Sabataizm ve dönmelerle ilgili Takiyyeciler Sitesine gitmek için buraya tıklayın.
...ZİYARET ETTİNİZ İSE ..

SABETAYCILIK VE SİYASET

Türkiye'de Sabetaycılık giderek daha fazla tartışılmaya devam ediyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri Sabetaycılığın gizli karakteri sebebiyle merak uyandırması, diğeri ise Sabetaycılar arasındaki mücadeleler ve bu mücadeleler esnasında bazı gizli bilgilerin açıklanmasıdır.
Son olarak, Şişli Terakki Lisesi çerçevesinde meydana gelen mücadeleler sebebiyle ortaya atılan bazı isimler ve CHP ile Sabetaycılar arasında kurulan ilişkiler kamuoyunda ilgi çekti. Konunun ayrıntılarına geçmeden Sabetaycılığın ne olduğuna kısaca bakalım.

Sabetaycılık Nedir?
İspanya'daki Engizisyon zulmünden kaçan Yahudiler 1492 yılında Osmanlı tarafından kabul edildiler ve başta Selanik ve İzmir olmak üzere çeşitli şehirlere yerleştirildiler. İşte Sabetaycılar bu Yahudiler içinden çıkan bir guruba verilen isimdir.
Sabetaycılığa ismini veren Sabetay Sevi, 1626 Yılında İzmir'de Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Haham olarak yetişen ve Yahudi mistisizmi olan Kabbalizme ilgi duyan Sevi, 1665 yılında kendisinin Tevrat'ta beyan edilen ve dünyaya gelip "vadedilen topraklar"da Yahudiliği tekrar hakim kılacak olan Mesih olduğunu iddia etti.
İzmir'li hahamlar Sabetay Sevi'nin Dinlerini bozduğu gerekçesiyle öldürülmesine karar verdiler, ama bu kararı uygulayamadılar ve onu Osmanlı sarayına şikayet ettiler. Osmanlı, artan şikayetler karşısında İzmir'li hahamlar gibi onu öldürmedi, ama tutuklayarak Çanakkale'de bir kaleye hapsetti. Faaliyetleri burada da devam eden Sevi'yi yine Yahudi hahamlar Saray'a şikayet edince, Osmanlı bu talepler karşısında kayıtsız kalamadı. Sevi'yi Saraya çağıran Sadrazam hayatı ile iddiaları arasında bir seçim yapmasını istedi. Sevi hayatı yönünde seçim yapmakla kalmadı, Müslüman oldu ve Aziz Mehmet adıyla maaşa bağlandı.
Sabetay Sevi Mesihlik iddialarını terk etmedi. Adamlarına haberler göndererek, kendisinin sadece görünüşte Müslüman olduğunu, gerçekte ise kendi kurduğu Mesihi inancı yaşamaya devam ettiğini duyurdu. Yine faaliyetlerine devam ettiği anlaşılınca, Arnavutluk taraflarına sürgüne gönderildi ve orada öldü. Ama kendisini takip eden 200 aile Selanik'e yerleşerek dış görünüşte Müslüman, gerçekte ise Sabetaycı-Yahudi olarak yaşamaya devam etti.
Sabetaycı yahut dönme olarak adlandırılan bu grup, Selanik'in Yunanistan'da kalması ile, 1924 yılında yapılan nüfus mübadelesi sonucu Türkiye'ye göç etti ve başta İstanbul'un Şişli ve Nişantaşı semtleri olmak üzere çeşitli bölgelere yerleşti.
Karakaşlar, Kapancılar ve Yakubiler adlı kollara ayrılan Sabetaycılar, şu anda Feyziye Mektepleri, Şişli Terakki Lisesi, Işık Liseleri ve Işık Üniversitesi gibi eğitim kurumlarına, Sabah Gazetesi gibi bir medya grubuna, çok sayıda öğretim elemanı, yazar ve işadamına sahipler. Nüfuslarına oranla etkileri çok fazla olan bu kesim, Sabetaycı kökenlerini gizleyerek hareket ediyor.

