 |
Cemal Kutay, tarihin, eğitimini almamasına rağmen tarihçi diye anlatacağı birisi. O, tarihin içinden bulup çıkardığı veya ortaya attığı iddialarla da
(Türkçe ibadet, Atatürk şamandı gibi) gündeme gelen bir kişilik. 2001 itibariyle yazdığı 183 kitapla belki bir dünya rekorunun da sahibi. Bazı kitaplarda doğum tarihi hicri takvimden miladi takvime dönüştürmedeki
yanlışlıklardan dolayı 1906, 1907, 1912 yazsa da esasında 1909 yılında doğmuş olan 'ku(ü)rt' tarihçi Cemal Kutay, 90'ı aşmış yaşına rağmen gündemde yer edinecek konu bulmakta zorluk çekmeyen ve hayatını halen kalemle kazanan
bir kişidir de.
Asi mi vatansever mi? Cemal Kutay, bir taraftan Kürt aşiret reisi Bedirhan Bey'in (bazı kitaplarda paşa olarak adlandırılmasına rağmen aslı beydir) üçüncü kuşaktan torunudur. Bir Kürt hanedanı
olan Azizan hanedanından Abdullah Han'ın oğlu olan Bedirhan Bey, Cemal Kutay'ın anlattıklarına göre, 1827 Osmanlı—Rus harbine 20 bin atlı ile katılarak, Rus tarihlerinde bile o zaman Osmanlı'nın kazanılan tek zaferinin sahibi
olarak gösterilmiş birisidir. Hıristiyan bir topluluk olan Nasruriler'i kılıçtan geçiren Bedirhan Bey, Osmanlı—Rus Harbinde gösterdiği başarıdan sonra Sultan Abdülmecit tarafından İstanbul'a davet edilir ve bugünkü Darüşşafaka
binası oturmasına tahsis edilir, ardından Girit'e vali atanır. Sonrasında tekrar İstanbul'a gelir, hacca gittiğinde de vefat eder ve orada gömülür. Kutay, Bedirhan Bey'in dini konulardaki danışmanı Molla Abdülkavs'ın bugünkü
İran'daki idareye benzer bir çizgide olduğunu belirterek Bedirhan Bey'in de buna yakın bir hayat sürdüğünü ifade ediyor. Tarih kitaplarına göre ise Tanzimat Fermanı'nın getirdiği yeniliklere karşı gelen, kendi adına para
bastırarak hutbe okutan Bedirhan Bey, Babıali'nin Topal Osman Paşa kumandasında büyük bir ordu göndererek uzun bir çatışmadan sonra teslim aldığı, 1847'de ailesi ve yakınları ile birlikte İstanbul'a gönderilen birisidir.
Ardından 20 yıla yakın Girit'in Kandiye kasabasında zorunlu ikamete tabi tutulur. Sonra affedilip İstanbul'a yerleşir. Oradan Şam'a gider ve ömrünü burada nihayetlendirir. (Osmanlılar Ansiklopedisi. YKY) Ancak Kutay, bunların
gerçek olmadığını söylemektedir.
Adıvar'dan Eşref Kuşçubaşı'na Bedirhan Bey, yaptığı evliliklerden 42 çocuk sahibi olduğundan, aşiret daha sonraki yıllarda bir çok valiler, paşalar çıkarır. Bedirhan Bey'in
çocuklarından Şurayı Devlet Reisliği yapan Murat Bey, Galatasaray'da başkanlık yapan Tevfik Ali Çınar, Ali Şamil Paşa (İlk eşi Mahmure Hanım, Halide Edip Adıvar'ın üvey annesidir), Şam Valisi Salip Bey, Bedirhan Bey'in kardeşi
Abdullah Bey'in oğlu, Atatürk'ün yakınında yer alarak Maarif Bakanlığı yapan ve eğitim alanında köklü ve sarsıcı değişikliklere imza atan Vasıf Çınar ailenin diğer fertleridir. Yine aileden olan Bedri Paşa (Paşanın hanımı
Teşkilat—ı Mahsusa'nın ilk lideri Eşref Kuşçubaşı'nın teyzesinin kızıdır) ise Suriye ve civarlarında ayaklanmalar olduğunda merkezi idarenin, ayaklanmaların bastırılması için aklına gelen ilk isimdir. Başbakan Adnan Menderes'le
birlikte asılan Hasan Polatkan'ın dışındaki Fatin Rüştü Zorlu da aşiretin bir diğer üyesidir.
