Hülya Koçyiğit - O bir mübadil çocuğu.

1923 Türk—Yunan mübadelesinde Sofya doğumlu, babası 5 yaşında iken Türkiye’ye göç etmiş. Annesinin babası Yunanistan Kavalalı, anneannesi Giresunlu. 12 Aralık 1947 tarihinde İstanbul Yenikapı’da ailenin ilk evladı olarak dünyaya merhaba diyor. İki kız kardeşi var. ‘Hepimizin öğretmeni’ dediği, Muhsin Ertuğrul’un tavsiyesi üzerine Ankara Devlet Konservatuarı’nda tiyatro eğitimi alıyor. 16 yaşında, Susuz Yaz filmi ile de uzun soluklu sinema yolculuğu başlıyor. Düzenli bir aile hayatı sürüyor. Tek kızından dünyaya gelen 10 ve 14 yaşlarında iki kız torununu çok seviyor. Torun sahibi olmayı, “Gerçekten çok muhteşem bir duygu” diye niteliyor. Eşi, Fenerbahçe için önemli bir isim ama o Beşiktaş’ı tutuyor. O şimdi 13 yaşındayken gerçekleşen 1960 ihtilalini filme çekmenin hazırlıklarını sürdürüyor. O Hülya Koçyiğit.

– Tunç Başaran’ın, Adnan Menderes’in hayatını perdeye yansıtacağı filmde sizin Berin Menderes’i oynamanız düşünülüyor...
Adnan Menderes’in hayatı filme alınacak, bu çok yeni bir olay. Tunç Başaran’ın böyle bir projesi var, henüz bizlerle görüşmedi. Bunun haricinde benim 6—7 yıldır üzerinde çalıştığım, Halit Refiğ’in kaleme aldığı bir senaryom var... Bu Adnan Menderes’in hayatı değil. Türkiye’yi 1960 ihtilaline getiren nedenlerin araştırıldığı bir senaryo. İsmi de Şeytan Aldatması. Bir aldanış öyküsü. İhtilalin nedenleri neydi, ne oldu da Türkiye bunu yaşadı? Onların araştırıldığı bir hikaye... Tunç Başaran’ınki apayrı bir film. Bizim projede de Berin Menderes’i ben canlandıracağım. Yapımcısı da, rolü talep eden de benim. Yola çıkışım, Berin Menderes’in ölüm haberiyle başladı. Onu okuduğum zaman bir an içim, yüreğim sızladı. Bu ülkede böyle bir hanımefendi yaşadı. İkbal’in en yükseğini gördü ve en büyük hakaretlere maruz kaldı. Hak etmediği bir yaşam sürdü. Çok uzun yıllar yaşadı, bu yıllarda eşinin iade—i itibarını bekledi. Sanki onun için varlığını sürdürdü. Onu gördü. Gördükten sonra ruhunu teslim etti. Bu bende çok önemli bir etki bıraktı.

– Görüşüyor muydunuz?
Hayır tanımıyordum. Ama bu ülkeye 10 yıl boyunca hükmetmiş bir başbakanımızın eşi. Bizim için çok önemli bir kadın. Bu duygularla araştırmaya başladım. O dönemde yaşayan ve bu olaylara karışmış birçok insanla görüştüm. Çok kitap karıştırdım, çok arşiv taradım. Araştırmalarımızın başında senarist Sefa Önal benimle birlikteydi. Elimizde bir teyp, o kadar çok insanla söyleşi yaptık ki konuyla ilgili...

“Mithat Perin amcamdı...”

– Adnan Menderes ile ilgili herkesin bildikleri var. Siz araştırmalarınızda farklı hangi bilgilere rastladınız ya da sizi şaşırtan açıklamalarla karşılaştınız mı?
Ancak bir yurttaş kadar bilgi sahibiydim bu hikayeyi araştırmaya girmeden önce. Yalnız o dönemin milletvekillerinden Mithat Perin, amcam. Gazeteci yazar. Amcamın hayatını, o hapisteyken ailesinin ne tür acılar çektiğini, suçlandıkları konularla hiçbir ilgilerinin olmadığını çok iyi bildiğim için ve yıllarca ben de onun itibarının iade edilmesini bekleyen bir insan olduğum için bir nevi özdeşleştirdim kendimi Berin Hanım ile. Dolayısıyla çok uzak olmadığım, yakınımda hissettiğim bir konu. Beni şaşırtanlar belki çok küçük detaylardı. Belki gözden kaçan ancak insanı çok yaralayan detaylar.

