 |
Masonlara göre masonluk dışındaki dünya karanlıktır ve masonluğun amacı kişiyi ışığa ulaştırmaktır. Masonlukta ışık kavramının çok özel bir önemi
vardır ve onlar, mason kardeşlerini "masonik ziya"ya ulaştırmayı amaçlarlar. Masonik ziya ebedi ziya’dır yani ölümsüz, kalıcı bir ışıktır ve bir mason ebedi ziya ile nur’lanır. Masonların (Hür ve Kabul Edilmiş
Masonların) İstanbul’daki binası da zaten Nur-u Ziya Sokak’tadır yani bu sokağa kendi öğretilerinin ana kavramını isim olarak verdirmişlerdir. Mason olmak isteyenlerin yemin ettiği kürsünün etrafında meşaleler bulunuyor ve
mason mabedindeki ışıkların anlamı var. Bu ışıklardan dış evreni simgeleyen ışıklar "Kainatın Ulu Mimarı" yani dış evreni de yaratan ortada bulunan üç meşaleyle simgeleniyor. Gerçek evren dedikleri yani masonların
aradıkları, idealleri olan evren ise locanın en büyük üstadı olan ve nazır seviyesinde bulunanların oturduğu yerlerdeki meşalelerle simgeleniyor. Masonluk, bir yeni doğuşu simgelediği için mason, masonluğa girdikten sonraki
yaşı kadar yaşamış sayılıyor. Ayrıca mabedin yönleri aynen Hz. Süleyman’ın tapınağında olduğu gibi, bu yönlerin anlamları da oradan geliyor zaten, özel anlamlara sahip ve bu yüzden her yöndeki duvarlara ayrı simgeler
yerleştiriliyor. Şark duvarında bir göz resmi ve altında da ışık saçan yıldız var ve bu ışık saçan yıldız da masonların Tanrı karşılığında kullandıkları "Kainatin Ulu Mimarı"nı simgeliyor.
Mevlevihanelerin
büyük olanına asitane küçük olanına ise tekke ya da zaviye deniyor. Asitanelerde matbah-ı şerif denen bölüm (buraya ancak görevliler ki can deniyor ve üst düzey Mevleviler girebiliyor) var ve burada mutfak ve törenlerin
yapıldığı meydan- şerif bulunuyor ve meydan-ı şerife de tören zamanı dışında görevli ve üst düzey olanlardan başkası giremiyor. Meydan-ı şerifte ortada kırmızı bir post duruyor ve hiyerarşik olarak en üst düzeyi temsil ediyor.
Şeyh, Mevlevihane açabilecek dereceye gelmiş Mevlevi dedesine verilen isim. İkinci postun rengi ise beyaz ve Meydancı Dede’ye ait. Meydancı Dede, meydan işlerini gören kişi ve şeyhin postunu da ancak o seriyor ve
kaldırabiliyor. Meydan- şerifte duran ücüncü postun rengi siyah ve Kazancı Dede’nin postu. Kazancı Dede, mutfakta yardımcı durumdaki kişi.
Peki bu renk simgeciliği ve renklerin hiyerarşisi nereden geliyor ?
