi, enerji
ağından yeterli derecede fayda temini ve Rusya’nın koz olarak kullanabileceği Ermeni ve PKK kartlarının safdışı bırakılması gibi sınırlı bağlantılar “derin devlet”in yörünge değiştirdiği anlamına gelmez. Aksine burada konumun
pekiştirilmesi sözkonusudur.
“Derin devlet”in içerisinde gelişen çekişmeler bertaraf edilip yatıştırılabilir. Fakat bu çatışma canlı kalmaya devam edecektir. Müslümanlar açısından “zinde gücün” yön değiştirmesi doğal
gidişatından bir şey eksiltmeyecek, varlığını koruma açısından terör eylemleri bir başka noktada buluşacaktır.
Dünyanın en güçlü terör örgütleri (Mossad, CIA) dahi 25 yıllık dilimler içerisinde gerçekleşen eylemlerin
arşivlerini sergilerken, “derin devlet” eylemlerinin üzerinden resmen 76 yıl geçmesine rağmen geçmişleriyle ilgili hiç bir arşivin açılmayışı karanlık işlerinin toplumda nefret ve kin bulacağından korkmalarından olsa gerek!
Türkiye’de “derin devlet” eylemlerinin İslam’ı ve müslümanları hedef aldığından varlıklarını topluma kabullendirebilecekleri hiç bir şeyleri yoktur. “zinde güçler”in Türkiye’de ilk temsilcilerinden sayılan M. Kemal’in
ölümünün içyüzünü ve yaptığı eylemleri ancak batıda açılan arşivlerden öğrenebiliyoruz. Kimliğinin altında yatan “yahudi dönmesi” oluşu, birçok subayın ailelerine zorla tecavüz ettiği, İngilizlerle olan bağlantısı,
Şeyhulislamın kafasına Kur’anı Kerimi vurarak “Bu düzen yıkılacaktır” dediği, yine batıdaki eserlerde yer almaktadır. M. Kemal’in doktorluğunu yapmış Rıza Nur’un İngilterede bastırılan kitapları, Fransa’da bazı eserlerde
Türkiye de gerçekleştirilen inkilabın terorist yüzünü açıklayan Ansiklobedilerin Türkiye’ye girmesi halen yasaktır. Kurtuluş savaşı, hilafetin kaldırılışının arka planı halen sırdır. Mecliste Sebataycıların kimler olduğu, bunların müslüman olmayıp halen yahudi inançlarına sıkı
sıkıya bağımlı oldukları bu halktan neden gizlenmektedir?
Elbette ki açıklanması gereken bu eylemler toplumda nefret ve kin görecektir. Bu nefret ve kin bu gün zoraki sevgiye dönüştürülmek istense de zemin
bulamayacaktır. “derin devlet” terörünün faili meçhul cinayetler sayısı resmen açıklanan rakamlara göre 5169 dur. Açıklanmayan ve halen niçin öldürüldükleri dahi bilinmeyen binlerce müslümanların sayısı bu rakamların
üzerindedir ve kat kat fazladır. Kurtuluş savaşı adı altında dolaylı yollarla öldürülenler, devrimlerin önünde engel görülen müslüman evlatlarının akibeti, yakın tarihde doğuda binlerce kişinin PKK terörü altında gördüğü
eylemler bu sayının yüzbinlerle de sınırlı kalmadığının delilleridir. Bunu Kurtuluş Savaşıyla izah edenler aynı toplumu potansiyel suçlu kabul edip “irtica” adı altında onlarla savaşmıyorlar mı? Sonra beyinsizler hangi
kurtuluştan bahsediyorlar? PKK terörüne karşı savaşıyoruz diyenler Abdullah Öcalan’ı meclis evlerinde 6 ay konuk edip ağırlamadılar mı? Bugün terör eylemlerine karışan yetkililerin dosyalarının kapatılması, çetelerin serbestçe
hareket etmesi, Avrupa istiyor bahanesiyle terörist liderlerin en uygun şartlarda devlet nezdinde Yassı Ada da konuk edilmesi nasıl izah edilebilir? Fakat şu bir gerçektir ki teröristler ancak yandaşlarıyla beraberdir.
