KARAKAŞZADE MEHMET RÜŞTÜ BEY                                    

MUHTEDİ OLAN DÖNME HATIRLIYACAĞINIZ GİBİ, MUHTEDİ SAMİMİ OLARAK İSLAM DİNİNİ KABUL EDEN BAŞKA DİNDEN İNSANLARA DENİR…. İŞTE ASLEN DÖNME OLAN MEHMET KARAKAŞZADE RÜŞTÜ BEY, BUNLARDAN BİRİDİR. MEHMET KARAKAŞZADE RÜŞTÜ BEY, 1.1.1924 TARİHİNDE T.B.M.M.'NE VERDİĞİ BİR DİLEKÇEDE DÖNMELERİN TAVRINDAN ŞİKAYET ETMİŞ, ARTIK KENDİNİ BU MİLLETTEN SAYMIYANLARIN MİLLİ HUDUTLAR DIŞINA SÜRÜLMESİNİ İSTEMİŞTİ!.. MEHMET KARAKAŞZADE RÜŞTÜ BEY'İN T.B.M.M.'NE YAZDIĞI DİLEKÇENİN ÖNEMLİ KISIMLARI ŞÖYLEDİR: 
- "VATAN VE MİLLETİ KURTARMAK HUSUSUNDA, BAŞTA BÜYÜK GAZİMİZ OLDUĞU HALDE, SİZ MUHTEREM ZEVATA BÜTÜN SAMİMİYET-İ RUHUMLA HİTAP EDEREK MARUZATTA BULUNUYORUM."
- "SİZLERE BU MUKADDES YOLDA MUZAHİR OLACAK YOL ARKADAŞLARINIZIN - Kİ, MİLLETTİR- DAHİ MADDETEN VE MA'NEN MÜTECANİS OLMALARI LAZIM GELİR. " 
- " BUNUN İÇİNDİR Kİ, MİLLİYET DÜSTURUNU VE MEFHUMUNU KABUL ETTİNİZ. İSLAM OLDUĞU HALDE GAYR-I TÜRK ARNAVUT VE ARAPLARI HUDUD-İ MİLLİ DAHİLİNE KABUL ETMİYORSUNUZ. BUNDA PEK HAKLISINIZ. ÇÜNKÜ HER MİLLET BU ESASLAR İLE MİLLİYET VE SAADETİNİ KURTARMIŞTIR."
- "BU YÜZDENDİR Kİ, MADDİYAT VE MANEVİYATI, EBA-İ ECDADI MALUM KİTLELERE MESNET İTTİHAT EDİLMİŞTİR."
- "BU KİTLELER İÇİNDE MURAİ, SAHTEKAR FERTLER BULUNABİLİRSE DE, KİTLE-Yİ ESASİYEYİ SARSACAK BİR TE'SİR İCRA EDEMEZ. BU GİBİ SAHTE FERTLERİN BİLE MAHİYETİ TAHAKKUK EDİNCE, ONU TECRİD ETMEK, VE HUDUD-U KİTLE-Yİ MİLLİYE HARİCİNE ATMAK HÜKÜMET İÇİN BİR VAZİFEDİR!"
- "HER ŞEYDEN ÖNCE TAHKİKİ LAZIM GELEN MESELE SELANİK DÖNMELERİDİR!.. ÜÇ KISIMDAN İBARET OLAN BU DÖNMELER ASLEN YAHUDİ OLUP, RUHEN VE VİCDANEN DİN-İ İSLAM'LA BİR ALAKALARI YOKTUR!.. ÇEŞİT ÇEŞİT RENK VE KIYAFETLERE BÜRÜNEREK İSLAMLARI ALDATAGELMİŞLERDİR!"
- "BİN TÜRLÜ RİYA VE SAHTE TAVIR VE KIYAFETLERLE BÜYÜK TÜRK KİTLESİ ARASINA SOKULARAK PEK ÇOK SERVET KAZANMIŞLAR, MEMLEKETİN BÜYÜK TİCARET VE İKTİSADİ NOKTALARINI ELDE EDEREK MÜHİM VE MÜHLİK BİR AMİL OLAGELMİŞLERDİR!" BİNAENALEYH BAHUSUS MAKEDONYA'DAKİ TÜRKLERİN MÜBADELESİNİN İCRA EDİLDİĞİ ŞU ZAMANDA ARTIK ŞU DÖNMELER MESELESİNİ DE KAT'İYYEN HAL VE TASFİYE EDEREK, İÇTİMAİ VE İKTİSADİ BÜNYEYİ TEHLİKEDEN HALAS EDEREK İSLAH ETMELİDİR!"
-"SİZE SAMİMİ HİTAP EDEREK SORUYORUM:  - EY BÜYÜK MİLLET MECLİSİ AZA-YI KİRAMI!  BU DÖNMELER İÇİN NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? BUNLARI MÜBADELE EDECEK MİSİNİZ? YOKSA İSTANBUL, İZMİR, BURSA GİBİ MEMLEKETİN İKTİSADİ KAPULARINDA BU UYABANCI KİTLENİN SAHTE İSLAM VE SAHTE TÜRK NİKAPLARIYLA YERLEŞİP KAZANMALARINA MÜSAADE EDECEK MİSİNİZ?"
- " TÜRKLÜĞE İLTİHAK FİKRİNİ ÖTEDENBERİ MEFKURE EDİNEN BENDENİZ VE EMSALİNİ, "DÖNMELİK" NAM-I MÜLEVVES VE ŞAİBESİNDEN KURTARMANIZI NİYAZ VE İSTİDA EDERİM."  DÖNMELERİN TÜRKLERLE İHTİLAT VE İSTİFASINI SAMİMİ SURETTE ARZU EDEN MÜNEVVERLER NAMINA MEHMET KARAKAŞZADE RÜŞTÜ BAŞKA SÖZE GEREK VAR MI?  ASLINDA YOK!… RÜŞTÜ BEY YALNIZ DA DEĞİLDİR!.. İZMİR'DE DÜŞMANA İLK KURŞUNU ATAN ASLEN DÖNME NEVRES BEY (HASAN TAHSİN) VE KOLORDU SIHHİYE REİSİ SELANİKLİ ASLEN DÖNME ŞÜKRÜ BEY DE ONUN GİBİ DÜŞÜNMÜŞ VE DAVRANMIŞLAR, BİRER TÜRK VE MÜSLÜMAN OLARAK ŞEHİT OLMUŞLARDIR. AMA RÜŞTÜ BEY'İN ŞİKAYET ETTİĞİ TARZDA DÖNMELER DE VARDIR… VE HEMEN BU MUHTEREM ZATI DÖNME AHMET EMİN YALMAN'IN GAZETESİ VATAN'DA KARALAMAYA BAŞLARLAR. RÜŞTÜ BEY'İ "AKLINDAN ZORU OLMAKLA" VE "TÜRK VE MÜSLÜMAN BİR KİTLEYİ SUÇLIYARAK NİFAK SOKMAKLA" İTHAM EDERLER… SEBİLLÜRREŞAD GAZETESİ DE AHMET EMİN YALMAN'I PERİŞAN EDER… KENDİSİNİN YILLARDIR "YAHUDİLERE FİLİSTİN'DE TOPRAK VERİLMESİNİ, AMERİKAN MANDASINI SAVUNDUĞUNU" YAZAR. HÜSEYİN CAHİT YALÇIN DA TARTIŞMAYA KARIŞIR VE BU DİLEKÇENİN YIRTILIP ATILMASINI İSTER!.. SELANİKLİ DÖNMELERİN TÜRKÇE KONUŞTUĞUNU, HİÇ BİR VAKİT İSTİKLAL PEŞİNDE KOŞMADIĞINI, ORTADA ENDİŞE EDECEK BİR ŞEY OLMADIĞINI" SÖYLER!.. AHMET EMİN YALMAN'IN MANDACILIĞINI UNUTMUŞ GÖRÜNÜR!.. HOŞ, DÖNME YAZARLARIN İSTİKLAL SAVAŞININ TEK KADIN KAHRAMANI GİBİ SUNDUĞU DÖNME HALİDE EDİP ADIVAR DA MANDACIDIR, AMA KİMSE ÜZERİNDE DURMAZ!.. DÖNMELER İSTİKİLAL SAVAŞI'NDA TEK KAHRAMAN KADIN OLARAK ONU GÖSTERMEYE ÇALIŞIRLAR… HALBUKİ NİCE ANADOLU KADINI VARDIR Kİ, ELDE SİLAH DÜŞMANLA KIYASIYA ÇARPIŞMIŞTIR! 1908 İHTİLALİ'NDEN SONRA MALİYE NAZIRI OLAN MEHMED CAVİD, YİNE MALİYE NAZIRI NUSRET FAİK, DAHİLİYE NAZIRI MUSTAFA ARİF, MAARİF VEKALETİ MÜSTEŞARI PROFESÖR MÜSLİHİDDİN ADİL, MİLLETVEKİLİ OSMAN KAPANİ, MECLİS BAŞKANI CAHİT KARAKAŞ, ŞİMDİKİ (1998) DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM İPEKÇİ HEP DÖNMEDİR. TÜRK OLUP OLMADIKLARININ TAKDİRİ MİLLETİMİZİN, MÜSLÜMAN OLUP OLMADIKLARININ TAKDİRİ İSE ALLAH'INDIR! RÜŞTÜ BEY'İN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NE "DÖNMELERİN YURT DIŞINA SÜRÜLMESİ" TEKLİFİNİ YAPTIĞI GÜNLERDE, ATİNA'DA YUNAN MECLİSİ'NE DE ENTERESAN BİR TEKLİF ULAŞIR.  