 |
En tüylerimi diken diken eden şey de idam edilecek, karar verilmiş fakat Adnan Bey bir gece önce intihar ediyor. Ve hasta. Hasta bir insanı idam
edemiyorlar. Onu iyileştirmek için büyük gayret sarf ediyorlar. O sarf ettikleri gayret iyi olsun da idam edelim diye. Bu çok korkunç bir şey. İnsan olarak dayanılacak bir şey değil. Bir de son anda gelen ‘İdam edilmeyecektir’
kararı ulaştığı halde infazın gerçekleştirilmesi.
– Peki yeni karara rağmen niçin idam edilmiş? Böyle karar verildi önce diye, devam ediyorlar.
– Filmi ne zaman çekmeyi planlıyorsunuz?
Takdir edersiniz ki sıradan yerli film yapmak bile çok büyük bir maliyet içeriyor günümüzde. Bunları karşılamakta da zorlanıyoruz. Kaldı ki böylesine bir tarihi anlatan hikayenin gerçekleşmesi için normal film maliyetinin çok
fazlası bir harcama gerekiyor. Bu benim gücümün çok üstünde. Sponsor desteği ihtiyacımız var. Ama bu konuda da çok hassas ve titizim. Mümkün olduğunca objektif olmaya, Türk insanının olayları daha net anlamasını sağlamaya
çalışacağım. Sponsor seçerken de o hassasiyeti göstermeliyim. Bu da bir zaman meselesidir. Bazı şeyleri yaparsınız zamanlaması yanlış olabilir. O zamanlamanın da doğru olmasını istiyorum. Bu hikayenin de mutlaka anlatılmasını
istiyorum.
– Herşey istediğiniz gibi gider ve bu filmi vizyona koyarsanız sonunda ne olmasını umuyorsunuz? Bu filmden sonra neler konuşulacak? Neler değişecek? Demokrasi hayatımıza girdi, halk iktidarı aldı
ve kendi hükümetini kurdu. Yıllarca tek parti iktidarından sonra birçok özgürlükler ülkede yaşanmaya başlandı. Bir kalkınma hareketi oldu, bu arada insanlarda bir refah ve iş üretme imkanları oldu. Halk kendi iktidarını kendi
beğenmeseydi, seçimlerde kendisi kararını verirdi. İktidarı değiştirirdi de. Buna imkan verilmedi. Bir kere halkın iradesi engellendi. Önemli olan mesajlardan biri bu. Bu sadece 1960 ihtilalinde olmadı, daha sonra da
tekrarlandı. Demek ki bir daha tekrarlanabilir. Hayır!... Biz istiyoruz ki bir daha tekrarlanmasın, halka güven duyulsun, halk kendini kimin iyi yöneteceğine kendi karar versin. Demokrasiden anladığımız bu. Birşeyleri tekrar
yaşamamak için yaşadıklarımızdan ders çıkarabiliyor muyuz da ikinci mesaj. Üçünsü bir hata varsa acaba bu tek taraflı mı, gerçekten tek taraf mı hata yaptı? Yoksa karşılıklı bir aldanış mı var? Yoksa ülkede bizi birbirimize
katmada dış güçler mi etkili oldu? Bütün bu sorulara objektif olarak bakabiliyor muyuz? Objektif olarak yaptığımız yanlışı ilke insanı olarak bir kez daha gözden geçirip kendi öz eleştirimizi yapabiliyor muyuz? Artık kendi öz
eleştirisini yapabilen bir millet haline gelebildik mi? O olgunluğa varabildik mi? Kendi sorunlarımızı, sıkıntılarımızı açık açık tartışabiliyor muyuz? Yoksa hâlâ tabularla mı örtülüyüz? Demokrasi biraz da açıklık rejimi.
Herkesin fikrini açık açık konuşabildiği, tartışabildiği bir ortam yaratıyor demokrasi. Acaba hâlâ demokrat mıyız ve yeteri derecede demokrasiye inanıyor muyuz? Bütün bunları bir kez daha düşünüp tartışmamıza yol açacak film.
Çünkü burada tek taraflı suçlu arayan bir bakış yok.