Vasıf Bey, Atatürk'ün çok yakınında olduğundan Çınar soyadını ona Atatürk verir. Bedirhan Bey'in Hüseyin Kenan adlı oğlundan
dünyaya gelen ve Cemal Kutay'ın da babası olan Tahir Bey ise, Kutay soyadını alır. Tahir Kutay birçok yerde görev yaptıktan sonra Konya'da, bugünkü Yargıtay'la askeri mahkeme arası bir derece olan İstinaf Ceza Mahkemeleri
Reisliği görevi görür. Milli Mücadele'nin hemen başında da o zaman merkezi Sivas'ta olan Yargıtay (Mahkeme—i Temyiz) başkanlığı yapar. Konya'daki hukuk mektebinde ders verdiğinden, daha sonraki yıllarda Meclis İkinci Başkanlığı
yapacak Tevfik Fikret Sılay, DP'nin kurucularından Refik Koraltan onun talebeleri arasında yer alacaktır.
Tahir Kutay, bugün Batı Trakya'da kalan Dimetokalı Miralay Mustafa Nuri Bey ile Fahrünisa Hanım'ın Nazire
dışındaki kızı Süreyya Hanım'la evlenir ve yedi çocuk sahibi olur: Faika (Mehmet Şevki Yazman'la evlenir. DP döneminde Elazığ Milletveki ve Milli Müdafaa Encümeni Başkanlığı yapan Yazman'ın çocuklarından Tuncer Yazman,
Türkiye'nin ilk petrol mühendislerinden biridir), Fahrünisa (O da Albay Suphi Akgün'le evlenir. Haşim İşcan'la dünür olan çiftin tek çocukları Ege Üniversitesi kurucularından ve Türkiye'nin ilk kalp cerrahlarından Prof. Dr.
Sermet Akgün'dür), Fitnat (Atatürk'ün şahsi muhafızlarından ve Birinci dönem Van Milletvekili Hasan Sıddık Haydari ile birleştirir hayatını), Hayrünnisa (Konyalı tüccar Mustafa Öztermiyeci ile evlenir). Ailenin erkek çocukları
ise Cemal, Kenan ve Abdi Kutay'dır. Aile o kadar geniştir ki, Galatasaray Başkanlığı da yapan Tevfik Ali Çınar, ailenin sicilini çıkarmak ister ama üstesinden gelemeyeceğini anlayınca vazgeçer. Cemal Kutay da denemek ister ama
başaramayacağını farkedip konunun üzerine düşmez.
Mevlevi Cemal Kutay İşte bu yedi çocuklu aşiret mensubu bir ailenin ferdi olan Cemal Kutay, 1909'ların Osmanlısında gözlerini dünyaya açar. Henüz on
yaşlarında iken Mevlevi dergahında bulur kendini: "Velet Çelebi'den icazet aldım. Elini öptüm." 13 yaşında iken babasını kaybeden Cemal Kutay, eve destek olmak için tatillerinde Konya'da çıkmakta olan Babalık
gazetesinde müsahhihlik yapar. Henüz 15 yaşlarındadır. 18'inde ise idadiyi (lise) bitirir: "Ben hiç akademik tahsil yapmadım. Zaten üniversiteye gitme imkanına sahip değildim. Çok çalışkan bir çocuktum. Gençlerin bir çok
iptilaları bende yoktu. Sigara içmedim. Asla alkol tatmadım. Mümkün olduğu kadar kitap okudum. Şimdi ise gözlerim göremiyor." 1928 yılında iş aramak için, cebinde üç—dört gün yetecek para ile Ankara'ya doğru yola çıkan
Kutay, Konya Milletvekilleri Naim Hazım Hoca ile Refik Koraltan'dan kendisine iş bulmalarını rica edecektir. Kahvehanede oturup çayını yudumlarken Atatürk'ün gazetesi (1934'te Ulus adını alacaktır) Hakimiyet—i Milliye'de bir
ilan görür: "Musahhih aranıyor." Ve Stefan Zweig'ın Yıldızların Parladığı Anlar kitabındaki gibi, Kutay'ın yıldızı bu olayla parlamaya başlar: "Orada ve daha sonra büyük kıymetler tanıdım. Orada babama her Fatiha
okuduğumda, bana gösterdiği alicenap alâka hâlâ gözlerimi yaşartan Falih Rıfkı Atay vardı. Ben hiç bir zaman kendime yetim bir çocuk diyemiyorum, çünkü Hakimiyet—i Milliye'de, ismi sade Beyefendi olarak geçen ve hakikaten