TEKLİFİ YAPAN YUNAN MECLİS-İ MEB'USANI AZASINDAN MUSTAFA EFENDİDİR!.. BU EFENDİNİN TEKLİFİ İBRET VE DEHŞET VERİCİDİR… KONATAS'LA DA GÖRÜŞEN MUSTAFA EFENDİ, "MÜBADELENİN TÜRKLER VE RUMLARA MÜNHASIR TUTULMASINI, KENDİLERİNİN YANİ DÖNMELERİN NE İSLAM, NE DE TÜRK OLDUKLARI İÇİN MÜBADELE DIŞI BIRAKILMALARINI" İSTER!.. SELANİKLİ DÖNMELER TÜRK VE MÜSLÜMAN GÖRÜNÜR, ANCAK DÜKKANLARINDA TÜRK BULUNDURMAZ, YAHUDİLERE İŞ VERİRLERDİ BUNLARDAN MUSTAFA EFENDİ DİLEKÇESİNDE, "AVCI SULTAN MEHMED'İN CEDLERİ SABATAY SEVİ'Yİ CEBREN MÜSLÜMAN YAPTIĞINI, KENDİLERİNİN İSİMLERİNİN MÜSLÜMAN, ANCAK RUHLARININ TAMAMEN MUSEVİ OLDUĞUNU" BELİRTİYORDU! HALBUKİ SELANİK'İN YUNAN ELİNE GEÇMESİNDEN SONRA DÖNMELERDEN BİR KISMI TEKRAR MUSEVİ OLMAK İÇİN BAŞVURMUŞ, ANCAK HAHAMLAR BUNLARDA "MUM-SÖNDÜ" ADETİ OLDUĞU İÇİN, VE MEŞRU BİR İZDİVAÇTAN DOĞUP DOĞMADIKLARININ BELLİ OLMADIĞI İÇİN TEKLİFLERİNİ KABUL ETMEMİŞLERDİ!  RÜŞTÜ BEY DÖNMELER HAKKINDA VAKİT GAZETESİNE UZUN AÇIKLAMALARDA BULUNMUŞ, KENDİSİ DE BİR DÖNME OLAN AHMET EMİN YALMAN, SAHİBİ OLDUĞU VATAN GAZETESİNDE HEM BUNLARI YAYINLAMIŞ, HEM DE CEVAP VERMEYE ÇALIŞMIŞTIR. RÜŞTÜ BEY'İN MECLİS'E VERDİĞİ DİLEKÇEYE BİR TEPKİ DE İZMİR'DEN GELİR… KARŞIYAKA'DA İSLAM KİTAPHANESİ SAHİBİ SELANİKLİ RECEP KAYMAK, VAKİT GAZETESİNE BİR MEKTUP GÖNDERİR… "HER MİLLETTEN ASLINI İNKAR EDENLER ÇIKTIĞINI, DAHA ÖNCE DE SELANİKLİLERDEN RÜŞVET ALAMIYAN SAİT MOLLA ADINDA BİRİNİN BENZER BİR RİSALE YAZDIĞINI, DÖNME SÜLEYMAN NAZİF BEY'İN CEVABIYLA SUSMAK ZORUNDA KALDIĞINI," BELİRTİR... DÖNME RECEP KAYMAK (TÜRKÜCÜ RECEP KAYMAK DEĞİL, DÖNME OLANI) BÖYLECE KENDİLERİNİN TÜRKLERDEN AYRI OLDUKLARINI KESİNLİKLE BEYAN EDER. DÖNMELERİN MEZARI YAHUDİLERDEN AYRIDIR, İSTANBUL'DA BÜLBÜL DERESİ'NDEDİR… ORAYI ŞÖYLE BİR ZİYARET BİLE, TÜRK VE MÜSLÜMAN SANDIĞIMIZ NİCE KİŞİNİN ASLINDA BİZDEN NE KADAR UZAK OLDUĞUNU ORTAYA KOYACAKTIR. RÜŞTÜ BEY DÖNMELER HAKKINDA ŞÖYLE DER:
- "KARAKAŞLAR TAM OLARAK YAHUDİDİRLER YAHUDİCE DUA EDERLER… BİR KISMI CAHİLDİR. " 
- "KAPANİLER MÜNEVVERDİR. HURUFATA HİÇ ÖNEM VERMEZLER. FAKAT TÜRKLERLE DE HİÇ KARIŞMAK İSTEMEZLER. SADECE MENFAATLERİNİ DÜŞÜNÜRLER."
- "ÜÇÜNCÜ GRUP YAKUBİLER SAYICA AZDIR…. ANCAK 100 KADAR YAKUBİ KALMIŞTIR."
- TÜRKİYE'DEKİ TÜM YAHUDİLER İSE 15.000 KADARDIR. (1920'LER)"  VATAN GAZETESİNDE 1924 YILINDA ÇIKAN BİR TEFRİKADA MİTHAT PAŞA'NIN MÜDAHALESİYLE 1883-84 YILLARINDA YAKUBİLER ARASINDA YETİŞEN GENÇLERDE BÖYLE BİR ZÜMREYE MENSUP OLMAKTAN DOLAYI HİCAP DUYGUSU UYANDIĞI BELİRTİLİR.  BU GENÇLER REİSLERİNE KARŞI GELİRLER…"GONCA-YI EDEB" ADLI BİR DERGİ ÇIKARTIP SABATAY SEVİ'Yİ ŞARLATAN İLAN EDERLER. BAŞKA YERE GİDİNCE SELANİK DOĞUMLU OLDUKLARINI GİZLERLER… BİR KISMI SAMİMİ OLARAK TÜRKLÜĞÜ VE İSLAM'I BENİMSER. ARAŞTIRMACI GÖVSA, BİR DÖNME LİSESİNDE MÜDÜR OLARAK GÖREV YAPARKEN, ÖĞRENCİLERİN EŞYASI ARASINDA BESMELE VE ARAPÇA DUALAR BULDUĞUNU BELİRTİR... EĞER BU, MÜSLÜMANLARI ALDATMAK İÇİN EZBERLENEN DUALAR DEĞİLSE, BİR KISIM DÖNMENİN GERÇEKTEN SAMİMİ OLARAK İSLAM'I KABUL ETTİĞİNİ GÖSTERİR.  RÜŞTÜ BEY'DEN DEVAM EDELİM:
- "DÖNMELER KIYAMET KOPUNCA YALNIZ KENDİLERİNİN KABİRLERİNDEN ÇIKACAKLARINA İNANIRLAR… DİĞERLERİ MEZARDA KALACAKTIR… O GÜN DÖNMELER SOY SOY TOPLANACAKLAR, EN ÖNDE KOHEN AİLESİ YEŞİL BAYRAK ALTINDA, DİĞERLERİ KIRMIZI-BEYAZ BAYRAK ALTINDA CENNETE GİRECEKLERDİR… " BİLİNDİĞİ GİBİ YAZAR SAMİ KOHEN BU AİLEYE MENSUPTUR. O DA CENNETE GİDECEK… VAY BİZ MÜSLÜMAN TÜRKLERİN HALİNE!..  RÜŞTÜ BEY AYRICA DÖNME BESMELESİNİ DE VERİYOR: BEŞAMI BAROHYAİLEN SABATAY SEVİ ES SABATAY SEVİ ETNO DOLOZ MONDOS"  BU "BESMELE"NİN İLK YARISI İBRANİCE, SON YARISI İSE İSPANYOLCA… MANASI DA ŞU: "DÜNYANIN YARISI DEMEK OLAN MÜBAREK SABATAY SEVİ'NİN İSMİ İLE!!!"
RÜŞTÜ BEY AYRICA MÜTAREKE YILLARINDA HİLAL-İ AHMER (KIZILAY) İÇİN YARDIM TOPLARKEN, BİR YAHUDİNİN KENDİSİNE ŞÖYLE DEDİĞİNİ ANLATIYOR:  "RÜŞTÜ BEY, SEN BÖYLE ŞEYLERE NE KARIŞIRSIN?.. SEN DE BİZDENSİN. YAHUDİSİN!" YANİ BIRAK TÜRKLER ÖLSÜN!..
- "DÖNMELER VAKTİN EVVEL KUZU YERLERSE (22 MART'TAN ÖNCE) ÖLECEKLERİNE İNANIRLAR… "  DİYEN KARAKAŞZADE RÜŞTÜ BEY, KENDİSİNİN BİR DEFA SELANİK'TE BÖYLE VAKİTSİZ KUZU YEDİĞİNİ, HEYECANLA ÖLÜMÜ BEKLEDİĞİNİ, BİR ŞEY OLMAYINCA DA OLAYI ANNESİNE ANLATTIĞI, ANNESİNİN ÇOK KIZDIĞINI SÖYLER… BİLİNDİĞİ GİBİ DÖNMELER KUZUYU KUZU BAYRAMI'NDA MUM-SÖNDÜ AYİNİ İLE BİRLİKTE YERLER. GALANTE, KADİM MUSEVİ TARİHİNDE BU TÜR ADETLERE VE ZEVCE DEĞİŞTİRME İTİYADINA RASTLANDIĞINI SÖYLER.