"Simya, değersiz madenlerden altın yapma işlemi." İçrek bir öğreti olan simyanın tinsel düzlemdeki amacı ise, sıradan insanı ‘tinsel’ insana dönüştürmektir. (…) Simyanın sonul amacı Büyük yapıtı gerçekleştirmektir. Bu
sürecin üç aşaması, Kara Yapıt, Beyaz Yapıt ve Kırmızı Yapıt’tır. (…) Kara Yapıt : Maddenin ilk dönüşüm aşaması; çözülme ve damıtılma aşaması. Beyaz Yapıt: Ögeler kaynaşarak gümüşsü ya da aysı duruma gelirler; bu
durumda maddenin tüm renkleri beyazda birleşir. Kırmızı Yapıt: Elde edilen maddenin gümüşsu duruma geldiği son aşama." ( )
Mistik genel olarak, zahiri değil batıni olanlardan anlamlar çıkarır ve Tanrı’yı böyle
kavrar, böyle ulaşmaya çalışır. Bu ulaşma da derece derece, hamlıktan pişkinliğe giderek, kemale ererek olur. Masonlukta iki ayrı rit (çalışma sistematiği) var : Kırmızı ve Mavi Rit. Bizdeki masonlar kırmızı masondur yani
İskoç Riti’ne göre örgütlenmişlerdir. Masonların toplandıkları yer olan mabedlerde girişte mutlaka iki sütun bulunur. Bu iki sütün Süleyman Tapınağı’ndan alınma semboller, Süleyman Tapınağı’nda bu sütünlar yıkılmadan önce
dururmuş. Süleyman Tapınağı yapılırken aletler, belgeler ve işçilerin ücretleri de bu iki tunç sütunun içinde saklanırmış. Bu iki sütundan birincisine (B) deniyor ve şimal yani kuzey sütunu olarak biliniyor. İsmi Rut(h)’la
evlenen Boaz’dan geliyor .Rut’un, Yahudiliğe dönüş yapan Moavlı kadın olarak Yahudi Tarihi’nde özel bir önemi var; Rut’un oğlu Kral David’in (Davut) babası. Elimele kuraklık nedeniyle Moav’a gidiyor ve orada evleniyor. Elimele
ölünce eşlerinden Rut(h) kayınvalidesini (Naomi) yalnız bırakmıyor ve onun dinini de benimsiyor. Rut(h) daha sonra Boaz’la evleniyor ve bu evlilikten doğan çocuk Oved, David’in büyükbabasıdır. B Sütununun rengi kırmızı ve
Boaz’ın Rut ile evliliğinden doğan çocuklardan peygamber çıktığı ve soy ilerlediği için B Sütunu erkek cinsel organını temsil ediyor.
Diğer sütün ise Jakin(J) Sütunu, rengi beyaz ve kadın cinsel organını temsil ediyor.
Bu sütün cenup yani güney sütunu olarak biliniyor. Mason mabedindeki örneğin siyah renk de malkut’u yani kırallığı temil ediyor. Jakin Sütunu sefirotlardan netzah’ı (sonsuzluk) temsil ediyor; Boaz ise hod (görkem) sefirasını .
Yahudi mistisizminin temel kitabı Kabala’ya göre Tanrı, evreni yaratırken her birine sefira adı verilen 10 aşamada yaratıyor. Kabala’ya göre İbranicedeki 22 harf ve 10 adetten oluşan sefirotun harfleri insan bedeninin
bölgelerini, organlarını temsil ediyor. Kabalacılar ise aynen zikir gibi bir meditasyon yapıyorlar. Önce üç baba denen, üç İbrani harfini bilmek gerekiyor; bunlar : yod, he, vav. Bu harflerin okunuşları dört yöne ve aşağıya
yukarıya olmak üzere altı adet permütasyonu söylererek zikir başlıyor. Daha sonra Kabala’da belirtilen hayat ağacı ya da sefirot (sefira’nın çoğulu, sefiralar) ağacı denen 10 adet kavramı temsil eden oldukça uzun söz ve
hareketlerle kendinden geçme başlıyor. Bu 10 kavram, Adam Kadmon’a yani mükemmel insana ulaşma durumuna geçmek için yapılıyor ve bu duruma "şiur hohma" yani akıl ve bilgelik ruhu deniyor. Kabalacılar, diğer mistikler
gibi zahiri değil ancak batıni olarak metafizik olanın anlaşılacağını ve bunun için de gerek teorik gerekse de pratik eğitimin zorunlu olduğunu söylüyorlar.(11) (12)(13) (14)
Berin Nadi, "iyi doğmuş" birisi
olarak "sıradan" birisiyle evlenemezdi; ilk seçtiği eşi de kendisi gibi "iyi doğmuş" birisiydi elbette ve ilk kayınpederi de (Tanburi Cemil Bey) ikinci kayınpederi kadar meşhur birisidir. İlk eşi Mesut Ekrem
Cemil Tel de, Berin Nadi’nin simgelediği Tanzimat-İttihat-Cumhuriyet sürekliliğinde egemen ideolojinin kültür dünyasında, modernleşmenin radikal örneklerinden biri olan radyoda alaturka müzik yasağında bir "misyon"
sahibidir. Modernleşmenin kültür hayatında geçmişten yani modern-olmayan’dan kopuşun önemli ve keskin bir dönemeci olan bu örnek ile örneğin savunucuları önemlidir.