– Sizin anlattıklarınızdan sonra, sorulma ihtiyacı doğan şöyle bir soru var: En son seçimde halk bir irade ortaya koydu. Meclise iki parti girdi. Ak Parti, Meclis
çoğunluğunu elde etti. Siz şimdiki durum için de aynı düşüncelere mi sahipsiniz, yani iş halka mı bırakılmalı? Tabii ki halk kendi kararını vermeli diye düşünüyorum. Fakat yine de bildiğimiz bir şey daha var ki
demokrasi de kendini korumak zorunda. Kendini güvenceye almak zorunda. Şimdi korkulan bir gerçek var. Daha önce milli görüş olarak tanıdığımız Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nin ülkenin şeriatla, dini açıdan yönetilmesi
talebi var. Yıllarca bunu talep ettiler. Şimdi değiştiklerini, demokrasiye inandıklarını söylüyorlar. Bunun için bir endişe herkesin kafasının bir köşesinde var. Ama bu peşinen reddetmek anlamına gelmez. Değiştik diyen bu
iktidara saygılı olmak, zaman vermek, uygulamalarını beklemek lazım. Bu uygulamaların içinde eğer gerçekten demokrasiyi bir alet olarak mı kullanıyorlar, yoksa gerçek anlamda inandıkları için mi demokrasi savaşı veriyorlar;
ülkeyi kalkındırmak, medeni seviyesini, refah seviyesini yükseltmek için mi çalışıyorlar, yoksa amaçlarına ulaşmak için bir süreci mi değerlendiriyorlar... Beklenmeli, peşin yargıdan kaçınılmalı.
– Ters icraatlar gözlemlenirse mekanizmalar mı devreye girecek? Mekanizmalar devreye girer. Ama giren mekanizmanın elbette ki ordu olmasını temenni ve arzu etmiyorum. Bunu beklemememiz gerektiğini düşünüyorum.
– Mekanizma ordu olmamalı, peki ne olmalı? Halk kendisi bu tepkiyi ortaya koyabilmeli. Seçim isteyebilir. Sivil toplum örgütlerimiz var. Halk olarak bir gücümüz var. Şu anda zaten hükümet yüzde 34’ü temsil ediyor.
Seçmenin yarısından çoğu demek ki aynı eğilimde değil. Halk sivil toplum örgütleriyle muhalefetini gerçekleştirebilir. Halk tepkisini kendisi koyabilir. Ülke yararına çalışmalar yapıldığında da tabii ki daha çok insan iktidarın
yanında olacaktır. Daha çok insan gönülden destekleyecektir. Dilerim de böyle olur.
– Demokrat Parti’nin önüne set çekilmese, Adnan Menderes asılmasaydı Türkiye şimdi nasıl olurdu? Askeri darbeler olmasaydı,
biz demokrasiyi çok daha kendi içimizde benimserdik. Kendi gücümüze, halk gücüne güvenerek gelişmemizi daha kısa zamanda tamamlardık. Daha güçlü olurduk diye düşünüyorum.
– Siyaseti düşünüyor musunuz?
Hiç düşünmüyorum.
– Berin Menderes etkilenmesi olmasaydı, bu düşüncelerinizi de paylaşmayacaktınız film aracılığıyla... Ben düşüncelerimi her zaman paylaştım. Her zaman açık oldum. Belki de bu kadar çok fazla
paylaştım ki onun için Turgut Bey’in (Özal’ın) dikkatini çekmiş oldum zamanında. Bu ülke insanı ve sanatçısı olarak, bu ülke için sancılar çeken, daha iyi olması için hayaller kuran, fikir üreten bir insanım. Bunu gerektiği
zaman filmlerimle, gerektiği zaman söyleşilerimle bir şekilde halkla paylaşarak bugüne kadar geldim. Onun için herhalde ülke insanı benimle ilgili bir fikir sahibidir diye düşünüyorum, güven açısından. Politikaya davet edilmem
de zannediyorum bu güvenle ilgili. Bu benim için değişmez bir şey. Gördüğüm yanlışları da, güzellik ve doğruları da bir şekilde dile getireceğim. Bu böyle gidecek.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Göksel Arsoy
1936 yılında Kayseri’de doğdu. Göksel Arsoy'un annesi Girit Hanya eşrafından Girit Mutasarrıfı Mollazade Ali Talat Bey'in torunu ve Hırkazade Ahmet'in kızıdır.Kelepçe adlı
filmle sinemaya geçti (1959). Samanyolu adlı filmiyle de ün yaptı (1959). Ayrıca kendi adına bir film şirketi kurarak prodüktörlük yaptı.