Yandaşlarına karşı gayet mütevazi ve hürmetkardırlar. Terörist bir devlet olan İsrail ile yakınlaşmaları bunun daha bariz bir örneği değil midir?
Müslümanlara karşı şedit ve acımasız derin devlet terörizmi, standart
yaşam koşullarında dahi herhangi bir İslam’i kıpırdanışı kendisine karşı açılmış savaş ilan etmekte, küçük yaşta Kur’an okuyan çocuklardan da korkmaktadır. Demokratik, laik, cumhuriyetçi söylemler gerçekle paralellik arz
edebilmesi için doğruluk derecesi tartışmaya açılmalıdır.
İdeolojik iklimde buluşma, toplumda ideolojik kavga veya müslümanlarla açıkça düzenler üzerinde bir tartışmayı kabullenmek şöyle dursun tahammülsüzlüklerinden
buna benzer girişimler terör eylemleri için sebep teşkil etmekte. İdeolojik bazda mücadele gücüne sahip olmayan “zinde güçler” acizliklerini perdelemek için ellerindeki bütün imkanları kullanarak papağan gibi irtica şarkısına
eşlik etmekteler.
Dolayısıyla batılı güç odakları emperyalist emellerini daimi kılmak için “derin devlet” veya zinde güç oluşumunu İslam’ın hayata yeniden hakim olması yani Hilafetin yeniden ikame edilmesi karşısında
firenleyici fonksiyonunu korumasını sağlayacaktırlar. Bu onlar için hayati bir meseledir. Çünkü kendilerine rakip olan insan fıtratına uygun, içerisinde çelişkilerin ve terörizmin barınmadığı, her şeyi ile toplumla iç içe olan
hayat sistemi İslam durmakta. Onların bir anlık gafleti bu sistemin müslümanlarla kalmayıp bütün insanlığı saracağı endişesidir. Çünkü İslamda kapalı kapılar ve “zinde güçler” diye bir oluşuma asla yer yoktur. Bunun örneğini
İslam’ın en güzel şekilde tatbik edildiği dönemlerde insanlar yaşamıştır. Hz. Ömer (ra) halka kapısını kapatan valiyi affetmeyip, cezasını görevden azletme olarak verip büyük suçlardan saydığı gibi. Halkla diyaloğunu koparan
bütün valiler aynı akibete uğramışlardır.
İslam’da bütün icraatlar akideden neşet eden kurallarla kayıtlıdır. İslam inancı ise ümmetin bünyesinde vardır. Bu çerçevede devlet neden ve ne için “derin devlet” oluşumuna
gerek duysun ki?
İslam’ın adaletini insanlığa en güzel şekilde gösterecek olan ancak İslam Devleti Hilafetin varlığıdır. Bugün o varlığın olmayışı yeryüzünün fesat, zillet, fitne, zulüm, esaret, huzursuzlukla dolmasına
neden olmuştur. Böylesi bir hayat tarzı müslümanın akidesin de yoktur ve de yer alamaz. Müslümanların bu zilleti kabullenip bu şekilde yaşamaları şer’an haramdır. Allah (cc)’nun dininin ikamesi için şer'i hükümler çerçevesinde
hareket ederek bu hayatı kökten değiştirmek iman edenlerin üzerine farzdır. Bu farzın yerine getirilmesi üzerimize yarasalar gibi kanat açmış bütün firavun tiniyetli tağuti sistemlere ve de onların kolları olan “derin devlet”
ve “zinde güçler”e karşı amansız bir mücadeleyi gerekli kılmakta. Bu hayati önem taşıyan çalışmaya tüm ihlaslı ve samimi müslümanların katılması ve bu yolda çaba sarf eden kisilere destek vermelerini bekliyoruz.