"Ve son olarak, bütün resmî uygulamalar ve
tercihlerden Türk musikisi şefi olan Mesut Cemil Tel sorumlu tutulmaktadır. Ünlü musiki üstadı Tamburî Cemil Bey'in oğlu olmasından başlayarak, kötü muamelelerden, disipliner ve otoriter kişiliğine kadar Mesut Cemil,
alafranga-alaturka musikisi tartışmalarının merkezindedir: "Türk musikisinin silinmesine gayret sarf edenlerin başında eski bir Türk musikisi üstadı babanın oğlu Mesut Cemil gelmektedir". Bir yazıdaki iddiaya göre
Mesut Cemil, radyodan ayrılmak isteyenleri ikna etmek isteyen umum müdürüne karşı çıkarak şöyle diyecektir: "Aman efendim, hepsi gitsin siz korkmayın, ben keman çalarım, ut çalarım, tambur, kanun ve lavta çalarım.
Eksikliklerini hissettirmeyiz. Biz işi yürütürüz". (…) Mesut Cemil, yalnızca bu tartışmalarda değil uzun yıllar musiki ile ilgili bütün yazı, yorum ve iddialarda ismen, çoğunlukla da olumsuz bir biçimde geçecektir. Bir
gazinoda öfkeli bir dinleyicinin ayağa kalkarak "Mesut Cemil gelsin de görsün! Türk musikisine ihanet ettiğini, babasının ruhunu da tazip ettiğini hiç düşünmüyor mu acaba" dediği gazetelere geçecektir." ( )
Kayınpeder Tanburi Cemil Bey’in babası Mehmet Tevfik Bey; Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca biliyor. Vali muavinliği, Tahran’da sefirlik ve ceza mahkemesi hakimliği yapan üst düzey bir bürokrat. Cemil
Bey’in büyük ağabeyi Reşat Bey, Bektaşi ya da Melami olduğu söylenen mistik bir kişilik. Amcası Refik Bey, Fikret Karakaya’nın ifadesiyle "bir tanzimat tipi" olarak, Cemile Sultan’ın kahyası, Ticaret Genel Müdürlüğü,
Emniyet Sandığı ve Şirket-i Hayriye Yönetim Kurulu Üyeliği, Borsa komiserliği yapmış, Yüksek Ticaret Okulu’nu kurmuş ve iddiaya göre II. Abdülhamit tarafından zehirlenerek öldürülmüş. ( ) Çizilen portre ile Berin Nadi’nin
misyonu tam örtüşüyor.
Bu tabloda, ilk eş Mesut Cemil Tel’in de tablonun tamamlanması için mutlaka mason olması gerekiyor ve evet Mesut (Ekrem) Cemil Tel de mason. ( )
Abalızade Haci Halil Efenedi’nin oğlu olarak
1879 yılında Fethiye’de doğdum. İlk tahsilimi orada yaptım. Sonra Rodos Adası’na gittim. Orada sürgün hayatlarını geçirmekte olan Ahmet Mithat Efendi’yle Ebüziyya Tevfik’in kurdukları Süleymanite Medresesinde okudum. Medreseyi
bitirdikten sonra İstanbul’a gelerek Galatasaray Lisesine ve Hukuk Mektebine devam ettim. Gazeteciliğe büyük hevesim vardı. Baba Tahir’in ‘Malumat’ gazetesinde çalışmaya başladım. (…) Bense Rodos’ta Süleymaniye Medresesindeki
tahsilim sırasında etkisi altında kaldığım istibdat karşıtı, meşruti, özgür düşünceden yana biriydim. Bu yönüm kısa süre sonra bana da Abdülhamid istibdatının sürgün yollarını açacaktı. Nihayet 1901’de hem gazetecilik
faaliyetimden, hem de gizli cemiyete katılmak suçundan 3 yıl Midilli’ye sürgün cezasına çarptırıldım. (…) Meşrutiyet’in ertesi yılı Cemiyet yöneticilerinin çağrısı üzerine ailemi, çoluk-çoğumu da toplayarak Selanik’e gittim.