MEŞHUR YAZAR ZEKERİYA SERTEL'İN EŞİ SABİHA SERTEL DÖNME İDİ. Z. SERTEL "HATIRLADIKLARIM" ADLI KİTABINDA, DÖNMELERİN MÜSLÜMAN VE TÜRKLERE KIZ VERME YASAĞINI NASIL BOZUP SABİHA'YI ALDIĞINI ANLATIR. Z. SERTEL, SABİHA'YI SELANİK'TE GÖRÜR, TALİP OLUR… KIZIN AĞABEYİ AVUKAT DÖNME CELAL DERVİŞ (AMA NE DERVİŞ!!!) KENDİSİ HAKKINDA MALUMAT TOPLATIR. SONRA GÖRÜŞMEK İSTER. KIZ AİLESİ TARAFINDAN BAZI İTİRAZLAR YÜKSELİR… ANCAK İTTİHAT VE TERAKKİ MERKEZİ BU EVLENMEYE TARAFTARDIR... NETİCEDE OĞLAN TARAFINI İTTİHATÇI MASON TALAT PAŞA, DÖNME KIZIN TARAFINI DA GENE MASON DIŞİŞLERİ BAKANI TEVFİK RÜŞTÜ ARAS TEMSİL EDER, EVLENME GERÇEKLEŞİR. ZEKERİYA SERTEL, DÖNMELERİN İSPANYA ENGİZİSYON MEZALİMİNDEN KAÇIP TÜRKİYE'YE YERLEŞEN YAHUDİLERDEN OLDUĞUNU, MÜSLÜMAN GÖRÜNMELERİNE RAĞMEN MÜSLÜMANLIKLA ALAKALARI OLMADIĞINI, TÜRKLER ARASINA GİRMEDİKLERİNİ, TİCARETLE UĞRAŞTIKLARINI, BU SEBEPLE DE AVRUPA İLE SIKI "İŞBİRLİĞİ" İÇİNDE OLDUKLARINI YAZAR.  SELANİK'TEN İSTANBUL'A GÖÇENLERİN ŞİŞLİ VE NİŞANTAŞI'NA YERLEŞTİKLERİNİ, FEVZİYE LİSESİ VE ŞİŞLİ TERAKKİ LİSESİ DİYE İKİ MEKTEP AÇTIKLARINI, ÇOCUKLARINI RESMİ DEVLET OKULLARINA DEĞİL, BU MEKTEPLERE GÖNDERDİKLERİNİ BELİRTİR. ZEKERİYA SERTEL NASIL DÖNMELERİ KANDIRIP KIZ ALDIĞINI ANLATIYOR AMA, KENDİSİNİN DE DÖNME OLDUĞUNU SAKLIYOR!.. Z. SERTEL SELANİK'E BAĞLI USTURUNCA DOĞUMLUDUR. BİR YAHUDİ (DÖNME) AİLEDEN GELMEDİR... BUNU KABUL ETMEZ AMA AİLESİNİN NEREDEN GELDİĞİNİ AÇIKLIYAMAZ, ORTAASYA'DAN OLDUĞUNU ÖNE SÜRER… BİLİNDİĞİ GİBİ Z. SERTEL VE KARISI SABİHA SERTEL DİN DÜŞMANI, HIZLI KOMÜNİSTLERDENDİ. 
BİR BAŞKA AĞIZDAN, DÖNME MEZİYET HANIM'IN ESAT MAHMUT BEY'E ANLATTIKLARI RESİMLİ DÜNYA MECMUASI'NDA ŞÖYLE HİKAYE EDİLİYOR: KENDİSİ KIZKEN BİR YÜZBAŞIYA AŞIK OLMUŞ…YIL 1923.. ANCAK DÖNMELERİN TÜRKLERLE EVLENMESİ YASAK OLDUĞU İÇİN YÜZBAŞIDAN HAMİLE KALDIĞI YALANINI ORTAYA ATIYOR… KIZI EVE HAPSEDİYORLAR… ANCAK BİR GECE AMCASI İLE TEYZESİ KIZI ALIYOR, YENİ ELBİSELER GİYDİREREK FAYTONLA BİR EVE GÖTÜRÜYORLAR…  ORADA BEYAZ ELBİSELER GİYDİRDİKTEN, BİR KAÇ KORİDOR GEÇTİKTEN SONRA BİR KAPININ ÖNÜNDE DURUYORLAR.. ÜÇ DEFA VURUYORLAR.. KAPI AÇILMIYOR… İKİNCİ KERE ÜÇ DEFA VURUNCA UZUN SAKALLI BEYAZ ELBİSELİ BİRİ KAPIYI AÇIP ONLARI BUYUR EDİYOR. KIZCAĞIZ İÇERDEN KADIN ÇIĞLIKLARI DUYUYOR… BİR ŞEY ANLAMASINA FIRSAT KALMADAN BİR ERKEK KENDİSİNİ YAKALAYIP SEVMEYE BAŞLIYOR.. BU İŞ SABAHA KADAR BÖYLE EŞ DEĞİŞTİREREK SÜRÜP GİDİYOR… NETİCEDE. KADINLAR VE ERKEKLER KENDİLERİNDEN GEÇMİŞ BİR HALDE YIĞILIP KALIYORLAR. MEZİYET HANIM ADINDAKİ BU DÖNME KADIN, "KARAKAŞ SOYUNDA BİR KADININ AİLENİN BÜTÜN ERKEKLERİNİN KARILIĞINI YAPMA DURUMUNDA KALDIĞINI; BİR SELANİKLİ DÖNME, BAŞKA BİR SELANİKLİ DÖNMEYE MİSAFİR GİTTİĞİNDE KARILARINI DEĞİŞTİKLERİNİ; BİR KARDEŞİN BEKAR ERKEK KARDEŞİ KÖTÜ YERE GİTMESİN DİYE KENDİ KARISINI ONA İKRAM ETTİĞİNİ" DE ANLATIYOR… AYRICA "KAPANİLERDE, DUL BİR KADININ BİR SENE MÜDDETLE DİĞER SELANİKLİ ERKEKLER İLE MÜNASEBETİNİN MUBAH GÖRÜLDÜĞÜNÜ" SÖYLÜYOR…
1925 YILINDA YAYINLANAN BU YAZI ÜZERİNE, KONU ALEVLENİYOR… 15.11.1925 TARİHLİ RESİMLİ DÜNYA MECMUASI'NDA BU SEFER KAPANİLERDEN BİR ERKEK DÖNME, MEZİYET HANIM'IN ANLATTIKLARINI DOĞRULIYAN BEYANLARDA BULUNUYOR VE "MUM-SONDÜ ADETİNİN KAPANCILARDA VE KARAKAŞLARDA DEVAM EDEN BİR ADET OLDUĞUNU" SÖYLÜYOR.
BİR DE EMEKLİ BİNBAŞI SADIK B. SÜLEYMAN'IN "DÖNMELERİN HAKİKATI" (1919) ADLI KİTABINDAN SÖZ ETMEK İSTİYORUZ. BU KİŞİ, KİTABINDA SABATAY SEVİ'NİN İSLAM'LA MÜŞERREF OLDUKTAN SONRA PEK ÇOK KİŞİYİ HİDAYETE ERDİRDİĞİNİ SÖYLÜYOR. KENDİSİNE "AZİZ" DENMESİNİ DE ERMİŞLİĞİNE BAĞLIYOR!.. SABATAY'I ASLA "SAHTE MÜSLÜMAN" OLARAK GÖRMÜYOR!.. AKSİNE ONU BİR "MÜRŞİD-İ KAMİL" OLARAK NİTELENDİRİYOR! BİNBAŞI SADIK MEŞRUTİYET'TEN SONRA (1908) DÖNMELERİN TÜRKLERDEN KIZ ALIP VERDİKLERİNİ SÖYLÜYOR!..  BU DURUMDA ÜÇ İHTİMAL VAR… YA BİNBAŞI SADIK GERÇEK BİR ŞAHSİYETTİR… ANCAK DÖNMEDİR… FAKAT DÖNMELERİN SAMİMİ MÜSLÜMAN OLANLARINDANDIR VE ÇEVRESİNDE DE ÖYLE KİŞİLER YAŞAMAKTADIR… YAZDIKLARI SADECE KENDİSİ VE DAR ÇEVRESİ İÇİN DOĞRUDUR, BÜTÜN DÖNMELERİ KAPSAMAZ.  İKİNCİSİ BİNBAŞI SADIK GENE GERÇEK BİR ŞAHSİYETTİR ANCAK HAKİKİ BİR DÖNMEDİR… YANİ MÜSLÜMANLIK AÇISINDAN MÜNAFIKTIR. AMA DÖNMELERE LAF EDİLMESİNİ ÖNLEMEK İÇİN YALAN SÖYLEMEKTEDİR. ÜÇÜNCÜSÜ BİNBAŞI SADIK TAKMA BİR ADDIR… HAKİKİ BİR DÖNME

TARAFINDAN KULLANILMIŞTIR…. KİTABIN AMACI DA DÖNMELERİ TARİZDEN KURTARMAKTIR. ***

MUSA HIRAM   ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
 

Başkent Selanik
 

 