– Örnekler verebilir misiniz?
Mesela Adnan Menderes’in asıldığı yağlı urganın parasının Berin Menderes’ten, o acılı aileden istenmesi. Ailenin sığındığı Ankara’daki küçücük apartman dairesinin kapısına (Menderes’in boynundaki) idam edilmiştir, bu ailenin  erkeği idam edilmiştir yaftasının asılması.

– Siz bu ayrıntıları araştırma yapmadan önce bilmiyor muydunuz?
Hayır, bilmiyordum. Çok sarsıcı şeyler bunlar.
‘İyi olsun da idam edelim’ diyorlar...

– Başka misaller var mı?

Hülya Koçyiğit’in amcası Mithat PERİN ile aynı soyadını taşıyan diğer şahıslar

 

En tüylerimi diken diken eden şey de idam edilecek, karar verilmiş fakat Adnan Bey bir gece önce intihar ediyor. Ve hasta. Hasta bir insanı idam edemiyorlar. Onu iyileştirmek için büyük gayret sarf ediyorlar. O sarf ettikleri gayret iyi olsun da idam edelim diye. Bu çok korkunç bir şey. İnsan olarak dayanılacak bir şey değil. Bir de son anda gelen ‘İdam edilmeyecektir’ kararı ulaştığı halde infazın gerçekleştirilmesi.

– Peki yeni karara rağmen niçin idam edilmiş?
Böyle karar verildi önce diye, devam ediyorlar.

– Filmi ne zaman çekmeyi planlıyorsunuz?
Takdir edersiniz ki sıradan yerli film yapmak bile çok büyük bir maliyet içeriyor günümüzde. Bunları karşılamakta da zorlanıyoruz. Kaldı ki böylesine bir tarihi anlatan hikayenin gerçekleşmesi için normal film maliyetinin çok fazlası bir harcama gerekiyor. Bu benim gücümün çok üstünde. Sponsor desteği ihtiyacımız var. Ama bu konuda da çok hassas ve titizim. Mümkün olduğunca objektif olmaya, Türk insanının olayları daha net anlamasını sağlamaya çalışacağım. Sponsor seçerken de o hassasiyeti göstermeliyim. Bu da bir zaman meselesidir. Bazı şeyleri yaparsınız zamanlaması yanlış olabilir. O zamanlamanın da doğru olmasını istiyorum. Bu hikayenin de mutlaka anlatılmasını istiyorum.