" ( )
Özgür düşünceli olduğunu söyleyen Yunus Nadi, Cumhuriyet vasıtasıyla Hitler’e verdiği destek nedeniyle Yunus Nazi olarak anılmadan önce, cemiyet dediği İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Selanik’te çıkardığı
"Rumeli"nin baş yazarı da oluyor. Daha sonra da "Tanrı" yürü ya kulum dediği için Aydın mebusu olacak, Ebüziyya Tevfik’le bir kez daha yolları kesişecek ve gazetesinde önce yazar, daha sonra değineceğimiz
çok önemli bir ailenin mensubu olan Ebüziyya Tevfik’in ölümü sonrasında da başyazar olacaktır. Mustafa Kemal ile de Selanik’te tanışmışlar. Cumhuriyet’in künyesinde kurucusu olarak sadece Yunus Nadi’nin ismi var, ama bir kurucu
daha var ve o da çok meşhur birisi : Zekeriya (Mehmet) Sertel. Yazılarını ve kitaplarını beğeniyle okuduğum Gündüz Vassaf’ın dayısı Zekeriya Sertel uzun bir sürgün sonrası 70’li yıllarda Milliyet’te yayınladığı anılarında Nazım
Hikmet için bazı TKP’lilerin hoşlanmadığı şeyler yazdığı için taşa tutulmuştu. Gündüz Vassaf, annesinin ağzından dayısının Yunus Nadi ile bir yolsuzluk yüzünden ters düştüğünü yazıyor. ( )
Şimdi halkalar içiçe ve hep de
içiçe kalacak, şöyle ki : Yunus Nadi, Berin Nadi’nin kayınpederi Mehmet Zekeriya Sertel’le Cumhuriyet’i çıkarıyor. Berin Nadi, Halide Edip’in kucağına doğmuş; Halide Edip, Sertel çiftini ABD’ye Columbia Üniversitesi’ne kendi
kesesinden verir gibi tamamen keyfi olarak devlet bursuyla gönderiyor. ( ) Cumhuriyet’in merkez binası yani Kırmızı Konak, İTC’nin merkezi ve Talat Paşa, Berin Nadi’lerin evine gelip gidecek kadar yakınlığı var. Ancak bitmedi,
Zekeriya Mehmet ve Sabiha Sertel çiftinin nikah şahitleri Talat Paşa ve Tevfik Rüştü Aras. ( ) Rüştü Aras ve Yunus Nadi "sahte" TKP’nin kurucularından. Tevfik Rüştü Aras, Kırmızı Konak’ı Yunus Nadi’ye veren Mustafa
Kemal’in eşi Latife Uşaklıgil’in akrabası. ( ) Tevfik Rüştü Aras aynı zamanda Dr. Nazım’la ve Menderes ile de akraba; Fatin Rüştü Zorlu’nun da kayınpederi. Bütün bunları açacağız, ancak Uşaklıgil isminde durmamız gerekiyor.
"Halit Ziya Uşaklıgil'in torunu. Emine Uşaklıgil Kopenhag Kahire Washington ve Paris'te görev yapmış bir büyükelçinin Bülent Uşaklıgil'in kızıdır. 1975 yılında Ayrıntılı Haber gazetesinde gazeteciliğe başladı. 1977
yılından sonra Cumhuriyet gazetesinde çalıştı.Son olarak Yeni Yüzyıl gazetesinde yazdı. Emine Uşaklıgil, Osmanlı hanedanından bir prensle evlendikten sonra boşandı ve İsviçre'den Türkiye'ye geldi.Bilahare Asaf Savaş Akat’la
evlendi, boşandı. (…) Türk basını deyince akla gelen ailelerden olan Abalıoğlu Yunus Nadi'nin, diğer taraftan da ünlü edebiyatçımız Halid Ziya Uşaklıgil'in torunu olan Emine Uşaklıgil, (…) Emine Hanım baba tarafından Aşk—ı
Memnû'nun yazarı Halid Ziya Uşaklıgil'in torunudur. Halid Ziya Uşaklıgil ile Atatürk'ün eski eşi Latife Hanım'ın (Latife Uşaklı'nın diğer kızkardeşi Vecihe Hanım da Osmanlı'nın son seraskeri Müşir Mehmet Rıza Paşa'nın oğlu
Süreyya İlmen'le evlenir. Onun işadamı oğlu Erdem İlmen ise İsmet İnönü'nün yeğeni —kardeşinin çocuğu— Mutlu Temelli ile birleştirir hayatını. Süreyya İlmen'in İngiltere'de tekstil işi yapan torunu Birgül İlmen ise, eski
cumhurbaşkanlarından Fahri Korutürk'ün eşi Emel Hanım'ın yeğeni ekonomist Ömer Aral'la evlenir) babası Muammer Bey kardeş çocuklarıdır. Halid Ziya Uşaklıgil, Meclis—i Ayan Reisi Emin Ali Efendi'nin Boşnak kökenli Fahriye
Hanım'la evliliğinden doğan Memnune Hanım'la evlenir. Çiftin bu evliliklerinden Vedide, Bihin, Güzin, Sadun, Vedat, Bülent adında çocukları olur. Vedide, Güzin ve Sadun erken yaşta vefat eder. Emine Hanım'ın da babası olan