A.Seyfulislam 15.4.2000 llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll
Sabetay Sevi ve Yeğenleri
Türkiye, dünya üzerindeki ilk ve tek Sabetayist devlettir. Sabetaycılık bu topraklarda doğmuştur ve gelişmiştir. Türkiye’nin gerçekteki dini ne İslamdır, ne de Museviliktir, %99
nüfusunu da Müslümanlar oluşturmaz. Türkiye, hükümet ya da meclis tarafından değil, Yahudi kökenli, Müslüman görünüşlü bir gurup gri insanlar tarafından yönetilir. Kararları Sabetaycılar alır, meclise, Bakanlar Kurulu’na,
Cumhurbaşkanı’na onaylatırlar. Ulusal bayramlarda bu ülkenin her nesline ezberletilen ‘Havasına suyuna taşına toprağına’ şarkısı çalınır. Bu bir İsrail şarkısıdır, orjinali İbranicedir. Dolayısıyla Anayasanın din ibaresine
Sabetayist’in de eklenmesi gerekir. TC’deki belli başlı büyük şirketler Sabetaycıdır. Koc Gurubu’daki orta ve yüksek derecedeki konumlarda hep Sabetaycıların oturduğu bir gercektir. Sabetaycılar’in çok iyi eğitim aldığı ve
Anadolu kültürünü taşımadığı da bir gerçektir. Darüssafaka Cemiyeti, Fevziye Mektepleri Okulları (ŞiŞli Terakki ve Işık Lisesi), Bilgi ve Işık Üniversiteleri, Coşkun Koleji ve ENKA onlara aittir. Tarih Vakfi, Türk Dil Kurumu
onlara aittir. Özellikle 1924teki göçten sonra Kurtuluş Savaşının nüfusunu tükettiği, TC’nin en büyük ve önemli şehirlerine yerleşmişlerdir. Örneğin, Istanbul’daki sokak ve cadde isimlerinde, lüks semtlerdeki apartman ve
hanlarda onlarin isimleri vardır. Eski ve yeni nesilden birçok sanatçı, tiyatrocu, ressam, yazar, müzik prodüksiyon şirketi sahipleri ve şarkıcı Sabetaycidir. Dışişleri, Mülkiye ve Maliyede onların sözü geçer. Türkiye’nin
Araplarla arasının açılmasında ve Türkiye’nin dış ülkelerdeki düşük itibarında onların çok etkin rolü vardir. Merkez Bankasında, YÖKte olduğu gibi IMKB, çok sayıda menkul kıymetler şirketinde ve Altın Borsasi Sabetaycıların
varlığı artık tartışılmaz boyuttadır. Üniversitelerin özellikle iktisat, işletme, mimarlık, kimya ve TIP bölümlerinde hep ya coğunluğa sahiptirler ya da sadece onlar vardır. Üniversitelerin diğer bölümlerde de mutlaka
bulunurlar. Birçoğu bölüm başkanı, dekan, rektörlük konumundadırlar. İlaç şirketleri onların elindedir. Ülkede halkın sağlığıyla oynayan gözlerini para bürümüş birçok Sabetaycı doktor bulunmaktadır. Hastanelerdeki bu kötü
durum onlar yüzündendir çünkü yozlaşma ve rüşvetçilik onların sayesinde gelişmiştir. Uluslararası büyük şirketlerin damdan inme genel müdürleri Sabetaycılar arasından seçilirler. Türkiye’de gazetecilik, reklamcılık ve
televizyonculuk neredeyse sadece onların elinde olduğu için Türkiye halkının ve kamuoyunun bir kişi hakkındaki fikirlerini çabucak değiştirebilme, o kişiyi yerin dibine sokma veyahut yüceltme imkanına sahiptirler. Birçok
psikolog ve sosyologları vasıtasıyla medya imkanlarını da kullanarak Türk halkının örf adet ve psikolojik davranışlarını çok çabuk ve sinsice değiştirebilmektedirler. Türkiye’de dönen tüm parayı daha iyi ellerinde tutsunlar