beyefendi olan o devrin o büyük kalem sahibi Falih Rıfkı ile birlikte Ahmed Emin'inden (Yalman), Hüseyin Cahiti'nden (Yalçın) diyebilirim ki, Ankara Müftüsü olan ve Milli Mücadele'de Atatürk'ün çok istifade ettiği, —Atatürk'ün
de cenaze namazını o kıldırdı— Şerafettin Yatkaya, Esat Sezai Sümbüllük, Mehmet Akif'in damadı Kur'an—ı Kerim'in en mükemmel tercümesini yapan Ömer Rıza Doğrul, Ahmet Hamdi Akseki, bu çok muhterem ve mübeccel insanların hemen
hemen hepsini tanıdım, hepsinin ellerini öptüm, hepsinden feyiz aldım. O zamanın insanları büyük bir azim ve hoşgörüyle insan yetiştirmeye çalışıyorlardı. Sizin daha sonra sadece isimlerini hatırladığınız Abidin Daverler, Refik
Halitler, Burhan Felekler benim ismini saydığım o büyük insanların ışıklarında yetiştiler. Ben o devri yaşadım. İnanılmaz bir haysiyeti vardı Türkiye'nin. Batı Almanya İktisat Bakanı 1935'te Türkiye'ye geldiği zaman, lütfen
inanın, bu reddedilmez belgede, devrin iktisat bakanına 'Dilediğiniz krediyi dilediğiniz şartlarda vermeye hazırız, çünkü sizin derlenip toparlanmanızda biz Birinci Dünya Harbi'nin kapattığı bir Avrupa Birliği'nin yeniden
kuruluşunun ışığını görüyoruz' demişti."
Mehtaplı gecelerde namaz — İslamiyeti yaşayabildiniz mi? "Tabii. Size söyleyeyim. Beş vakit falan değil fakat, —hâlâ sağlığım yerindedir, çok şükür, hâlâ
rükü ve sücuda çok rahat intıbah edebilirim— çok ciddi söylüyorum 40—50 rekat namaz kıldığım olmuştur. Yani içimden gelirdi. Özellikle mehtaplı gecelerde." — Peki Arapça mı Türkçe mi?
"Türkçesini de Arapçasını da rahat okurum. İkisinde de hiç sıkıntı çekmem." Kutay'ın son zamanlarda ortaya sürdüğü bir konu daha vardır: "Bana şaman da dediler. Şamanlık bir kere din değil. Şamanlık doğrudan
doğruya insanın doğasından kopup gelen bir histir. İnsan elleri ile yapılmış olan putlara tapması yerine tabiatın hakikaten insanı da düşünmeye sevkeden tek ve büyük yaradanın mevcudiyetine inandıran tecellilerine bağlı kalmayı
aklın ve vicdanın gereği sayıyorum." Kutay, 1928'de girdiği Hakimiyet—i Milliye'de 1939'a kadar çalışır: "Sonra beni ayırdılar oradan. Bir sebebi yoktu." Daha önce Konya'da Yeni Anadolu isimli Anadolu'da ilk
defa 8 sayfa, renkli başlıklı bir gazetenin kuruluşuna imza atan Kutay, İstanbul'a gelip Celal Bayar'ın büyük oğlu Refi Bayar'la Güneş isimli bir matbaa kurup Halk isimli bir gazete çıkarır iki yıl boyunca. Gündelik gazete
tatmin etmeyince de Millet ve Hakka Doğru mecmualarını çıkarmaya başlar (1944—51). Kutay o kadar yoğun çalışmaktadır ki, bu tempoda çalışırken evlenmeyi bile düşünmemektedir. Ancak ailesi, onu, 1944'te yine Rumelili,
Yugoslavya göçmenlerinden olan ve Niğde'ye yerleşmiş Kamil—Nezahat çiftinin kızları Melahat (Günan) Hanım'la evlendirir. Beş çocuğu gelir dünyaya. (Zeynep Sırma, yüksek maden mühendisi Erol Kuyaş'la, Ayşe Mine Adnan Koca ile,
Ömer Faruk Prof. Dr. Sevil Kutay'la, Gazale Nilgün yüksek inşaat mühendisi Mehmet Ciğeroğlu ile, kardeşlerin en küçüğü İnci Kübra da tanınmış fotoğraf sanatçısı Muhlis Maçero ile evlenmiştir.)