Bülent Uşaklıgil hariciyeci olmayı koyar kafasına. Olur da. Bülent Bey, 1933'te Abalioğulları'nın kızı Leyla Hanım'la evlenir ve eşiyle birlikte Fethi Okyar'ın Büyükelçi olduğu Londra'ya gider. Nadi ve Uşaklıgil Leyla Hanım,
çiftçi Abalıoğlu ailesinden bir ara tapuda çalışan Fethiyeli Abalızade Halil Efendi'nin Ali, Sadık, Ömer, Abdullah, Gülsüm, Mehmet Yunus Nadi adındaki çocuklarından en sonuncusunun kızıdır. Atatürk'ün emri ile Cumhuriyet
gazetesini kuran Yunus Nadi'nin hayat hikâyesi biraz da Türk basın tarihinin hikâyesidir aslında. 1879'da Fethiye'de doğan İttihatçı ve milliyetçi Yunus Nadi, —öncesinde de başka gazetelerde çalışır fakat— 1920'lerde Yeni Gün
gazetesini çıkarır. Atatürk'ün teklifi ile Hakimiyet'i Milliye ile Yeni Gün'ü birleştirerek İttihat Terakki'nin binasında 1924'te Cumhuriyet adıyla yayınlamaya başlar. (…) Nazime—Yunus Nadi çiftinin ilk çocukları Nadir Nadi
(Berin Nadi ile evlenir) Cumhuriyet'in bir numaralı hakimi olarak tanınır. 1969'da vefat eden küçük oğlu Doğan'ın (Mary Elizabeth ile evli idi. Suzan ve Mina adında iki çocuğu oldu.) dışında çiftin son çocukları olan Nilüfer
Hanım avukat Niyazi Nun'la evlenir (Onlar da iki çocuk sahibidir: Lâle ve Ali). Fransız ekolünden Leyla—Bülent Uşaklıgil çifti Fransa'ya geçtiklerinde ikinci çocukları Emine (birincisi Zeynep, Türkiye'de doğar. Amerikalı Homer
Lange ile evlidir.) dünyaya gelir. Küçük Emine Türkiye'ye ilk defa henüz birkaç aylık iken gelir. (…) Ankara'da oturduğumuz ev de bugünkü İsrail sefaretinin binası idi. Büyük bir bahçe içinde ve güzel bir ev." Emine,
bilinçlenmeye başladığında yine yurtdışında bulur kendisini. Bülent Uşaklıgil, bu sefer büyükelçidir. (…) Menderes, Fatin Rüştü ve Hasan Polatkan asıldı. O tarihte Washington Büyükelçisi babam. Amerikan yönetimi Menderes'in
asılmaması için büyük bir çaba harcıyor. Menderes asıldığında babam bir kalp krizi geçiriyor. (…)Emine Uşaklıgil, Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisidir artık: "İlginç ve hareketli yıllar. Sinema arada bir depreşti,
Cumhuriyet gazetesi öncesinde ve sonrasında." Oktay Akbal: Yeğenin niye Cumhuriyet'te değil? Emine Uşaklıgil, Türkiye'ye geldiğinde yıl 1966'dır: "1967'de Cumhuriyet'te çalışmaya başladım. Muhasebede bir süre
kaldıktan sonra dış haberler servisinde çalıştım." Mehmet Barlas'ın başında bulunduğu dış haberler servisinde Ergun Balcı ile birlikte üç kişidirler. 1969'a gelindiğinde Emine Uşaklıgil, —daha sonra ikincisi de olacaktır—
ilk evliliğini yapar: (…) ayrıldıktan sonra Onat Kutlar, Hasan Karabey ve Osman Kavala ile birlikte İFA(İstanbul Film Ajansı)'na katılarak depreşen sinema hevesini yatıştırmaya çalışan Emine Hanım, bir süre hem film dağıtımı
yapar hem de Alkazar Sineması'nı işletir. Daha sonra Yeni Yüzyıl'daki yazıları ile basına tekrar dönen Emine Uşaklıgil, devam ettirdiği gazeteciliğini bugün de internette sürdürmektedir. Helsinki Yurttaşlar Derneği üyesi olan
Uşaklıgil, rüzgar sörfünün yanında bahçe işleri ile de uğraşmaktan hoşlanmaktadır. Emine Hanım, babası Bülent Uşaklıgil'in dışında halası Bihin Hanım, Cumhuriyet Gazetesi Yönetim Kurulu Üyesi ve Hukuk Müşaviri Nihat Türel ile
Yönetim Kurulu Başkan Vekili Reşat Atabek'in üzerindeki emeklerini unutmuş değildir." ( )
Uşşakizade Muammer Bey, bir dönem İzmir Belediye Başkanlığı da yapmış zengin bir kişi. Latife Hanım da İsviçre de okuyacak
kadar burjuva ve modern bir ailenin kızı. Köşklerinden sahile doğru indiğinizde Sadıkbey isimli otobüs durağına gelirsiniz; durağın ismi, Latife Hanım’ın kardeşi Sadık Bey’in yalısının burada olmasından geliyor.