diye işe girişlerde torpil sistemini getiren, Türk gençlerini eriten ve sırf kendi tanıdıklarını ve kökenlilerini belli önemli noktalara yerleştirenler yine Sabetaycılardır. Sizin anlayacağınız, Sabetaycılar tüm memleketi çok
iyi ablukaya almışlardır. Sabetaycıların Türkiyede içine boşaltmadıkları banka kalmamıştır. Ekonomik krizlerde rant sağlayanlar hep onlardir çünkü Türkiye’deki parayı ellerinde tutan Sabetaycı kesimdir. Halil Bezmen ve
Selim Edes gibi daha birçok yurtdışına kaçan soyguncu Sabetaycı’dır. Eğer bu devlet Sabetaycı olmasaydı, bu insanlar bu kadar çabuk aklanamazlardı. NTV’de yayınlanan ve ekonomide yaşanan son olayların tartışıldığı programlarda
bıyık altından gülen profesörler ve iş dünyası başkanlarının tümü, hatta bu programların sunucuları bile Sabetaycıdır. Masonluk, Rotaryan ve Lions kulüpleri vasıtasıyla kendilerinden olmayan birçok insanı da etkileri altına
almayi kolayca başarabilmektedirler. Atatürk’ü kullanarak yıllardan beri laik ismini verdikleri toplumumuzdaki bazı Türk kökenlilerin de beyinlerini yıkamaktadırlar. Bu beyni yıkanmış laik bireyler ne kullanıldıklarının ne
de kimlere hizmet verdiklerinin farkında değillerdir. Öyle ki piyonları haline geldikleri ne Sabetayciların varlığından ve ne de (İslami adını taktıkları diğer Türk zümrenin değil de) gerçekte Sabetaycıların kendilerinden
farklı olduğunun farkında değillerdir.
Türkiye’de üç şey çarpıtılıyor. Sabetaycıların nüfusu, Sabetaycıların öğrenim gördüğü okullar ve Sabetaycı mezarlıklar. Sabetaycıların nüfusu ile ilgili kasıtlı olarak az gösterme
çabası var. Sebebi: Sabetaycılar, az bir nüfusa sahip, Türkiye gibi büyük bir ülkeye her bakımdan egemen olamaz demek için! Sabetaycı mezarlıklarına 40 yılda bir defin işlemi oluyor deniliyor, halbuki neredeyse hergün, hem de
birden fazla oluyor. Sabetaycı aileler çocuklarını sadece Şişli Terakki ve Işık Liselerinde okutuyorlar deniliyor. Bu liselerde toplam kaç öğrenci okuyor ki? Halbuki bu da yalan. Çünkü, Robert Lisesi, Alman Lisesi, Saint
Joseph, Saint Benoit, Notre Dame De Sion, Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi, Üsküdar Amerikan Lisesi, Nişantaşı Anadolu Lisesi, Kadıköy Anadolu Lisesi, Beyoğlu Anadolu Lisesi, Özel İzmir Amerikan Lisesi vb. gibi
okulları sınavla kazanan Sabetaycı çocuklar bu okullara devam ederler, ancak kazanamayan veya illa da cemaat okulu konusunda direten aileler çocuklarını Şişli Terakki veya Işık Lisesine verirler.
Tüm bu yanlış imaj verme çabaları, Sabetaycıların nüfuslarını gizleme çabalarından kaynaklanmaktadır.
Sabetaycılar eskiden asaletleriyle kültürleriyle tanınıyorken, bugünlerde gözü dönmüş açgözlü rantiyeciler olarak
tanınmaya başlanmışlardır. Türk milletinin ezelden gelen eşsiz güzellikteki öz davranış ve kültürlerini, aralarındaki dayanışma ve fedakarlık kavramlarını, Sabetaycılar medyalarında oynadıkları binbir türlü psikolojik
oyunlarla, dizilerle, paranın ön plana çıkarıldığı yarışma programlarıyla yoketmeye çalıştıkları ve bunu da başarmak üzere oldukları bir gerçektir. Türk halkının galeyana gelmeyi bırakıp, aklını başına toplaması vakti gelmiştir.