– Herşey istediğiniz gibi gider ve bu filmi vizyona koyarsanız sonunda ne olmasını umuyorsunuz? Bu filmden sonra neler konuşulacak? Neler değişecek?
Demokrasi hayatımıza girdi, halk iktidarı aldı ve kendi hükümetini kurdu. Yıllarca tek parti iktidarından sonra birçok özgürlükler ülkede yaşanmaya başlandı. Bir kalkınma hareketi oldu, bu arada insanlarda bir refah ve iş üretme imkanları oldu. Halk kendi iktidarını kendi beğenmeseydi, seçimlerde kendisi kararını verirdi. İktidarı değiştirirdi de. Buna imkan verilmedi. Bir kere halkın iradesi engellendi. Önemli olan mesajlardan biri bu. Bu sadece 1960 ihtilalinde olmadı, daha sonra da tekrarlandı. Demek ki bir daha tekrarlanabilir. Hayır!... Biz istiyoruz ki bir daha tekrarlanmasın, halka güven duyulsun, halk kendini kimin iyi yöneteceğine kendi karar versin. Demokrasiden anladığımız bu. Birşeyleri tekrar yaşamamak için yaşadıklarımızdan ders çıkarabiliyor muyuz da ikinci mesaj. Üçünsü bir hata varsa acaba bu tek taraflı mı, gerçekten tek taraf mı hata yaptı? Yoksa karşılıklı bir aldanış mı var? Yoksa ülkede bizi birbirimize katmada dış güçler mi etkili oldu? Bütün bu sorulara objektif olarak bakabiliyor muyuz? Objektif olarak yaptığımız yanlışı ilke insanı olarak bir kez daha gözden geçirip kendi öz eleştirimizi yapabiliyor muyuz? Artık kendi öz eleştirisini yapabilen bir millet haline gelebildik mi? O olgunluğa varabildik mi? Kendi sorunlarımızı, sıkıntılarımızı açık açık tartışabiliyor muyuz? Yoksa hâlâ tabularla mı örtülüyüz? Demokrasi biraz da açıklık rejimi. Herkesin fikrini açık açık konuşabildiği, tartışabildiği bir ortam yaratıyor demokrasi. Acaba hâlâ demokrat mıyız ve yeteri derecede demokrasiye inanıyor muyuz? Bütün bunları bir kez daha düşünüp tartışmamıza yol açacak film. Çünkü burada tek taraflı suçlu arayan bir bakış yok.

– Sizin anlattıklarınızdan sonra, sorulma ihtiyacı doğan şöyle bir soru var: En son seçimde halk bir irade ortaya koydu. Meclise iki parti girdi. Ak Parti, Meclis çoğunluğunu elde etti. Siz şimdiki durum için de aynı düşüncelere mi sahipsiniz, yani iş halka mı bırakılmalı?
Tabii ki halk kendi kararını vermeli diye düşünüyorum. Fakat yine de bildiğimiz bir şey daha var ki demokrasi de kendini korumak zorunda. Kendini güvenceye almak zorunda. Şimdi korkulan bir gerçek var. Daha önce milli görüş olarak tanıdığımız Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nin ülkenin şeriatla, dini açıdan yönetilmesi talebi var. Yıllarca bunu talep ettiler. Şimdi değiştiklerini, demokrasiye inandıklarını söylüyorlar. Bunun için bir endişe herkesin kafasının bir köşesinde var. Ama bu peşinen reddetmek anlamına gelmez. Değiştik diyen bu iktidara saygılı olmak, zaman vermek, uygulamalarını beklemek lazım. Bu uygulamaların içinde eğer gerçekten demokrasiyi bir alet olarak mı kullanıyorlar, yoksa gerçek anlamda inandıkları için mi demokrasi savaşı veriyorlar; ülkeyi kalkındırmak, medeni seviyesini, refah seviyesini yükseltmek için mi çalışıyorlar, yoksa amaçlarına ulaşmak için bir süreci mi değerlendiriyorlar... Beklenmeli, peşin yargıdan kaçınılmalı.

– Ters icraatlar gözlemlenirse mekanizmalar mı devreye girecek?
Mekanizmalar devreye girer. Ama giren mekanizmanın elbette ki ordu olmasını temenni ve arzu etmiyorum. Bunu beklemememiz gerektiğini düşünüyorum.

– Mekanizma ordu olmamalı, peki ne olmalı?
Halk kendisi bu tepkiyi ortaya koyabilmeli. Seçim isteyebilir. Sivil toplum örgütlerimiz var. Halk olarak bir gücümüz var. Şu anda zaten hükümet yüzde 34’ü temsil ediyor. Seçmenin yarısından çoğu demek ki aynı eğilimde değil. Halk sivil toplum örgütleriyle muhalefetini gerçekleştirebilir. Halk tepkisini kendisi koyabilir. Ülke yararına çalışmalar yapıldığında da tabii ki daha çok insan iktidarın yanında olacaktır. Daha çok insan gönülden destekleyecektir. Dilerim de böyle olur.