Cumhuriyet’in Makedonya geneli, Selanik özeliyle çok yakın ve günümüze kadar süren bağı var. Ergun Balcı tıpkı Berin Nadi gibi Işık Liseli ve bir başka Işıklı ve Cumhuriyet’te de yazmış olan İsmail Cem’in kuzeni ( ) Bütün
hayatı boyunca sadece Cumhuriyet’te çalışan karikatürist Ali Ulvi de İsmail Cem’in ablasıyla evliydi. ( ) Ali Ulvi de, Ergun Balcı da, artık İpekçi soyadını kullanmayan İsmail Cem de, Emine Uşaklıgil’in bahsettiği Atabek de
Selanik kökenliler. 1878 Osmanlı - Rus Savaşı sonrası bölgede Berlin Konferansı’nda alınan karar sonucu bir müfettişlik kuruluyor ve bu müfettişlik, Müslüman olmayanlarını koruyordu ve bu durum Selanik’te masonluğun serbetstçe
açılması ve yayılması sonucunu doğurmuştur. Selanik, ilk mason locası açılan Osmanlı şehriydi. ( )
"Mozart’ın en büyük üç operasının konuları ile Fransız Devrimi’nin sloganları arasında koşutluk görülmüştür.
Saraydan Kız Kaçırma’nın konusu özgürlük, Figaro’nunki ise eşitliktir. Mozart son operası Sihirli Flüt’te ise kardeşlik mesajı ile slogan üçlemesini tamamlamıştır." ( )
1789’un asıl ve en büyük etkisi milliyetçilik
olmuştur ve milliyetçilik, Fransa’dan dalga dalga yayılmaya başlamıştır. Jön Türkler’in ismini aldığı Jön Avrupa Giuseppe Mazzini isimli bir masonun önderliğinde bir örgüttü ve çalışma yeri olarak da mason localarını seçmişti.
Masonlar, Avrupa’da monarkların karşısına çıkan hareket ve örgütlere destek veriyorlardı. Masonluğun karşısına dikilen en büyük isim de, bugünkü Avrupa’nın mimarı kabul edilen Mettenernich olacaktı. Metternich karşısında gizli
örgüt Carbonari devereye girecek ve masonlarla bütünleşecektir. Fransa’da oluşturulan Carboneri, Bourbon Hanedanı’na karşı tamamen masonlardan oluşan bir kadroyla kurulurken İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) de örgütlenme
yapısı olarak Carbonari’yi dolayısıyla masonları örnek model olarak alacak ve elbette İTC’nin önderleri de masonlar olacaktı. ( ) Monarşiye karşı cumhuriyet (bizde önce meşrutiyet) monarkın gücüne karşı gizli örgüt, devletin
aygıtlarına karşı masonik örgütlenme modeli vardı. Dönemin felsefesi pozitivizimdi ve bilime tapılıyordu, aydınlama sonrası pozitivizm ve zincirin devamı olarak modernleşme ortaya çıkmıştır. İttihat ve Terakki’nin ismi de zaten
Pozitivizmin babası A. Comte’un ,Ordre et Progress’inden geliyor. Fransız Devrimi’nin ünlü sloganları da, sloganları oluyor. Pozitivizm, İttihatçılık, sonra Cumhuriyet ideolojisi çakışıyor.
|