Çünkü böyle giderse ülkedeki tüm para Sabetaycılar eline geçecek ve halk sokaklarda yatar olacak ve bu kaos ülkeyi bir iç savaşa götürecek. Milletin aklı başına o zaman gelirse de, Sabetaycılar ise Amerika ya da
İsrail’e kaçacak. Çok çok geç kalınmış olacak.
Ya Sabetaycılar akıllarını başlarına toplasınlar, ya da Türkler onların akıllarını başlarına toplattırsınlar.
Dobra Dobra ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Bu Sistem İktidarıyla, "Muhalefetiyle" Bir Bütündür
Bu yazıyı bir yıldan fazla bir süre önce yazmıştım. Yazıda ismi geçen jinekoloji profesörü, Cumhuriyet Gazetesi yazarı Selçuk Erez, bir mason locasının başındaki kişidir. Ilgaz Zorlu'ya M. Şevket Eygi gibi "yardımcı" olanlardan birisidir.
Recai Kutan’ı 27 yaşındayken DSİ Diyarbakır Bölge Müdürü olarak atayan Süleyman Demirel’dir. Recai Kutan’ı 36 yaşındayken DSİ Genel Müdür
Yardımcısı olarak atayan ise CHP’li Neşet Akmandor’dur.
Nazlı Semra Yeyinmen Özal’ın 1956’da eltisi Müjgan Tanaltay Özal (Korkut Özal’ın eşi) ile dönemin döviz kurlarına göre 4 miyon ABD dolarıyala büyük ortak olarak
kurdukları Petergil İnş. Sanayi Tic. Ltd. Şirketi’nin ortaklarından bir diğeri de Recai Kutan’dır. Diğer ortaklar : Mehmet Turgut, Tomris Örnekol, Osman Torun, İhsan Ermetin, Türkan Yamantürk, Ahmet Önsal. (Feza K. Yalçın, Kim
Nereden Nasıl Buldu)
Kim bir inşaat şirketine -1956 yılında -Petergil ismi verir ve neden verir ? Recai Kutan’ı 27 yaşındayken DSİ Diyarbakır Bölge Müdürü olarak atayan Süleyman Demirel’dir.
Semra Özal’ın dayısı, TRT Yönetim Kurulu Üyeliği de yapan, Konservatuar Müdürü Flüt Sanatçısı Mükerrem Berk’tir.
Dolaksızoğlu Sami Süleyman Gündoğdu, Eisenhower bursunu (EEF) Türkiye’den ilk alan kişidir ve 30 yaşında DSİ Genel Müdürü yapılmıştır. Mustafa Bülent Ecevit,
Rockefeller bursuyla beslenmiştir. Bu bursun verildiği bir diğer kişi de Deniz Baykal’dır. Kafkasya göçmeni bir ailenin çocuğu olan Deniz Baykal, Demirel’in ünlü aile fotoğrafında yer alan Kamuran Çörtük’ün yani TÜSİAD’dan dahi
atılan Bayındır Holding’in patronunun , yani Ecevit’in Romanya’daki bankasına milyonlarca dolar akıttığı kişinin gizli ortağıdır. Çörtük’ün görünürdeki ortağı Baykal’ın her daim kasası ve sağ kolu olan Erol Çevikçe’dir. (Ahmet
Kahraman, Hayaletler Prensi) Bayındır Holding’in ilişkileri ve ortkları bu düzenin en iyi fotoğrafıdır.
Erol Simavi, 1988’de yaptığı açıklamalarda, Dolaksızoğlu Sami Süleyman’ın sadece sıradan bir mason değil, üstad bir
mason olduğunu, kendisi de üstad bir mason olarak söylemekteydi. (Bkz. Feza K. Yalçın) Aynı Simavi, Hüseyin Feyzullah’ın da Mason olmak için kendisine başvurduğunu söylemiştir. Hüseyin Feyzullah T.C vatandaşı olmadığı için
askeri liseye, yasa dışı torpillerle girebilmiş ve adını da Alpaslan Türkeş olarak değiştirmiş kişidir. Demirel hakkında sahte belge düzenleyen soydaşı/dindaşı Maşrıkı Azam Necdet Egeran, o dönemde Mobil’in Türkiye başıdır.