AHMED RASIM Hâdi Uluengin

TÜRK modernleşmesinin başkenti Selanik'tir! Evet evet, bir buçuk asırlık çağdaşlaşma projemize esas damgasını vurmuş olan şehir ne İmparatorluğun pay-i tahtı İstanbul'dur, ne de Cumhuriyet'in yoktan var ettiği Ankara...
Yakın tarihimizi yalap şalap incelemek dahi, Halkidikya Yarımadası'ndaki eski limanımızın bizim için ne denli hayati önem taşımış olduğunu ortaya koymaya yeter.
Tabii ‘‘modernleşme’’ derken, kordondan Beyaz Kule'ye havai hattı çekilen elektrikli tramvayı veya doklardan şileplere tütün balyası yükleyen buharlı vinçi kastetmiyorum.
Çağrıştırdığım şeyi, hem ‘‘ulus devlet’’e dönüşümün fikri ve idari üstyapısı; hem de o devlete ideoloji ve kadro üretmiş olan ‘‘intelligentsia’’ oluşturuyor.
Zira, ‘‘Türklük’’ tanımının beşiği dahi Selanik'ti ve Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e, ellili yıllara dek, ülke elitlerimizi Ege kentinin ‘‘rahle-i tedrisi’’nden geçmiş şahıslar oluşturmuştur.
BUNDAN daha normal bir şey de olamaz. Hem coğrafi, hem beşeri olarak olamaz...
Çünkü, sırtını Makedonya - Rumeli hinterlandına, gözünü de denize dayamış Selanik, zaten ‘‘Avrupa gücü’’ olan İmparatorluğumuzun Batı'daki en büyük kenti kimliğini taşıyordu.
Şehrin sosyolojik yapısı ise yukarıdaki geo-ekonomik avantajı pekiştiyordu.
Yetmişyedi millet ve soydan insanın yaşadığı bu kozmopolit liman, özellikle ‘‘Alliance Israelite’’ okullarının kurulmasıyla birlikte ‘‘garbileşme’’ sürecine giren çok yoğun Yahudi cemaatinin öncülüğü sayesinde, iktisadi-ticari olarak hızla Kıta'ya açıldı.
Ve kim ki iktisadi-ticari açılım diyor, onun fikri-zihni açılımı da kaçınılmazdır!
NİTEKİM, Musevilere ek olarak, hem kent levantenleri, hem de yine yoğun nüfuslu Sabetay Sevi kökenliler, kısmi özgürlük havasından ve Mason locasının etkinliğinden ötürü, ne mutlu ki, attıkları modernite ve aydınlanma düşüncesi palamarını rıhtımda tutturabildiler.
Ve işte hepimiz, bugünkü Türkiye'nin korkunç akıntılara kapılmadan nispeten sukunetli denizlerde ve nispeten doğru rotalar tutturmasını o palamara medyunuz!
Batı komplekslerinden dolayı yukarıdaki etnik kökeni kullanan ve gizli bir antisemitizmle ‘‘Selanik düşmanlığı’’ yapan meczup İslamcıya veya ‘‘llhanvari Kemalist’’ halt etmiş, eğer biz bugün Ankara başkentli bir devlet olarak varsak, ‘‘başkent Selanik’’ sayesinde varız.
Tamam, İttihatçısı ve Jakobeniyle, Kuzey Ege limanında ‘‘neşv-i nüva’’ bulmuş olan ve kantarın topuzunu kaçıran ideolojiyi en başta bu satırların yazarı eleştiriyor.
Ama, zaman ve mekanla iç içe tarihi ‘‘esas yön’’ belirler ve o yön özünde doğrudur.
DOĞRUDUR, çünkü etki-tepki meselesi, yukarıdaki gelişmeler kısa bir süre sonra, canımızın canı Rumeli'den kentte bakan Türk-Müslüman tebayı da pırıldattı.
‘‘Genç Türklük’’ o sayede boy attı. Kurumlaştı. Askeri ve mülki kadrolar oluşturdu.
En önemlisi ise, kozmopolit Selanik'in aynı zamanda farklı Balkan milliyetçiliklerine eksen çizmesi, onlara tepki olarak ‘‘Türk milliyetçiliği’’ni yarattı.
Milliyetçilikten hiç hazetmeyen birisiyim ama, dediğim gibi tarih zaman ve mekandan soyutlanarak düşünülemez. Yaşadığımız ‘‘ulus devlet’’i de işte o milliyetçiliğe borçluyuz.
Bunu inkar etmek yalan, dolayısıyla Selanik'in başkentliğini unutmak hıyanet olur.
Şehri yitirdiğimizde, Dersaadet'e ve Anadolu'ya göçen ‘‘Selanik intelligentisia’’sının 1912'den itibaren modern Türkiye tarihine her branşta yaptığı sonsuz katkılar da çabası...
BUGÜNKÜ gazetede gördünüz, AB Zirvesi şu an o Selanik'te toplanıyor.
Ve, Başbakan Erdoğan'ın hareketi arifesinde ‘‘6. Uyum Pakedi’’ne TBMM onayının verilmesi, ‘‘Türk modernleşmesi’’ne ‘‘başkent’’ olmuş şehrin dinamikleriyle uyuşuyor. Hepimize kutlu olsun! 

Karakaş'lardan Hâdi Uluengin 21 Haziran 2003
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Bu arada da zahir hanımların misafir günlerinde moda olmuş, üstelik familyamda Osman Nihat Akın'dan Elçin Himalaya'ya alaturka ve alfranga musikişinaslar mevcut, valdem, mutlaka Konservatuvar'da viyolonsel kurslarına gitmem gerektiğini buyurdu.
AHMED RASİM
(Fotoğrafı yukarıda) (1864 İstanbul - 1932 İstanbul) Besteci (65 beste), gazeteci, tarihçi, yazar (140 eser), şair, milletvekili (1927-1932), Besteci Osman Nihat Akın'ın dedesidir. Mezarı, Heybeliada mezarhğı girişinde kapı yanındadır.
OSMAN NİHAD AKIN (1905-1959)
Çok tanınmış bestekârlarımızdandır. Yüksek Denizcilik Okulu İktisat öğretmeni, Çorlu eşrafından Osman Bey-zâde Nihad Bey'in oğlu, mâruf edip ve yazarlarımızdan Ahmet Rasim'in de torunudur. Mezarı, Karacaahmet mezarlığındadır.
1905 senesinde, Bakırköy'ünde dünyaya gelen bu afacan çocuktaki mûsikî kabiliyetini, ortaokula gittiği sıralarda , kendisine mûsikî hocalığı yapmış olan piyanist Sadri Bey sezmiş ve kendisiyle yakından ilgilenerek okuldan mezun oluncaya kadar, ona iyi denecek kadar piyano çalmasını da öğretmiştir.
Ele avuca sığmayacak derecede yaramaz ve haşarı olan Osman'la başa çıkamayacaklarını anlayan ailesi, onu küçük yaşta yatılı okula vermişti. Halbuki Sadri Bey'in gayesi, Osman'ı Viyana'ya göndertmek, ona mûsikî tahsili yaptırtmaktı. Sadri Bey, buna muvaffak olamadı.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Bir özel şehir: Selanik

1920'li yıllardı; Makbule genç kızlığa adım attığı günlerde doğup büyüdüğü Selanik şehrinden Anadolu'nun ortasında küçük bir şehir olan Tokat'a ailesiyle göç etmişti. Bir süre sonra Türkiye'de kılık kıyafet devrimi yapıldığında mazbut Anadolu şehrinde çarşafını ilk çıkarıp Paris modasında manto giyip başı açık sokağa çıkan Selanikli Makbule Hanım oldu.
Nüfus mübadelesi ile Türkiye'ye gelen Rumelili, özellikle de Selanikli aileler Ankara'nın uygulamaya koyduğu yeni toplumsal projeye en çabuk uyum gösteren kesim oldular. Çabucak asrileşen bu insanlar muhacir olarak anıldılar ve Selanik muhacirleri hep ilgi gördüler. Türkiye'ye yerleşen ilk nesil Selanikliler ile Mustafa Kemal Paşa arasında hemşehrilik hissinden doğan ayrı bir sıcaklık yaşandı.

Selanik'in Müslümanları
Selanikliler 'suyun öbür tarafından'dılar. Avrupalı idiler. Her ne kadar Selanik klasik Osmanlı asırlarında en fazla Türkmen aşireti iskan edilen şehir olsa da; Rumeli Yörükbeyi Selanik'te otursa, Yedikule, Mısır Çarşısı, Tahtakale gibi Türk isimleri semtlerine ad olsa da şehir merkezi hep kozmopolit kalmıştı.

1885 nüfus sayımına göre Selanik ve havalisinde 1 milyona yakın insan yaşıyordu ve bunların 495 bini Müslüman, 244 bini Rum,

bini Bulgar ve 45 bini Yahudi idi. Merkezde bulunan 46 Türk mahallesindeki 30 bin Müslüman, 16 Yahudi mahallesindeki 45 bin Yahudi'nin yanısıra 12 Rum ve 1 Frenk mahallesinde de 13 bin nüfus yaşıyordu. Müslüman cemaati idareci sınıftı. Çoğu memur, polis, bürokrat, subaydı.