– Demokrat Parti’nin önüne set çekilmese, Adnan Menderes asılmasaydı Türkiye şimdi nasıl olurdu?
Askeri darbeler olmasaydı, biz demokrasiyi çok daha kendi içimizde benimserdik. Kendi gücümüze, halk gücüne güvenerek gelişmemizi daha kısa zamanda tamamlardık. Daha güçlü olurduk diye düşünüyorum.

– Siyaseti düşünüyor musunuz?
Hiç düşünmüyorum.

– Berin Menderes etkilenmesi olmasaydı, bu düşüncelerinizi de paylaşmayacaktınız film aracılığıyla...
Ben düşüncelerimi her zaman paylaştım. Her zaman açık oldum. Belki de bu kadar çok fazla paylaştım ki onun için Turgut Bey’in (Özal’ın) dikkatini çekmiş oldum zamanında. Bu ülke insanı ve sanatçısı olarak, bu ülke için sancılar çeken, daha iyi olması için hayaller kuran, fikir üreten bir insanım. Bunu gerektiği zaman filmlerimle, gerektiği zaman söyleşilerimle bir şekilde halkla paylaşarak bugüne kadar geldim. Onun için herhalde ülke insanı benimle ilgili bir fikir sahibidir diye düşünüyorum, güven açısından. Politikaya davet edilmem de zannediyorum bu güvenle ilgili. Bu benim için değişmez bir şey. Gördüğüm yanlışları da, güzellik ve doğruları da bir şekilde dile getireceğim. Bu böyle gidecek.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Göksel Arsoy

1936 yılında Kayseri’de doğdu. Göksel Arsoy'un annesi Girit Hanya eşrafından Girit Mutasarrıfı Mollazade Ali Talat Bey'in torunu ve Hırkazade Ahmet'in kızıdır.Kelepçe adlı filmle sinemaya geçti (1959). Samanyolu adlı filmiyle de ün yaptı (1959). Ayrıca kendi adına bir film şirketi kurarak prodüktörlük yaptı.

Önemli filmleri: Şehirdeki Yabancı (Halit Refiğ), Şafak Bekçileri (Halit Refiğ), Kızgın Delikanlı (Ertem Göreç).
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Tekin Akmansoy, Torunu Ozan Orhon ve N. Harun Tan

Ebru Şallı ve Ozan Orhon aylarca erteledikleri kararı geçtiğimiz eylül başında açıkladılar: "Boşanıyoruz"... 19 Haziran 1997'de Sabancı Korusu'nda peri masalı gibi bir törenle evlenmişlerdi. Düğün ünlüler geçidi gibiydi. Orhan Gencebay'dan Nükhet Duru'ya, Faruk Tınaz'dan Erol Atar'a kadar herkes oradaydı. Modacı kayınvalidesi Alev Esen'in diktiği gelinlik içinde göz kamaştıran Ebru'nun şahidi ünlü sunucu Halit Kıvanç'tı.

Ebru Şallı, bu dönemde tiyatrocu Tekin Akmansoy'un torunu popçu Ozan Orhon'dan klip mankenliği teklifi aldı.

Siyaset Meydanı sabaha karsi 4.30 da bittiğinde , programın konuklarından Prof. Dr. Erol Manisalı ve Tekin Akmansoy coşkulu bir şekilde yanıma geldiler.
Ikisi de İzmirliymiş.
Meral Akmansoy’un cenaze namazı öğle namazını müteakiben Teşvikiye Camii’nde kılındı. Cenazede Turgut Özatay’ın eşi Metin Özatay ile Tekin Akmansoy ve kızı Arzu Akmansoy’un bitkin oldukları gözlendi. Özatay’ın naaşı Feriköy Mezarlığı’nda, Akmansoy’un naaşı ise Zincirlikuyu Mezarlığı’nda defnedildi