Önemli filmleri: Şehirdeki Yabancı (Halit Refiğ), Şafak Bekçileri (Halit Refiğ), Kızgın Delikanlı (Ertem Göreç). ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Tekin Akmansoy, Torunu Ozan Orhon ve N. Harun Tan
Ebru Şallı ve Ozan Orhon aylarca
erteledikleri kararı geçtiğimiz eylül başında açıkladılar: "Boşanıyoruz"... 19 Haziran 1997'de Sabancı Korusu'nda peri masalı gibi bir törenle evlenmişlerdi. Düğün ünlüler geçidi gibiydi. Orhan Gencebay'dan Nükhet
Duru'ya, Faruk Tınaz'dan Erol Atar'a kadar herkes oradaydı. Modacı kayınvalidesi Alev Esen'in diktiği gelinlik içinde göz kamaştıran Ebru'nun şahidi ünlü sunucu Halit Kıvanç'tı.
Ebru Şallı, bu dönemde tiyatrocu Tekin Akmansoy'un torunu popçu Ozan Orhon'dan klip mankenliği teklifi aldı.
Siyaset Meydanı sabaha karsi 4.30 da bittiğinde , programın konuklarından Prof. Dr. Erol Manisalı ve Tekin
Akmansoy coşkulu bir şekilde yanıma geldiler. Ikisi de İzmirliymiş. Meral Akmansoy’un cenaze namazı öğle namazını müteakiben Teşvikiye Camii’nde kılındı. Cenazede Turgut Özatay’ın eşi Metin Özatay ile Tekin
Akmansoy ve kızı Arzu Akmansoy’un bitkin oldukları gözlendi. Özatay’ın naaşı Feriköy Mezarlığı’nda, Akmansoy’un naaşı ise Zincirlikuyu Mezarlığı’nda defnedildi
"RÜYA gibi bir gelin olacağım, herkes hayran
kalacak" diyen manken Ebru Şallı’nın nikah tarihi 23 Temmuz olarak kesinleşti. Yeni Karamürsel Mağazaları’nın veliahtı Harun Tan ile Swissotel’de yapılacak olan kır düğünüyle dünyaevine girmeye hazırlanan Şallı bugünlerde
çok heyecanlı. "Meğer konuk listesini, nelerin yenilip içiyeceğini düşünmek öyle zormuş ki" diyen Ebru Şallı, en çok gelinliğiyle ilgileniyor. 25 bin dolarlık gelinlik CEMİL İpekçi’nin özel kumaşlar ve
taşlardan hazırladığı gelinliğinin maliyetinin 25 bin dolara (yaklaşık 37 milyar lira) çıkacağını tahmin eden Şallı, şöyle konuştu: "Gelinlik öyle güzel oldu ki anlatamam. Arkadaşım Demet Şener de çok beğendi ama Harun’un
düğünden önce gelinliği görmemesi gerekiyor. Bu nedenle uğuru kaçmasın diye fotoğraf çektirmiyorum." ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Kesişen YOLLAR 7 SARI KARA BİR SANSAR
TÜRK AMERİKAN DERNEKLERİ FEDERASYONU FAALİYET ÖZETİ
-Can DÜNDAR ,Nebil ÖZGENTÜRK ,Coşkun ARAL gibi tanınmış gazetecilerin katıldıgı sempozyum düzenledik -New York Belediye Meclisi seçimlerinde aday olan TÜRK asıllı Jak KARAKO ya destek verdik. -Türk Kültür
festivalinde görkemli balomuzla noktaladık.Bu seneki Hayat Boyu Başarı ödülünü ATLANTIC RECORDS’un başkanı Ahmet ERTEGÜN’e verildi -Yılın TÜRK AMERİKALISI ödülünü sayın DR MEHMET ÖZ’e verdik -G ö n ü l l ü olarak
yürüyüşümüze katılan sanatçı Aşkın Nur YENGİ’ye TÜRKİYE’deki basın MENSUPLARInın da bulundugu bir toplantıda teşekkür plaketi sunduk.(Acaba plaket nasıl ne yazıyor sembol ne)
Aşkın Nur YENGİ düet yapma modasında ise RAFET-EL ROMAN’I seçiyor. 1968 Edirne - Havsa dogumlu. 7 yaşına kadar UZUNKÖPRÜ Ömerbey Köyünde anneannesiyle yasıyor.1.sınıfı okuduktan sonra Almanya ya gidiyor 1997 yılında SU-EL
isimli kızı dünyaya geliyor.O bu ismi Yahudilikte suyun temizligin saf olmanın arınmanın .. nedenlerle seçiyor.Zaten Kendi ismi de bize ROMANO lardan yani EŞKENAZİ soyundan gelen ipucunu veriyor. Rafael pardon Rafet’in küçükken
Kuran Kursuna gittigini de belirtelim. Deren KORAY Hürriyet 19-3-2002 NEW YORK’U ANLATIYOR VE ŞÖYLE SORUYOR Sizce neden TARKAN, BURAK KUT, RAFET EL ROMAN gibi Türk popunun starları buralara klip çekmeye gelirler.Neden
Hürriyet Gazetesinin degerli yazarlarından Serdar TURGUT NEW YORK’tan bahsetmeden yazısını yazamaz.