Basında Çok Güçlüler
Sabetaycılar, uzun yıllar Türk basınında en büyük gazeteleri ellerinde bulundurdular. Selanik'ten İzmir'e taşınan Yeni Asır'dan sonra, Ahmet Emin Yalman'ın Vatan Gazetesi ile basın sektöründeki ağırlıkları devam etti. Daha sonra Sabetaycı medya grubu olarak Hürriyet Gazetesini uzun süre ellerinde bulundurdular. Erol Simavi'nin bu gazeteyi Aydın Doğan'a satarak yurt dışına (sanırım Belçika'ya) çıkmasıyla, basın sektöründe Sabetaycı olarak Yeni Asır ve Sabah grubu kaldı.
Diğer basın organlarında da çok sayıda Sabetaycı kökenli gazeteci ve köşe yazarının olduğu söylenmekte ve yazılmaktadır. Zaman zaman kendi arasında da mücadelelere girişen Sabetaycı kökenli yazarların önemli bir bölümü halen kendilerini gizlemeyi başarıyorlar. Sabetaycıların gerek medyada gerekse toplumun diğer alanlarında önemli yerler işgal etmelerinin sebebi, onların üstün bir eğiti,m almaları ve bir-kaç dil bilecek şekilde yetişmeleri ile mümkün olmaktadır.

Masonluk Rağbette
Masonluğun kuruluşundan itibaren Yahudiliğin etkisinde olduğu ve masonluğu Yahudilerin yönettiği artık sır olmaktan çıkmıştır. Yahudilerin Tanrı tarafından seçilmiş ırk oldukları ve diğer bütün insanları yönetmekle görevlendirildikleri şeklindeki inançlarını iyi bilmek gerekir. Bu inanç sebebiyle Yahudiler kendilerinden olmayanlara karşı her zaman çeşitli kurnazlıklar yaparlar ve böyle bir kültür geliştirmişlerdir. İşte Masonluk, Yahudilerin dünyayı yönetme ideallerine hizmet eden ve Yahudiliğin kontrolünde olan gizli bir teşkilattır.
Osmanlı Devleti'nin son dönemine damgasını vuran İttihat ve Terakki ile Selanikteki mason locaları ve Sabetaycıların ilişkileri incelendiğinde, Sabetaycıların diğer ikisi üzerinde önemli bir etkiye sahip oldukları görülecektir.
Kendisi de bir sabetaycı olan Ilgaz Zorlu'dan nakledelim: "...Dikkatle incelendiğinde de görülecektir ki Selanik'te o dönemde mason locaları ve tarikatlerde etkili olan Türk ve Müslüman kimlikli aydınların pek çoğu sabetaycıdır, aslında bunu da normal karşılamak gerekiyor, çünkü sabetaycılar 20.yy'ın başlarına gelindiğinde dini kurumlarını giderek ortadan kaldırmışlardı ve o dönemlerde de Yahudilik dinine geri dönme arzularının da kabul edilmemesi neticesinde neredeyse ateist bir hayat yaşamaktaydılar. Hiçbir manevi dayanakları kalmayan bu insanların bu yıllarda ve köken olarak ta onların soylarından gelen diğer kuşakların üyelerinin de sabetaycı kökenli olmaları bir rastlantı değildir.
Nitekim bugün bile Hür ve Kabul Edilmiş Mason Locası'nın Grand Comandör (ya da Türkçe karşılığı ile Hakim Büyük Amir) leri'nin de yine Kapancılar koluna mensup bir aileden gelmesi de şaşırtıcı olmamalıdır."
Sabetaycıların ekonomik güçleri, yüksek kültür seviyeleri ve masonluğun gücü de dikkate alındığında bu grubun çok önemli bir güç haline geldiği ortaya çıkar.