"RÜYA gibi bir gelin olacağım, herkes hayran kalacak" diyen manken Ebru Şallı’nın nikah tarihi 23 Temmuz olarak kesinleşti. Yeni Karamürsel Mağazaları’nın veliahtı Harun Tan ile Swissotel’de yapılacak olan kır düğünüyle dünyaevine girmeye hazırlanan Şallı bugünlerde çok heyecanlı. "Meğer konuk listesini, nelerin yenilip içiyeceğini düşünmek öyle zormuş ki" diyen Ebru Şallı, en çok gelinliğiyle ilgileniyor.
25 bin dolarlık gelinlik
CEMİL İpekçi’nin özel kumaşlar ve taşlardan hazırladığı gelinliğinin maliyetinin 25 bin dolara (yaklaşık 37 milyar lira) çıkacağını tahmin eden Şallı, şöyle konuştu: "Gelinlik öyle güzel oldu ki anlatamam. Arkadaşım Demet Şener de çok beğendi ama Harun’un düğünden önce gelinliği görmemesi gerekiyor. Bu nedenle uğuru kaçmasın diye fotoğraf çektirmiyorum."
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Kesişen YOLLAR 7 SARI KARA BİR SANSAR

TÜRK AMERİKAN DERNEKLERİ FEDERASYONU FAALİYET ÖZETİ
-Can DÜNDAR ,Nebil ÖZGENTÜRK ,Coşkun ARAL gibi tanınmış gazetecilerin katıldıgı sempozyum düzenledik
-New York Belediye Meclisi seçimlerinde aday olan TÜRK asıllı Jak KARAKO ya destek verdik.
-Türk Kültür festivalinde görkemli balomuzla noktaladık.Bu seneki Hayat Boyu Başarı ödülünü ATLANTIC RECORDS’un başkanı Ahmet ERTEGÜN’e verildi
-Yılın TÜRK AMERİKALISI ödülünü sayın DR MEHMET ÖZ’e verdik
-G ö n ü l l ü olarak yürüyüşümüze katılan sanatçı Aşkın Nur YENGİ’ye TÜRKİYE’deki basın MENSUPLARInın da bulundugu bir toplantıda teşekkür plaketi sunduk.(Acaba plaket nasıl ne yazıyor sembol ne)
Aşkın Nur YENGİ düet yapma modasında ise RAFET-EL ROMAN’I seçiyor.
1968 Edirne - Havsa dogumlu. 7 yaşına kadar UZUNKÖPRÜ Ömerbey Köyünde anneannesiyle yasıyor.1.sınıfı okuduktan sonra Almanya ya gidiyor 1997 yılında SU-EL isimli kızı dünyaya geliyor.O bu ismi Yahudilikte suyun temizligin saf olmanın arınmanın .. nedenlerle seçiyor.Zaten Kendi ismi de bize ROMANO lardan yani EŞKENAZİ soyundan gelen ipucunu veriyor. Rafael pardon Rafet’in küçükken Kuran Kursuna gittigini de belirtelim.
Deren KORAY Hürriyet 19-3-2002 NEW YORK’U ANLATIYOR VE ŞÖYLE SORUYOR
Sizce neden TARKAN, BURAK KUT, RAFET EL ROMAN gibi Türk popunun starları buralara klip çekmeye gelirler.Neden Hürriyet Gazetesinin degerli yazarlarından Serdar TURGUT NEW YORK’tan bahsetmeden yazısını yazamaz.
Nacizane olarak ben yanıtlıyayım YOLLARI KESİŞİYOR DA ONDAN .