Hırsızların kraliçesi ABD vatandaşı
Tansu Çiller ve Gün Locası’ndan ayrılıp, İstanbul Gönye Vadisi Locasını kuran eşi Süleyman Özer Uçuran Çiller’in şirketlerinden Yeşilyurt A.Ş’nin ( turizm ve yatırım şirketi) bir diğer ortağı da Erdal İnönü’dür. (Faruk
Bildirici, Maskeli Leydi)
Devletin sivilleri, sivil bürokratları eğitti ve ülkenin en ilginç, en bilinmeyen kurumlarından olan Milli Güvenlik Akademesi’nin 60’lı yıllarda öğretim görevlilerinden biri de Necmettin
Erbakan’dır. Erbakan’ın da masonlarla çok yakın bağları var. Almanya’daki AMGT de masonlarla aradaki bağları kuran örgütlerden birisi. AMGT’nin başı Ali Yüksel ile Mercümek de ortak. Ali Yüksel’i AMGT’nin başına getiren kişi
Alman vatandaşı Müslüman Muhammed Salim Abdullah. Abdullah, Alman Büyük Mason Locası’na bağlı Zweia Brücken Mason Locası’nın başı. ve Büyük Loca’nın çıkardığı Quatuor Cornali’de Mustafa Kemal’in de mason olduğunu iddia eden yazısı çıkmış. (Soner Yalçın, Hangi Erbakan ?)
AMGT’nin içinde çok kuvvetli birisi daha var : Selam Gıda’nın sahibi Mehmet Sabri Erbakan. Soyadından da anlaşulacağı üzere Erbakan’ın kuzeni. Milli Gazete’nin Köln Bürosu ile AMGT’nin Köln adresi aynı. Erbakan, 1994 yılında
ABD’ye bir "gezi" düzenliyor ve George Town Üniversitesi’nde CIA ile konferans görüntülü toplantılara katılıyor, bu işi organize eden de o zamanki Washington Büyükelçisi Nüzhet Kandemir. Erbakan’ın yanındakilerden birisi de Abdullah Gül. A. Gül, şimdi Tayyip
Erdoğan’ın sağ kolu durumunda Erbakan, Başbakan olunca CFR, İngiltere’de okumuş A. Gül’ü ABD’ye çağırıyor. CFR, Gül’le birlikte bir kişiyi daha davet etmiş : Prof. Dr Doğu Ergil
. Doğu Ergil de "terör uzmanı" kabul edilen TÜSİAD’ın da gözdesi olan "ilginç" bir akademisyen. George Town Üniversitesi, 3. Dünya’dan gelenlerin "özel" olarak okudukları bir üniversite. TRT
eski Genel Müdürü Prof.Dr. Tayfun Akgüner de bu üniversiteden. Mesut Yılmaz’ın oğlu da okumak için bu üniversiteyi "seçmiş".
Süleyman Mercümek "vakası" Türkiye’de örtbas edildi. Örtbas
edenlerin başında da dönemin SHP’li Adalet Bakanı Mehmet Moğultay geliyor. Ayrıca Karayalçın da bu örtbasa elinden gelen yardımı yaptı. Bu para toplama işini "iyi saatte olsunların" yaptırdığı ve o yüzden de örtbas
edildiği anlaşılıyor. (Orhan Gökdemir, Devletin Din Operasyonu- Öteki İslam)
Bu sistem iktidarıyle, muhalefetiyle bir bütündür. Bu isimler bu sistemin parçalarıdır. Tesadüfen gelmezler, hepsi içiçe geçmişlerdir,
ortaktırlar; hem ticari ortak hem de suç ortakları… Gokyuzu
 |