Siyasette Sol ve Özellikle CHP Tercih Edilmiş
Sabetaycıların siyasette İttihat Terakki ile etkili olmaya başladıklarını söylemek sanırım yanlış olmaz. Nitekim İttihat Terakki'nin ilk kabinesinde Maliye Nazırı olan Cavid Bey Sabetaycı bir siyasetçiydi. Cumhuriyet döneminde de ilk kabinede yine Maliye Vekili olarak bulunan Cavid Bey, Atatürk'e karşı düzenlenen İzmir suikastine katıldığı gerekçesiyle idam edilmiş...
1924 yılında Karakaş Rüştü adlı şahsın cemaatin içyüzünü Atatürk'e ve TBMM'ye mektup yazarak açıklaması ile siyasi baskı altında kalan Sabetaycılar, 1942 yılında uygulanan Varlık Vergisi uygulamasında "D" grubu adı altında vergiye tabi tutuldular. Bezmenler, Atabekler, Dilberler gibi aileler bu vergiyi ödemek zorunda bırakılmışlardır. 6-7 Eylül olayları da Sabetaycıları olumsuz etkiledi.
Sabetaycıları olumsuz etkileyen bu olayların ilk ikisi CHP döneminde meydana geldiği halde Sabetaycılar CHP'de siyaset yapmayı tercih ettiler. Yine Sabetaycı Cavid Bey Atatürk tarafından idam ettirildiği halde ve Karakaş Rüştü olayında Atatürk döneminde baskı gördükleri halde aşırı Atatürkçü görünmeye özen gösterirler.
Ilgaz Zorlu tarafından kaleme alınan "Gülçin Telci'nin Yazamadıkları, Şişli Terakki Yolsuzluğu" adlı broşürde bazı Sabetaycılarla CHP arasındaki esrarengiz ilişkiler şöyle anlatılıyor:
"Sabetaycı cemaatin "Kapancılar" koluna mensup olan Sayın Can Paker Türk Henkel isimli bir Alman firmasının yönetim kurulu başkanıdır. Sayın Paker uzun yıllar politika ile ilgilenmiş, bir dönem Deniz Baykal'ın danışmanlık görevini üslenmiştir. 1970 li yıllarda Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi içinde Turan Güneş ve Deniz Baykal'ın bir arada oluşturdukları bir grup vardır. Bu grubun içinde şu an Şişli Terakki'nin Yönetim Kurulu üyesi olan Prof. Ahmet Yücekök de görev almıştır (Sayın Yücekök'ün eşi de sabetaycı kökenli bir aileden gelmektedir). ( Aynı grupta yer alanlar arasında Şişli Terakki'nin yönetiminde uzun yıllar yer alan Bülent Tanla'da bulunmaktadır)
Bu kişilerin (şu an elimizde belge olmadığı için tam olarak bilinemeyen bir şekilde) bir siyasi partiye ait bazı taşınmazlara sahip olduklarına dair bir iddia vardır. Sabetaycı cemaat içinde yer alan bazı söylentilere göre bu kişilerin arasında varolan bazı ilişkilerden dolayı menfaat teminleri olduğu da iddia edilmektedir. Ancak bunlar şu an elde belgeler olmadığından ispat olunamamaktadır. Tabii bu, iddiaların araştırılmayacağı anlamına gelmez!"
Zorlu'nun yanısıra, Akit Gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak da konu ile ilgili bir makale yazdı ve şu görüşlere yer verdi:
"CHP ile bu parti arasındaki ilişkinin araştırılması gerek. İddialar son derece mide bulandırıcı. Bilgin ailesi gerçekten Terakki Vakfı'na ait mal varlığının denetimini ele geçirerek, cemaati kendi siyasi ve iktisadi çıkarları için kullanmak mı istiyor? Can Paker bu işin neresinde. Bülent Tanla ve Haluk Arı'nın ortak reklam şirketi CHP'nin seçim kampanyasını alarak, bu cemaatle parti arasında iktisadi manüplasyonlarda mı kullanılıyor? Tanla, Arı ve İlhan Selçuk ortak şirketi Medya C malum sermaye ile Cumhuriyet ve bazı gazeteler arasında haber politikalarına endeksli reklam dağıtımı mı yapılıyor? Bu soruları soruyorum, çünkü bu tür söylentiler artık kulak tırmalamaya başladı. Hatta CHP İstanbul il yönetiminden bazı isimler, laik CHP'nin bir tarikatın arka bahçesi gibi kullanıldığı iddialarının yaygınlaşmasından son derece rahatsız. CHP mi Sabatayları kullanıyor, Sabataylar mı CHP'yi, o da belli değil."
Dilipak şu anda aktif siyasette bulunan Sabetaycıları da şu şekilde açıklıyor:
"Sabatayların bir diğer adı "Dönme" ya da "Selanikli". İsmail Cem, Rahşan Ecevit, Tansu ve Özer Çiller, Coşkun Kırca, Altan Öymen, Ercan Karakaş bu ekipten olarak bilinir. Bunlar kendilerini zahiren Müslüman olarak takdim etseler de, gizli olarak Yahudi dini, ritüelleri ve geleneklerine bağlıdırlar. Yani takiyye yaparlar."
Dilipak'ın söyledikleri doğruysa, CHP lideri Altan Öymen, Ercan Karakaş ve Bülent Tanla'nın yanında, DYP lideri Tansu Çiller ve DSP'li Rahşan Ecevit de sabetaycı kökenden geliyorlar.