Serdar ERENER edelim e-kolay reklamınında mimarıymış.Tahminime göre İXİR ismini de o bulmuşsa şaşırmam. Geçmiş Gelecege Egemen’deki yazımda size FELSEFE TAŞI ından söz etmiştim.Simya da felsefe taşının peşindedir, bu taş maddeyi altına çevirir bundan elde edilen ELİXİR ile insan ölümsüzlüğe kavuşur.
ELİXİR bir tür İKSİR yani
Sabah’ın yayınladıgı GÜNAYDIN gazetesi reklamı kimin bilmiyorum Orda bir davulcu gökdelenlerin içinde davul çaıyor gökyüzü ne baktıgımızda kesişen gökdelenlerin ortaya cıkardıgı şekli dikkat edin. Ya da UZ-AN’nın BERKE barajı reklamındaki kesik U ve Z’ye bakın.A ile N’nin kesikligiyle aynı. Bana PERGEL ve GÖNYE’yi anımsatıyor İBRANİ harfleri de olabilir Serdar’ın PROJEsi ise bilmem. Ben Reklamcı olamam.
Sertab ERENER’in bir ilişkisine daha deyineyim, olayın paparazzi yönünü aşarak Demir DEMİRKAN’ın Sertab ERENER’in müziginde onemli rolü var.Adana 12 agustos 1972 dogumlu BİLKENT Üniversitesinde okuyor. İlk olarak LOS ANGELES de çıkan MESHEEN adlı grubun albümünde besteci aranjör gitarist ve vokalist olarak çalışmış
Reklam muzigi de yapıyor, Sezen AKSU ile de çalışıyor. Yoga yapmaya meraklı BOB DYLAN,RICKY MARTIN gibi dünyaca ünlü isimlerin albümünde çalışmış. Hatırlarsak RICKY MARTIN ile Sertab ERENER düet yapmişlardı. PENTEGRAM diye bir grubun kurucu üyelerinden. Süleyman’ın Mühürünün adı da PENTEGRAM’dır. Yanlış anlamayın Sertabın albümlerinde nerdeyse prdüktör olarak adı geçiyor.
Ama Sezen AKSU nun en ilginç ögrecisi AŞKIN NUR YENGİ isimbilim gel beni incele diyor. AŞKIN Yetkin olmak. Yetkin olmak belirli dereceleri aşmakla olur. NUR malumunuz MAVERA’yı izleyenler bilir IŞIK ve MASONİK bir kavram. YENGİ ise zafer demek. Yani yetkin olan
Işıgın Zaferi. Kim koyduysa her halde bizim ulaşamayacagımız bir mertebededir. Bir de Revhan YENGİ var, müzisyen ama aradaki bagı bilmiyorum.

Ahmet TULGAR ile yaptıgı bir söyleşi var 3-12-2001 MİLLİYET
BAŞLIK:”BEN BU TOPLUMUN KADINI DEGİLİM.” Dileyenler internetten okuyabilirler.
Özü ve görünürde medyanın kendisinin söylediklerini carpıtmasını, özel hayatının digerleri gibi reklam amaclı kullanılmasından rahatsız oldugunu ifade ediyor.
Bir albümü var adı HABERCİ, neyi haber veriyor diye bir bakıyorum; albümün kapagı yüzüme çarpıyor.
Sag eliyle bir gözünü dikey olarak kapatmış tek gözü acık yüzünün resmi var. Bu öyle bir acık göz ki her şeyi gören günesin sembolü olan masonik bir göz oldugunu HABER veriyor. HABERCİ de belki beklenen MESİH’dir. Hanım kızımız aktif bir kişiligi var. FTAA 2001 raporlarına bakalım.
NOT:Kesisen YOLLAR 7 DR ÖZ TÜRK-AMERİKAN dernegin’den ödul almisti.
 

ATHENA İLE 12 DEV ADAM üzerine söyleşi
(9 EYLÜL 2001)
-Bu Şarkıdan kaç para aldınız ?
-Turgay:Garanti Bankasından biz bestemiz icin para aldık
-Başa dönelim bu şarkının hikayesi nedir?
-Gökhan:Serdar ERENER’in ajansından aradılar ve 12 dev adam isimli bir konsept hazırladıklarını bizden de reklam filmi için şarkı istediklerini söylediler
-Yani 12 DEV ADAM lafı size ait degil Serdar ERENER’e öyle mi
-Gökhan: Evet bizden istenen şampiyonanın reklam filmi için bir şarkı yapmak,içinde 12 DEV ADAM lafını geçirmekti.
Fikrin arkasındaki ekip BAŞKAN:Serdar ERENER, Ugurcan ATAOGLU
YAZAR:Barış AKBAŞ ART DIREKTÖR:Pemra ATAÇ
Slogan bir anda Türkiye’nin gururu GARANTİ’nin O-NURU oluverir.
Sipariş gelmiş 12 dev adam olacak diye size de uydurup bir müzik yapacaksınız denmiş ATHENA bunu söylüyor
İyi de 12 dev adam ne demek hani ben reklamcı olsam (olamam da)
Basketbol denince aklıma ilk 5 falan gelir 12 kişi oldugunu bile yeni ögredim.Hem bunun antrenörü falan da var yada seyirci bu tarz durumlarda hep artı birdir NİYE 12 ?
Serdar ERENER in ajansı YOUNG RUBİCAM degil mi ?
-Yahudi Ansiklopedisi isimler ve anlamları maddesi
ERKEK İSİMLERİ Aşagıda oniki isim Yaakov’un Rahel ve Lea’dan olma
12 KABİLENİN İSİMLERİNİ taşıyan cocuklarının adıdır.
1-RUBEN:Bakın bir ogul (RUBİ,ROBİ)