Selanik'in gayrimüslimleri
Kurulduğundan bu yana devamlı Yahudi nüfusa sahip olmuş bir şehir Selanik. Osmanlı fethi sonrasında da Yahudiler tekstil alanında faaliyet göstermişler. Dokudukları Selanik çuhası imparatorluk coğrafyasında ve Avrupa pazarlarında çok tutulurmuş. Engizisyon zulmünün elinden 1492'de İspanya'dan, 1496'da Portekiz'den kurtardığımız Yahudiler'den 20 bini eskiden de bu cemaatten insanların bulunduğu Selanik'e bu sektörün geliştirilmesi için yerleştirilmiş. 1510'da Selanik Yahudiler'i matbaalarını tesis etmişler.

1880'lere gelindiğinde şehirde yaklaşık 15 bin Yahudi aile yaşamaktadır. Bunların bin kadarı Yahudi cemaatinin 'ortak refah bütçesi'ne katkıda bulunur. Cemaat bütçesi ise mahalli idarenin bütçesine eşit olduğu belirtilen 500 bin altın Fransız Frangı'ndan oluşur. Bu fon fakir aileler için daha iyi şartlarda konutlar sağlamak, 15 ilkokulun, 4 lisenin ve bir kolejin yanısıra 30 sinagog ile çeşitli hayır kuruluşlarının giderleri için kullanılır.

19. yüzyıl başında Rum ailelerin sayısı ise 2 bin kadardır. Çoğu ticaretle uğraşır ama Avrupa ile ticari temasları alt düzeyde olup parakendecilik yaparlar. Ticari açıdan Yahudilere ancak 19. asrın ortalarında yetişirler. Rum cemaatin bütçesi Yahudi cemaati bütçesinin yüzde 20'si kadardır. Ama Rumlar Selanik'in entelektüel hayatının ve kültür kurumlarının baş temsilcileri olduklarını iddia ederler.

Dönmeler
1626-1676 yıllarında yaşayan Sabatay Sevi, dini ve siyasi bir dava güderek dağılmış olan Yahudileri birleştirip 'siyon'a götüreceğini vaad etmiş ve İzmir'de Mesihliğini ilan etmişti. Bu hareket bütün Yahudiler üzerinde, özellikle de İzmir ve Selanik'teki Musevi cemaati üzerinde büyük etki uyandırarak taraftar topladı. Sabatay Sevi'den 16 Eylül 1666'da mesihliğini isbatı istenince o da kurtuluşu "Müslüman olmakta" buldu. Sabatay Sevi'yle birlikte taraftarları da Müslüman olmuştu ancak bu Müslümanlık sadece şekilden ibaretti. Sabatay Sevi ve taraftarları gizli olarak Yahudiliklerini sürdürmeye devam ettiler. Bu yüzden de normal mühtedilerden farklı olarak 'avdetiler' veya 'dönmeler' olarak isimlendirildiler Müslüman halk tarafından. Dönmelerin nüfus mübadelesi ile Türkiye'ye gelmelerine rağmen Selanik'teki dönme mahallesi hala unutulmamış. Kendilerine mahsus minaresiz camileri de duruyor. Selanik'in Osmanlı döneminde en son yapılan camii olan Dönmeler Camii (Yeni Camii) şu günlerde Arkeoloji Müzesi olarak ziyaretçilere açılıyor.

Selanik'in ekonomik ve sosyal tarihi üzerine makale yazan Basil C. Gounaris'in belirttiğine göre Dönmeler, Müslüman cemaat içinde en zengin grup idiler. Yahudilere ticari rakip gözüküyorlardı. Dönmeleri ne Müslümanlar ne de Yahudiler severdi. Cemaatlerinin devamını iç evliliklerle ve iyi eğitimle sürdürmeye çalışıyorlardı. Gounaris'in ifadesine göre; içinde bulundukları güvensiz ortamdan dolayı siyasi ilişkilerde daha güvenli bir konum elde edebilmeleri için Jön Türk hareketine mali destek verdiler. O yıllarda son derece popüler bir gazete olan Asr'ı kontrolleri altına aldılar. Asr daha sonra Yeni Asır olacak ve 1924'ten günümüze kadar İzmir'de yayınlanacaktı. Geçen asrın sonunda Yeni Asır olarak ülke gündemine giren yenilikçi, değişimci ve devrimci misyon bu yüzyılın sonunda Yeni Yüzyıl ve Sabah grubunca miras alınmış ancak misyon statükocu olmakta karar kılacaktı.

Fernand Braudel Merkezi'nde bir araştırma grubunca yürütülen 'emperyalizm çağında Doğu Akdeniz limanları' konusunda çalışmalar içerisinde Selanik de yer alıyordu. Selanik üzerine araştırma yapan Basil C. Gounaris elde ettiği veriler doğrultusunda şu değerlendirmede bulunuyor: "Selanik toplumunu bütünleşmeye yönelten güçlü etkenlere rağmen farklı cemaatler arası inşa edilmiş bariyerler büyük ölçüde sağlam kaldı. Padişahın toprakları içinde ve dışında Balkanlar'da milliyetçiliğin yükselişi ve Makedonya Sorununun şiddetlenmesi yatay bağlantıları engelledi. Irksal ve dinsel nefret sınıfsal dayanışmaya ve ekonomik çıkarlara üstün geldi. Refah, sosyalizm, meşrutiyetçilik ve kozmopolitçilik çeşitli milletler arasındaki farklılıklar ve güvensizliği boşu boşuna örtmeye çalışan ince bir kabuk olmaktan öteye geçemedi. Selanik, Balkan Savaşlarına kadar derinlemesine bölünmüş kaldı."

Çağlar Keyder, Eyüb Özveren ve Donald Quatert, 'Doğu Akdeniz'de Liman Kentleri' başlıklı kitaba yazdıkları değerlendirmede liman kentlerinin geçen asırda sömürge kenti haline geldiği ve bu şehrin artık kendi iç bölgesi ile emperyalist merkez arasında kanal olarak hizmet ettiği, sakinlerinin de ancak yabancı sermayenin uşaklarından başka birşey olmadığı sonucuna varıyorlar. Bunların yaşadıkları toprağa ve bu toprağın gerçek sakinlerine yabancılaşmış bir 'komprodor' sınıf oluşturduklarını, sömürünün gerçekleştirilmesindeki rollerinden dolayı da temelde olumsuz olduklarını belirtiyorlar.

Aynı çalışma çerçevesinde yapılan bir diğer değerlendirme de Osmanlı liman şehirlerini ve özellikle Selanik'in tarih içindeki misyonunu resmediyor. Liman şehrindeki yabancılar ve onlarla bağlantılı azınlıklar, çağdaş düşünce ve uygulamaların ülkenin geri kalanına yayılmasını sağlayan 'değişim ajanları'na dönüşürler, aksi halde ülkede gelenek ve değişmezlik hüküm sürer. Liman kenti, çağdaş düşünce ve uygulamaların gözle görülür ve elle tutulur hale geldiği, geleneksel düşünce ve davranış yollarıyla çelişkilerin en belirgin olduğu yerdir."

Bugünkü Selanik
533 sene Osmanlı idaresinde kalan Selanik, geçen asırda yaptığı büyük sıçrama ile Osmanlı'dan Türkiye'ye ticaret-siyaset-kültür hayatında fevkalade etkisi olan bir şehrimiz haline geldi. Halen Yunanistan'ın en önemli ikinci şehri. Doğu Avrupa ile Batı Avrupa arasında köprü olarak bahsediliyor. Bu sene 'Avrupa Kültür Başşehri' ilan edildi ve bu çerçevede pekçok kültürel faaliyetler tertip edildi. Bunlardan bir tanesi Bizans Sergisi idi ve gerçekten görülmeye değerdi. Selanik gören herkesin İzmir'e benzettiği; temizliği, bakımlılığı ve gövdesi ile insanları etkileyen bir şehir. Mimarisi ile Yunanistan ekonomisinden en yüksek payı alan şehir olduğunu gösteriyor. Tabii ekonomiye en çok pay veren şehir olduğunu da. Avrupai Osmanlı'nın merkezi olan Selanik Osmanlıya ait bütün izlerini neredeyse silmiş. Selanik artık Osmanlı şehri değil... Şehrin turistik cephesinde Avrupai şehir görüntüsü inkar edilemez ama arka sokaklara doğru gittiğinizde, mesela tren garında Avrupa'dan çok Balkan havası sezmemek imkansız. Aslında bu bütün Yunanistan'ın sorunu. AT'dan aldığı kredilerle makyajını tazeleyen ülke Doğulu mirasından, tarihindeki Doğululuktan rahatsız. Kendisine göre vücudundaki Doğulu kirlerden yani Osmanlı eserlerinden Kültür Bakanlığı, Vakıflar İdaresi marifetiyle kurtulmaya çalışıyor.