Nacizane olarak ben yanıtlıyayım YOLLARI KESİŞİYOR DA ONDAN .
Serdar ERENER edelim e-kolay reklamınında mimarıymış.Tahminime göre İXİR ismini de
o bulmuşsa şaşırmam. Geçmiş Gelecege Egemen’deki yazımda size FELSEFE TAŞI ından söz etmiştim.Simya da felsefe taşının peşindedir, bu taş maddeyi altına çevirir bundan elde edilen ELİXİR ile insan ölümsüzlüğe kavuşur.
ELİXİR bir tür İKSİR yani Sabah’ın yayınladıgı GÜNAYDIN gazetesi reklamı kimin bilmiyorum Orda bir davulcu gökdelenlerin içinde davul çaıyor gökyüzü ne baktıgımızda kesişen gökdelenlerin ortaya cıkardıgı şekli dikkat edin.
Ya da UZ-AN’nın BERKE barajı reklamındaki kesik U ve Z’ye bakın.A ile N’nin kesikligiyle aynı. Bana PERGEL ve GÖNYE’yi anımsatıyor İBRANİ harfleri de olabilir Serdar’ın PROJEsi ise bilmem. Ben Reklamcı olamam. Sertab
ERENER’in bir ilişkisine daha deyineyim, olayın paparazzi yönünü aşarak Demir DEMİRKAN’ın Sertab ERENER’in müziginde onemli rolü var.Adana 12 agustos 1972 dogumlu BİLKENT Üniversitesinde okuyor. İlk olarak LOS ANGELES de çıkan
MESHEEN adlı grubun albümünde besteci aranjör gitarist ve vokalist olarak çalışmış Reklam muzigi de yapıyor, Sezen AKSU ile de çalışıyor. Yoga yapmaya meraklı BOB DYLAN,RICKY MARTIN gibi dünyaca ünlü isimlerin albümünde
çalışmış. Hatırlarsak RICKY MARTIN ile Sertab ERENER düet yapmişlardı. PENTEGRAM diye bir grubun kurucu üyelerinden. Süleyman’ın Mühürünün adı da PENTEGRAM’dır. Yanlış anlamayın Sertabın albümlerinde nerdeyse prdüktör olarak
adı geçiyor. Ama Sezen AKSU nun en ilginç ögrecisi AŞKIN NUR YENGİ isimbilim gel beni incele diyor. AŞKIN Yetkin olmak. Yetkin olmak belirli dereceleri aşmakla olur. NUR malumunuz MAVERA’yı izleyenler bilir IŞIK ve MASONİK
bir kavram. YENGİ ise zafer demek. Yani yetkin olan Işıgın Zaferi. Kim koyduysa her halde bizim ulaşamayacagımız bir mertebededir. Bir de Revhan YENGİ var, müzisyen ama aradaki bagı bilmiyorum.
Ahmet TULGAR ile yaptıgı bir söyleşi var 3-12-2001 MİLLİYET BAŞLIK:”BEN BU TOPLUMUN KADINI DEGİLİM.” Dileyenler internetten okuyabilirler. Özü ve görünürde medyanın kendisinin söylediklerini carpıtmasını, özel hayatının
digerleri gibi reklam amaclı kullanılmasından rahatsız oldugunu ifade ediyor. Bir albümü var adı HABERCİ, neyi haber veriyor diye bir bakıyorum; albümün kapagı yüzüme çarpıyor. Sag eliyle bir gözünü dikey olarak
kapatmış tek gözü acık yüzünün resmi var. Bu öyle bir acık göz ki her şeyi gören günesin sembolü olan masonik bir göz oldugunu HABER veriyor. HABERCİ de belki beklenen MESİH’dir. Hanım kızımız aktif bir kişiligi var. FTAA 2001
raporlarına bakalım. NOT:Kesisen YOLLAR 7 DR ÖZ TÜRK-AMERİKAN dernegin’den ödul almisti.
|