 

Bakanın ilginç yönlerinden birini anlatıyor.
-Evlenmeden önce rüyamda ilk oglunun yüzünü gördügünü söylüyor ve diyor ki bana adını söyledi İBRAHİM onunla konuştuk ve oradan aldıgım ilham ondan sonra nasıl bir hayat sürecegime dair bana ipuçları verdi.Bu rüyadan hemen sonra evlenmeye karar veren Mumcu eşine her şeyi mavi al İBRAHİM geliyor diye müjdeyide vermiş.Ayrıca İst.Hukuk fakültesini kazanacagını da rüyasında görmüş ilk tercih olarak onu yazıp kazanmış
-Bizimkiler ürperir ama ben mezarlık ziyaretlerini biraz sık yaparım özellikle yaz günlerinde tek başıma giderim ve bir yakınımın kabrinin yanıbaşına uzanırım orada iki saat geçiririm bunu yapmayı cok severim bir tür terapi...
Bakanın cocuklarından birinin ismi FURKAN digerinin ismi MEHMET ALİ rüyasındaki İBRAHİM ismini koyup koymadıgını bilmiyoruz.
YUSUF BESALEL’İN YAHUDİLİK ANSİKLOPEDİSİ - GÖZLEM YAYINEVİ - madde: RÜYA
Kutsal Kitaptaki rüyalar istisnasız olarak gelecekteki olaylara işaret ederler veya bir ihtar vazifesi görebilirler (örnegin YARADILIŞ 20:3-7;31:24 Sayılar 22:12,20). Genellikle bunlar simgeseldir ve yorumlanmaya muhtaçtır...Talmud ayrıca bazı rüya tabirlerini de sıralamıştır. Örnegin samimi bir barış bir oglun dogumu havuza girmek o kişinin dini bir okula gidecegini görmek ...Yahudi geleneğinde rüyalara karşı hissedilen inancın mistik bir anlam taşımasına ve dolayısıyla rüyalar nedeniyle hurafelerin türemesine neden olmuştur.
22 OCAK 2000 den itibaren yurt dışında büyük bir tanıtım kampanyası başlıyor. Öncekilerden bir farkı var, farkı sloganda. İki sözcüge sıgan bir devrim EMBRACİNG DİVERSİTY yani FARKLILIGI KUCAKLAMAK. Tarih boyunca sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle oldugunu savunan, farklılıklarının üstünü örten Türkiye bu iki sözcük ile ilk kez resmi düzeyde farklılıklarımız var, onları kucaklıyoruz, onlarla övünüyoruz diyor.
Peki Proje nasıl gerçekleşiyor? Bakan MUMCU Reklamcılar Derneginin kapısını çalıyor; “Sizlerden gönüllü rica ediyorum bir marka olarak Türkiye’yi tanıtacak bir starateji belirlemenizi istiyorum” diyor. Herhalde kapıyı açan Serdar ERENER ki sloganı o bulmuş; FARKLILIGI KUCAKLAMAK.
Bakan tepkilerden rahatsız olunca ilginç bir açıklama getiriyor
-Biz Cumhuriyete yeni bir kimlik biçmiyoruz, sadece bir turizm dekorasyonu olarak ürün için marka çalışması yapıyoruz. 5 Firma ile anlaşma sırasına gelince bir ihale şartnamesiyle projeler geliyor, 97 dosya gelmiş, 20 kişilik bir seçici kurul oluşturuluyor. Bogaziçi, Anadolu, Marmara üniversitesinden iletişimciler REKLAMCILAR dernegi ve TURSAK’tan uzmanlar. Sonuçta dosya sayısı 8’e iniyor. BAKANLIK 5’i ile sözleşme aşamasına geliyor. İSRAİLLİ Zmet Icom ve Fransız Türk ortaklıgı dDf CARAT hepsi harıl harıl Türkiye kampanyasına çalışıyor
Serdar ERENER bir hünerinin Orhan PAMUK pazarlaması oldugunu da söyleyelim. Pardon pardon Orhan PAMUK kendisi söylüyor;
19 OCAK 2002, Ayşe ARMAN, Hürriyet
-BU PAZARLAMA YÖNTEMLERİNİ KİM İCAD ediyor?
-Kampanyamızın amacını elbette yayınevimiz belirledi tabii ki Orhan PAMUK da fikrini belirtti. Kampanyayı Ultra Ajans Serdar ERENER g ö n ü l l ü katkılarıyla oldu....
Orhan PAMUK’un radyolarda kitabından bölümler okuması fikri de Serdar ERENER’e ait.                             
Savaş Dost
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Engin Çağlar
Gerçek ismi Çağlan Övet. Çağlan nece ve ne manaya geliyor, bence meçhul ama Övetmen sabataycıların kullandıkları soyadları arasında yer alıyor. Emel Sayın’la birlikte, onun kocası rolünü oynadığı bir filmde gerçek soyadını kullanmış: Kemal Övet! Emel Sayın da Selanik’li bir aileye mensup.