M. ALİ EREN

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Karakaş Hakkı Mısırlıoğlu
1957 doğumlu Hakkı Mısırlıoğlu, 1976 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Bölümü'ne girdi ve 1983 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Grafik Bölümü'nden mezun oldu. Lise yıllarında, Polonya grafik sanatının ve Mengü Ertel, Yurdaer Altıntaş ve Sait Maden gibi grafik ustalarının etkisinde kalarak bir grafiker olmayı kafasına takan Mısırlıoğlu, akademiye, grafiği "kültürel iletişim" için kullanacağını ve kitap kapağı, plak kapağı ve film / tiyatro afişleri yapacağını düşünerek girdi. Öğrenciliği sırasında, Akademi Tiyatro Topluluğu'nda dramaturg, yönetmen ve oyuncu olarak çalıştı. Fotoğraf / Sinema Kulübü'nü yönetti; öğrenci temsilciliği yaptı; dersler dışında her şeyle ilgilendi 1977 yılında çektiği 8 mm yarı belgesel filmi ile, Boğaziçi Sinema Kulübü Kısa Film Yarışması'nda Teşvik Ödülü'nü ve Yılmaz Güney Özel Ödülü'nü alan Mısırlıoğlu, kendi filmi yerine Emre Senan'ın canlandırma filmi, "Boş Kağıdı Keşfeden Adam"ı çok beğendi -ki o film de aynı yarışmada kendi dalında birincilik ödülü almıştı.

Mısırlıoğlu, 1981 yılında Ajans Ultra'nın kurucuları arasına katıldı ve reklam dünyası ile tanıştı. Etap otelleri ilk müşterisi idi. 1982 yılında Turgay Özen ve Ahmet Soysal'la birlikte "BEYAZ" dergisini çıkardı ve dergi 1990 yılına kadar yayınlandı. 1983 yılında Mimar Sinan Üniversitesi'nden Bertold Brecht projesiyle mezun oldu. Aynı yıl Abdi İpekçi ödülünü, Brecht'in " Arturo Ui'nin önlenebilir yükselişi " oyununun kitap kapağı ile aldı. 1985'ten bu yana Grafikerler Meslek Kuruluşu sergilerinde çeşitli dallarda ödüller alan Mısırlıoğlu; " Onlarla Pek Sık Görüşmedik " isimli 24 dakikalık 35 mm kısa filmiyle de, 1990 yılında Yunus Nadi ödülünü kazandı. 1995 yılında yayınlanmaya başlayan FOL dergisinin yayın kurulu üyeliğini ve sanat yönetmenliğini yaptı. Mısırlıoğlu halen Ajans Ultra'nın Yaratıcı Yönetmeni.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

SİTEDE ARADIĞINI


powered by FreeFind

 

 

Karakaş cumhurbaşkanı Fahri Korutürk
GÖREV SÜRESİ
6 NİSAN 1973
6 NİSAN 1980
 

Fahri Korutürk M. Lebib MISIRLI Cahit Karakas

1903 yılında İstanbul'da doğdu. 1916 yılında Bahriye Mektebi'ne girdi. 1923 yılında Deniz Harp Okulu'nu, 1933 yılında Deniz Harp Akademisi'ni bitirdi. Deniz Kuvvetleri'nin çeşitli kademelerinde görev aldı. Roma, Berlin ve Stokholm'de Deniz Ataşesi olarak hizmet verdi.

1936'da Montreux Boğazlar Konferansı'na askerî uzman olarak katıldı. 1950 yılında Amiralliğe yükseldi. Oramiralliğe kadar çeşitli rütbelerde komuta görevleri yaptı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevinden 1960 yılında emekli olduktan sonra sırası ile Moskova ve Madrit Büyükelçisi olarak diplomatik görevler aldı. 1968 yılında Cumhuriyet Senatosu Üyesi oldu. 1973 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin altıncı Cumhurbaşkanı seçildi.1980 yılında, yedi yıllık hizmet süresi tamamlandığından Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldı.

12 Ekim 1987 tarihinde vefat etti.

Emin [Tarih ve Demokrasi Forumu]
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Nihat Erim ve Turan Güneş
 

Sencer Ayata Nihat Erim

12 Mart’ın ünlü balyozcu başbakanı, MİT mensubu Nihat Erim (Sevdiği tek solcu(!) olan Çetin Altan cezaevine girince sürekli olarak biraderanı Abdi İpekçi ile haber gönderip sonunda soydaşını/biraderanını/ırkdaşını oradan kurtaran kişi) Kocaeli Kandıralı. Ecevit’in meşhur Dışişleri Bakanı Turan Güneş de Kandıralı. Kandıra’dan bir başbakan ve bir de dışişleri bakanı çıkmış. Ama, tesadüfe bakınız (!) ki bu ünlü kişiler akraba. Savaş Dost’un astığı bir ölüm ilanı incelendiğinde bağlardan çok şey öğreniliyor. Turan Güneş’in ağabeyi Erim Ailesi’nin damadı. Nihat Erim’in kızkardeşi ile Turan Güneş’in erkek kardeşi evliymiş.

Turan Güneş’in ismi 1974’te Kıbrıs Çıkarması esnasında "Ayşe Tatile Çıksın" diye kodlanan şifre yüzünden kızı Ayşe Ayata bir profesör. Eşi Sencer Ayata da profesör. Y.Küçük Şebeke’de The Washington İnstute’ye çok dikkat çekiyor ve buranın tamamen Yahudilerden oluştuğuna ve özellikle başındaki Makovsky’nin gücüne, Bülent Ecevit’in bu kurum için "ulu" diye bahsetmesine vurgu yapıyor. Makovsky’den feyz alanlar, bu kurumdan geçenler arasında Çevik Bir, Turan Güneş’in damadı ODTÜ’den Sencer Ayata, İsmail Cem, Şükrü Sina Gürel, Hikmet Sami Türk, Cengiz Çandar, Sami Kohen de var. Halen bu "kurumda" Türk subaylar eğitiliyor.

Turan Güneş’in oğlu Hurşit Güneş de profesör. Hurşit ismi dede ismi. Aile’nin bir diğer yakın akrabası da Lale Aytaman. İlk kadın vali olan Lioness Aytaman daha sonra ANAP’tan milletvekili olmuştu.

Gokyuzu [SANDAL]
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

KARAKAŞ RÜŞTÜ OLAYI

Selanik Dönmelerininin Türklükle Ne İlgisi Var?
Anadolu milli ananelerimizin değiştirilmesinde her zaman öncülük yapan Selaniklilerin ülkemiz dışında tutulması isteniyor. Ankara 1 Kanunisani 1924 (Özel Muhabirimizden)

Karakaş Rüştü imzasıyla buraya telgrafla başvuru yapılarak Selanik Dönmelerinin aslen, ırken ve soy bakımından Türklük, Müslümanlıkla ilgisi bulunmadığından bahsedilerek, bunların Türk toplumu dışında tutulması, veya ülkenin her tarafına dağıtılarak Türk nüfusuyla karışmaya meecbur edilmeleri istenmiştir. bu konuda ilgili olanlarla konuştum. Türk toplumuna kabul edilmiyeceklerse, bu esasın evvelce gelenlere uygulanması konusunda fikir belirtiyorlar.

Karakaş Rüştü Bey'in Ankara'daki Girişimi
Meclis içinde önemle karşılanmıştır. Bu konu hakkında önemli konuşmalar olmaktadır.
Dünkü nüshamızla evvelki gece Ankara muhabiriizden gelen bir telgrafa atfen Selanikli Karakaş Rüştü bey'in kendi mensup olduğu aslen, ırken Türklükle alakası olmadığından söz ederek bunların Türk toplumunun dışında tuttulması veya ülkenin her tarafına dağıtılarak Türklerle kaynaşmaya mecbur edilmesini istediğini yazmıştık.

Dün bu girişimin Ankara'da yaptığı etkiyle ilgili olarak aşağıdaki telgrafı aldık.
Ankara 2 Kanunisani 1924 (Özel Muhabirimizden)
Büyük Millet Meclisi Üyeleri Karakaş Rüştü bey'in dün bildirmiş olduğum girişimini büyük bir önemle karşıladılar. Bu konu hakkında meclis kulislerinde önemli konuşmalar olmaktadır. Temaslarım sonucunda öğrendimki, büyük bir kısmı Selanik'ten gelen bu kimselerin memleketimizin büyük iktisadi kaynaklarını kendi ellerine geçirmek istemelerine karşı tedbir almanın gerekli olduğuna işaret etmişlerdir.

Dün şehrimizde yapmış olduğumuz araştırmalara göre Karakaş Rüştü bey'in Şamlı Mağazasının ilerisinde olduğu bilinen Karakaş Mağazasının sahibi olduğu anlaşılmıştır. Bir süreden beri mağazasını Mehmet Feridun beylere bırakarak kendisi bazı özel teşebbüslere girişmiş, mütareke senelerinde almanya'da bazı şirketlerin idaresinde bulunmuştur. istanbul'a döndükten sonra çeşitli işlerle uğraşmaya başlayan Rüştü bey Almanya'da bazı şirketlerin idaresinde bulunmuştur. İstanbul'a döndükten sonra çeşitli işlerle uğraşmaya başlayan Rüştü bey, on beş günden beri Ankara'da bulunmaktadır.

Rüştü bey, uzun zamandan beri kendi hemşehrilerinin hareketlerine karşı olmakta ve onları tenkit etmekteymiş.

Dün muhtelif muhabirlerimizde Rüştü bey'in birçok hemşehrisiyle konuşmuş bu girişimi nasıl karşıladıklarını ve Rüştü bey'in bu hareketinin sebebinin ne olabileceğini araştırmışlardır.