Bu arada ilk kitabı olan
Selçuklu'dan Osmanlı'ya adında bir biyografi kitabını da 1935'te yayınlayan Cemal Kutay, Naşit Hakkı Uluğ'un idare müdürü olduğu zamanda, Ulus'ta çalışan herkesin CHP'ye girmesini zorunlu kılmasına rağmen bu dönemde bile
siyasete bulaşmaz. Kutay, daha sonraki dönemde de siyasetten uzak duracaktır. 1952'de ise yeni bir yayın macerasına atılır: "Ne Ebüzziyazade Velid, ne Hüseyin Cahit, ne Ahmet Emin, hiç kimse böyle bir şeye girmemi
istemediler. 'Sen deli misin?' dediler. Bin 800 abone temin edersem çıkaracağım. Bunun için 80 bin adrese bir açık mektup yazdım." Kutay, 1952'den 57 yılına kadar, tamamlandığında 12 bin sayfa ve 20 cilt olacak kronolojik
değerler içerisinde fasikül fasikül bir tarih kitabı yayınlar (Türkiye İstiklal ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi). Kutay, Konya'daki Babalık'ta başlayan ve Hakimiyet—i Milliye ile devam eden basın hayatını Tan, Tanin, Son
Telgraf gazetelerinde devam ettirir. Kutay, Son Posta'da 'İttihat ve Terakki nasıl çıktı, nasıl kuruldu, nasıl ayrıldı' adıyla 807 gün yayınladığı tefrika ile de bu alanda bir rekorun sahibi olur. Hür Anadolu, Sedat Simavi'nin
sahibi olduğu Yedigün de onun kalem oynattığı diğer basın kuruluşlarıdır: "Sedat Simavi, Hüseyin Cahit Yalçın'ın yazılarına, Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirlerine, Refik Halit Karay'ın hikayelerine 250 kuruş verirken bana 375
kuruş veriyordu. Biliyordu, iki kardeşimi İstanbul'da yüksek tahsil yaptırdığımı. O zamanki insanlar başkaydı. Türkiya'da (Kutay, özellikle Türkiya diyor) inanılmaz bir insan kıymeti enflasyonu var." Aktif gazeteciliği en
son Tercüman'da yaptığı çalışmalarla noktalayan Cemal Kutay, 2001 tarihi itibariyle 183 kitap yayınlar. Bugün Kadıköy'deki evinde, 1987'de kasıtlı olduğuna inandığı bir yangın geçirmesine rağmen Teşkilat—ı Mahsusa üzerine Mısır
ve Türkiye'de araştırmalarını kitaplaştıran 'esrarengiz Amerikalı' Philip Stoddard'ı bile ziyaretine geldiğinde hayrete düşürecek arşive sahip (Eşref Kuşçubaşı'nın aşirete yakın olması arşivin elde edilmesinde etkili olmuş
mudur bilinmez ama) olan Kutay, iki genç bayan yardımcısı sayesinde hayatını halen kaleminden kazanmaya devam ediyor: "Bütün hayatımı buna verdim. İsteseydim tasavvur edemeyeceğiniz kadar zengin olurdum. Benimkilerle kabil
olmayacak kadar birikimler astronomik paralarla satıldı Amerikalılara. Bu Philip Stoddard da bunun için gelmişti."
Fenerbahçeli olan, fakat işin bu kadar materyalist boyut kazanmasından sonra üyelikten ayrılan,
'Hiç garipsemeyin bahçe işleriyle meşgul olmayı çok severdim' diyen, Fransızca, Arapça, Farsça bilen, Kutay, 'gizli—açık' hiç bir cemiyete de üye olmadığını söylemektedir: "Bir çokları bana mason derler. Büyük mason
üstadları en büyük dostumdu, Mim Kemal Öke, İbrahim Necmi Dilmen, Besim Ömer Paşa. Bana teklif yaptıklarında durumu izah ettim, hepsi de bana hak verdiler ve üye olmadım o kuruluşlara."
 Mavera-Gökyüzü |