Kartal Tibet Kırım Kökenli

 

İlk önce Aptullah Ziya Kozanoğlu'nun Kaan ismiyle yazıp, R. Tahir Burak'ın çizdiği, daha sonra Suat Yalaz'in resmettiği romanın kahramanı "Altay'dan gelen yiğit-Karaoğlan"ı beyazperdede canlandıran, bir bakıma sinemada Türkçülük yapan Kartal Tibet'in çocuklarının adlarına bakın! Birisi, Kumru (İsmail Cem'in torunu da aynı ismi taşıyor) Tibet Terakki Okulu mezunu. Aşağıdaki yazıdan da anlaşılacağı gibi Kartal Tibet Kırım kökenliymiş. Hemen insanın aklına acaba Karay mı sorusu geliyor. 12 Mart 1971 Muhtirasindan sonra baska bir darbe tesebbüsünü Sikiyönetim Komutani Ali Elverdi'ye haber veren kisi Kartal Tibet'tir. Bir aktörün herhangibir darbeden nereden haberi olacak?

Günümüzde Türkiye'de yaşayan ve geniş halk kitleleri tarafından tanınan Kırım kökenli sanatçılar arasında: orkestra Şefi Gürer Aykal, soprano Remziye Alper, Türk Sanat Müziği'nde Nesrin Sipahi ve Sami Aksu, Türk Halk Müziği'nde Yıldız Ayhan. Arabesk adı verilen fakat kendisinin bu ismi kabul etmediği tür'de bestekâr ve yorumcu Orhan Gencebay. Türk Hafif Müziği ya da pop müzikte Erol Büyükburç, Esin Engin, Emel Müftüoğlu, Mithat Körler, Ulvi Kırımlı, Ozan Orhon.

Sinema sanatçıları: Cüneyt Arkın (Fahreddin Cüreklıbatur), Kartal Tibet, Suzan Avcı, Aydan Şener, Zihni Göktay, Meral Konrat, Türkiye'de tanınan yazar Cengiz Dağcı, Afet Ilgaz ve şu anda isimlerin; yazamadığımız ya da henüz öğrenemediğimiz müzisyen ve sanatçılarla birlikte kendi dallarında Türkiye'de tanınmışlar ve birer ekol olmuşlardır.