Burada baş vurunun hangi nedenle yapıldığı bilinmemekle beraber Rüştü bey'in bildiğimiz hisleri ve düşünceleri bunun nedenini açıkça bize gösteriyor. Zaten kendisinin en yakın aile fertleri de Rüştü bey'in bu hareketini hislerine mağlup olmasına ve son senelerde ki bazı olayların kendi üzerinde bıraktığı etkiden kaynaklandığını belirtmektedir. anlaşıldığına göre, Rüştü bey Ankara’da dostlarıyla meydana gelen bir tartışma sonucunda bu işe girişmiştir.

Dönmeliğin Hurafeleri Nedir veya Neydi? 8 Kanunisani 1924
Karakaşzade Rüştü bey'in Ankara muhabirimize verdiği malumatta, dönmeleri sınıflara ayırmaktadır ve yalnız bir sınıfı neslinin tükenmesi konusunda alakasızlıkla suçlamaktadır. Muhabirimiz diyor ki: Rüştü bey nesline bağlı onun iyiliğine çalışan samimi bir Dönmedir.

Dönme tabiri İslam aleminde bir mühtedinin ömrünün sonuna kadar devam ederken, Sabatay Sevi ve kabilesi her nedense iki buçuk asırdan beri bu özelliği kavrayamamıştır.

Dönmelik meselesi etrafında dönen bazı esrarlı rivayetler çeşitli maksatlarla ortaya çıkar ve ara sıra tüm toplumun ilgisini çeker. Bunlar kakkında benim fazla bilgim yoktur. Yalnız Avrupa'dan kovuldukları ve Osmanlı İmparatorluğunun şefkat ve merhametine sığındıktan sonra padişahın gazabı üzerine korkarak yandaşlarıyla birlikte ihtida ettiğini fakat bu ihtidanın tatmin edici bir derecede olmadığı aklımda kalmıştı. Bir müddet sonra bu isimle anılan bazı kimselerle karşılaştım. Fakat görünüşlerinde bir tuhaflık görmedim.

Karakaşzade İle Karşılaşma
Geçen gün yanımda Tanin muhabiriyle mecli s önünde dururken bir zat gelerek kendisini takdim ettii:
- Selanik Dönmelerinden Karakaşzade Rüştü.

Tabii olarak biz de kendimizi tanıttık. Durup  dururken bu şekilde birtanışma tuhafıma gitmişti. Meğer sebpsiz değilmiş. Dönmelik meselesini çözmek için Ankara'daymış. Hem Tanin muhabirine hem de bana  yazılı bir dilekçe verdi. Meclise hitap ediyordu. Özetimi alarak gönderdim. Haber Vakit'in 2 Kanunisani 1924 tarihli nüshasında yayınlanmıştı. Altındaki imza éDönme Aydınları" adına atılmıştı. Haberin İstanbul'da büyük alaka gördüğünü diğer gazetelerin haberi Vakitten alarak okuyucularına verdiğini ancak, mensup olduğu ailelerin gazetecilere yaptığı açıklamalarda böyle bir müracattan haberleri olmadıklarını yine İstanbul gazetelerinden öğrendim.

Bu girişim Ankara'da az çok ilgi görmüştür. Çünkü Rüştü bey'in bir başka dilekçeyle de Cumhurbaşkanlığına baş vurmuş olduğunu ve dilekçenin Başbakanlığa havale edildiğini öğrendim.

Rüştü Bey Memnun
Bu gün postahane de Milletvekillerimizden Kazım bey ve dış işlerinden bir zat ile bir araya geldik. Karakaşzade yanımıza geldi. Gülüyordu. Memnundu: Tanin yazmamış, dedi.

Özel İbadet Salonları
Rüştü bey gerçekten hoş ve tatlı sohbetli biriydi. Biz dönmelik hakkında uzun uzun bilgiler verdi. Henüz küçükken annesinin kolundan tutarak babasıyla Dönmelerin ibadet ettikleri salona götürdüğünü söyledi ve ibadetlerin şeklini anlattı.

Kuzu Eti Yeme
Annem bana: Kesinlikle kuzu eti yeme senesinde ölürsün. Dönmelerden başka herhangi bir kadınla olursan kesinlikle cehenneme geidersin. Bu ibadetler hakkında sakın türklere bir şey söyleme; Türkler soğan gibidir. Sen hiç acı olmayan soğan gördün mü? Derdi. Halbuki Selanikte Arnavutlar vardı. Çok güzel kuzu pişirirlerdi. Çocukluk imrenirdim. Sonunda gidip yemeye karar vrerdim. Bir taraftan da korkuyordum. O heyeceanla yediğim kuzuyu unutmadım. aklımda yer eden telkinlerle o sene hep ölümü belkledim. Ölmedim. Tekrar yedim. Yine ölmedim. anneme anlattım. Bütün söylediklerinin doğru olmadığını kuzu eti yemekle insanın ölmediğini iddia ettim. Kızdı.

Dört Gönül Meselesi
Merak ederek sordum:
- Niçin kuzu eti yemiyordunuz?
- Kuzu yiyorduk fakat törenle. Siz dört gönül meselesini biir misiniz?
- Hayır.
Benim için şmdiye kadar meçhul olan ve çok tuhafıma giden bu açıklamayı ilginç gördüm. Rüştü  bey analattı.

Kuzu yemenin mevsimi vardır. Sene de bir gün iki arkadaş anlaşır. Kuzu ziyafeti yaparlar. Tab ieşleriyle beraber. O akşam kuzu yenir. (Yazı kurulu buradan bir cümleyi çıkarmıştır). bunun sevabı çoktur. O gece ne kadar çok sevap yapılırsa, bu sevapla insan cennet yolunda o kadar fazla yol almış olur.

Rüştü bey'in söylediği "Cennet Yolcuları" belki  de ceza gününe ulaşmış kimselerdi. Anladığım kadarrıyla da Rüştü bey bu zümredendi. Bende kendilerini kendi yollarında bırakarak, şu dört gönül meselesini anlamak istedim.

İşte bu ya dedi. Kuzu başında buluşan dört kişi.

Anladım. Anladım. Dört kişi gönüllerini birleştiriyor. Evet bazen dört gönülün birleşmesi yeterli olmayabilir. bu duurmda birleşen gönüllerin otuza kadar çıktığı olmuştur.

Allah'ın Evi Yanar mı?
Hurafeler bu kadar da değildir. Selanik'te Dönmeler arasında haşa Allah olarak tanınmış biri vardı. Şehirde bir yangın meydana geldi. Bir çok ailelelr mücehverlerini, kıymetli eşyalarını onun  evine götürdü. Sanıyorklardı ki alevler oraya gelemez. Halbu ki pekala geldi ve orasını da yaktı. Bu benim elimde propaganda silahım oldu. Fakat onlar bu durumu hemen tevil ettiler:
"Elbette yanacaktı. Biz çok günah işlemiştik."

Azizler Başında Mum
Sonra azizlerin başında mum yakma merasimi vardı.

İçişleri Bakanı Nasıl Karşılamış?
Bir gün bunları içişleri bakanı Fethi bey'e de anlattım. Kahkalarla güldü. Elimi sıktı. Beni tebrik ederek: "Ben dönmeleri zeki ve akıllı bilirdim; meğer çok ahmak insanlarmış." Dedi. Gerçekten bizde çok gülerek Rüştü bey'i tebrik ettik.

Rüştü bey Ayastefonasta
Rüştü bey onbeş yaşından beri bu hurafelere isyan etmiş. İlk eşi başlangıçta bu hurafelere inanırken onun telkinleriyle bunlara önem vermez olmuştur. Ayastefonasdta oturdukları sürede oradaki Türkler tarafından daima takdir edilmiş ve halk kendilerini diğer dönmelerden tamamen ayrı tutmuştur.

Dönmeler Kaç Kısımdır?
Rüştü bey'in açıklamaları banayeterli  gelmedi. Dönmeler arasında benimde tanıdığım ülkemizin de tanıdığı kimseler vardır. Yazacağım noktaları iyice anlamak için bazı sorular daha sordum. Şimdi onları geçerek yalnız aldığım cevapalrı yazıyorum.

Dönmeler Üç Kısımdır
- Dönmeler dedi, üç kısımdır : Karakaşlar, Kapancılar, Hamdi beyler. (Burada Rüştü bey'in her üç kabile ve gruplar hakkında ki  hükümler ve sıfatlandırmaları çıkartılmıştır)

Bütün bunları birleştirerek yine üç guruba ayırabiliriz.

Bir kısmı  cahildirler. Tam anlamıyla Yahudidirler. İbranice dua ederler. Dinlerine bağlıdırlar.
İkinci grup aydındır. Hurafelere pek önem vermezler. Fakat hiç bir zaman Türk unsurları ile karışmak istemezler. Sadece menfaatlerini düşünürler.
Çok az kısmı Türkler ile karışmışlardır. Bütün dönmeler, 15 bin kadardır. Bu üçüncü kısım  ancak 100 kadardır.
İçinde Olduğum Sınıf

Benim sınıfım ikinci sınıftır. Nesil bozulmuştur. Daima amca, teyze kızı ala ala hep iç içe karışmalar sonucunda yok olmuştur. Bunun sebebi menfaattir. Bir dönme Türk kızı alırsa:
Gençler, tahsil görenler belki Türk kızı alacaklardır. Fakat ihtiyar ve muhazafakarlar babalarındfan ve onlardan kalacak mirası kaybetmekten korktukları için yeni kendilerinden biriyle evlenirler. Mesela ben, Selanikli iyi tahsil görmüş bir genç tanırım. Bir Türk  kızı severdi, onunla evlenince, babası redetti, iş yerinden çıkardılar, sonra onu belinde bir ip vapurlarda hamallık ederken gördüm. Hayatını bu  yolla kazanmaya çalışıyordu. bu gibileri ne Türkler benimsiyorlar, ne de Dönmeler tekrar içlerine alıyorlar.

Aydınlar Neden Susuyor?
Aydınlara gelince. Onlarda sadece menfaatperestliklerinden dolayı bu durumdan kurtulmaya çalışmıyorlar. Her zaman birbirlerini tutuyorlar. Boykotları da müthiştir. Onların bu menfaat endişesi ve yalnız kendilerini düşünmeleri yüzünden felakete gidiyoruz. Bilirler ki bir mağaza sahibi iseler müşterilerinin, bir müessese iseler satışlarının %80'ni kaybedeceklerdir. Bundan dolayı susuyorlar.

Çözüm Nedir?
Şimdi ben düşünüyorum ki gelecek göçmenler, ikişer üçer tamamen Anadolu'ya  dağıtılmalıdır. Kesinlikle herhangi bir yerde toplu olarak bulunmalarına imkan verilmemelidir. Sonra varsayalım ki 3 bin genç erkek 5 bin genç kızımız var. Bunların mutlaka kendilerinden başkaları ile evlenmeleri zorunlu hale getirilmelidir.

Kızlarımız tabii olarak Türklere varacaklardır. Gençlerimiz de Türk, Alman, Fransız kızları ile evlenebilirler.

Rüştü bey, samimi bir dönmedir, nesline bağlıdır. Onun iyiliğini istiyor. Normaldir, bu  uğurda çalışması onun hakkıdır.

Vakit Gazetesinin 8.Kanunisani 1924 tarihinde yer alan ve Hüseyin Necati tarafından yapılan röportajdan anlaşılmaktadır ki röportajda dönmelerle ilgili olarak çarpıcı bilgiler verilmektedir.

Rüştü Bey'in Halka Açık Mektubu
Ankara'da bulunan Karakaşzade Rüştü Bey'den yine bir mektup aldık. Bu mektubunda da dönmelik meselesi nedeni ile yapılan bazı yayınlara cevap veriyor. Bu mektubu tarihi bir vesika olarak yayınlıyoruz.

Efendiler !
Yanlış düşünüyorsunuz. Tesadüfen Selanik'te Mustafa Arif adında bir dönmenin Gunanasa başvurması ile Dönmeleri mübadeleye tabii tutulmasını rica etmesinden bahsederek sanki benimle Ankara'da bir plan sonucunda aynı amaçla çalıştığımı ileri sürüyor.

Hayır Efendiler! Yanlış düşünüyorsunuz.
Dönmelerin mubadele edilmemesi için ricaya, propagandaya ihtiyaç yoktur. Gelmek istemeyeni hükümet elinden tutup zorla çekip alacak değildir. Bu son derece basit meseleye çocukların bile aklı erer.

Bazı gazetelerin 4 Ocak 1925 tarihli nüshalarında deniliyor ki:
"Rüştü Karakaş sinir hastasıymış. Kadın meselesine kızgınmış. O nedenle bu Dönmelik meselesini kurcalıyormuş diyerek meseleyi önemsiz göstererek örtbas etmeye ve işi sulandırarak meselenin Millet Meclisinde ve basında tartışmaya bile değer olmayacak derecede önemsiz gösterilmeye çalışılması hep İstanbul'daki Dönmelerin basın üzerinde yaptıkları manevralardan kaynaklanmaktadır.

Yine orada yazıldığı gibi önceAvustralya ve Tanzanya'daki ilkel kabilelerdeki gülünç hurafeler varmış. Şu tarihte bu hurafeleri almışlar ve kendilerini daima samimi Türk ve Müslüman vaziyetinde görmüşler.

Tüccar ve memur olmuşlar. Tersane Bakanı, Saray Emini gibi meslek makamlara geçmişler.

Aralarında Bükreş'te Bakiston biraderlere suikast yapan Nursen bey ve akrabasından İzmir'de Yunanlılar tarafından şehit edilen Dr.Şükrü bey gibi şehitler varmış.

Gittikçe kendi dışlarından evlilikler başlamışmış! Bunlar arasında farklı ahlaklara sahip insanlar varmış. (Her milletten olduğu gibi)

Şahsi intikam amacı ile millet içinde nifak ve kötü düşünceler uyandırmaya çalışmak büyük bir suçmuş. Amerikalılar bir adamı kendilerine benzetmek için masraflı vasıtalarla misyonerlik yaparlarmış. Dönmeleri Türk toplumunun dışında göstermek büyük bozgunculukmuş."

Bunun yanında yine bunlar söylendikten sonra millet meclisinin br anket grubu ile meselenin tamamen çözülmesi arzu ediliyor. Bu gazetenin görüşlerini birer birer tahlil edelim.

Kadın meselesinden dolayı sinir hastası değilim, benim ve bütün ailem her Dönme gibidir. Herhalde kendimi bilir yaptığım işlerin mahiyetinin farkındayım. Zaman zaman nükseden gizli bir sevincin kesinlikle tedavisini isteyen samimi bir ruha sahibim.
Avustralya ve Tanzanya'daki ilkel milletlere layık görülen hurafeler Dönmelerde de vardır. Bugün ilim ve fen sayesinde şüphesiz birçok gençler bu hurafeleri yırtıp atmışlrsa da yarıya yakın bir çoğunluk gizli ananeler ve hurafelere bağlıdır. Bunu her zaman ispatlarım ve ispatlayacağım.
Dönmelerden tersane bakanı Sarayemini olmuş zaman içinde önemli memurluklarda da bulunmuş olanlar da vardır. Fakat unutmayalım ki Osmanlı hükümeti denilen Nuhun gemisi veya Babil kulesi, nice yabancı paşalar, milletvekilleri ve bürokratlar, vezirler, reisler v.s. vardır. Sonuç oldu, hepsi aleyhimize çalışmadılar mı? Dün bize milletvekili olanlar, bugün Yunanistan'da milletvekili ve parti liderleri değilmidir? Bu örnekler ile Dönmeler, övülmek mi isteniyor?

Bükreş'te Bakiston kardeşlere suikast yapan Nursen harekatı Dönmelerin kahramanlığı ve vatanseverperliğini mi gösterir? İzmir'de şehit edilen binlerce asker ve subay arasında bir Dönme doktorun bulunmadı Dönmeler için milli bir gurur mudur? Bunlar ve Ermeniler arasında müstesna olarak Türklüğe hizmet etmiş bir takım adamlar  yok mudur?
Dönmeler içinde bazıları Türklerden kız almışlar veya Türklere kız vermişlerdir. Bununla artık kaynaşma başlamıştır mı denilmek isteniyor? Çok safça misaller. Evet Yahudilerden, Ermenilerden, Rumlardan Türklere karışan kızlar hiç şüphesiz Dönmelerin kızlarından yüzlerce binlerce daha fazladır. Ancak onlara karşı karışıp erimişlerdir. Geride kalan Yahudiler, Rumlar, Ermeniler asıl kimliklerini korumuşlardır. Bu milletlere dün olduğu gibi bugünde sen Yahudisin sen Rumsun sen Ermenisin diye kimse saldıramaz. Çünkü onlar, gizli milliyet gizli  din taşımazlar. Maddiyat ve maneviyatları herkes tarafından bilinmektedir.
Şahsi intikam hissi ile memleket içinde yeni bir nifak ve yanlış düşünceler uyandırmıyorum. aksine nifak ve yanlış düşünceleri gidermeye çalışıyorum. Bununla da memlekete büyük hizmetler yapıyorum. Çünkü normal ticaret ve seyahatte bile ortak ve arkadaş olacak adamın güvenilir olması lazımdır. Nerede kaldı ki aynı  sınır içinde aynı hükümet idaresi altında kıyamete kadar kader birliği edeceklerden güvenirlilik aranmasın. dönmeler gizli ve ruh amaç taşımadıkça Dönme adını korudukça hiçbir zaman güven vermezler. Tereddüt ortadan kalkmaz.

Artık işi sulandırmaya, kişileştirmeye ortalığı karıştırmaya çalışılmamalı aksine medeni cesaret ve insanlık göstererek doğru konuşulmalıdır. Bu büüyk ruhu da herkesten bu gerçekleri idrak etmiş ve kendini hakka adamış olanlardan bekliyoruz. Hiç  şüphesiz iki  buçuk asır önce cahil bir tüccarın oğlu olan birinin (Sabatay Sevi) gittiği yanlış ve sahte yolların nasıl çıkmaz ve arızalara ulaştığını herkesten daha iyi anlamıştır. Bu nedenle Dönmelere çıkar yolu, doğru yolu, mutluluk ve kurtuluş yolunu göstermek bir görevdir. Bu inkilabı geröçek aydınlardan  bekleriz. Gaflet ve karanlıkta kalmış bu insanlara yazıktır.

Vakit Gazetesi, 1924, "Tarihin Esrarengiz Bir Sahifesi "Dönmeler" ve "Dönmelerin Hakikati"