Okullar ve Şişli Terakki Yolsuzluğu
Sabetaycıların eğitim sahasında çok büyük yatırımları olduğu ve 1885'te kurulduğu söylenen Feyziye Mekteplerinin 100 yıldan fazla bir tarihe sahip oldukları bilinmektedir. Son zamanlarda Işık Liseleri ve Işık Üniversitesini kuran Feyziye Mektepleri Vakfı eğitim faaliyetlerine devam ediyor.
Lise seviyesindeki sabetaycı okulların en eskilerinden biri ise Şişli Terakki Lisesidir. Bu okulda son zamanlarda çeşitli yolsuzluklar yapıldığı yine bir sabetaycı olan Ilgaz Zorlu tarafından ortaya atılmaktadır. Zorlu, Sabetaycıların kökleri ile bağlarını güçlendirmeleri ve asıllarına dönmelerini savunuyor.
Cumhuriyet Gazetesi'nin de iddialarda adı geçmekte ve Şişli Terakki Lisesi'nin yönetiminde çeşitli yolsuzluklar yapıldığı öne sürülmektedir. Zorlu bu vesile ile ilgili olarak bazı isimler de vermektedir:
 

 "Haluk Arığ'ın okulla ilgili olarak yardım gördüğü kişiler şunlardır:
- Ahmet Yücekök ( Siyaset Bilimi Prof.u)
- İlter Turan ( Bilgi Üniversitesi Rektörü)
- Bora Gönenç
- Fatih Dural
- Can Paker ( Türk Henkel Yön.Kur. Baş. Tusiad üyesi)"

Bu Site İçinde Ara


powered by FreeFind

 

Zorlu ile Şişli Terakki Lisesi yöneticilerinin bu vesile ile mahkemelik olacakları Zorlu'nun broşüründe zikredilmektedir. Eğer bu gerçekleşirse, gizli cemaatin daha pek çok kirli çamaşırı ortaya çıkabilir ve bazı isimler daha verilebilir diye düşünüyoruz.
Sabetaycı olarak çeşitli tartışmalarda ortaya atılan isimler arasında, Halide Edip, Dr. Nazım, halen hayatta olan
Yönetmen Halit Refiğ, Prof. Bülent Tanör, müflis işadamı Halil Bezmen, modacı Cemil İpekçi sayılabilir.
İş dünyasından da, Nejat Eczacıbaşı(ölü), Bülent Eczacıbaşı, İshak Alaton, Üzeyir Garih, Atabekler vs. sayılabilir.
Sabetaycı olduğu söylenen eğitim kurumlarının Mütevelli Heyet üyeleri aşağıda verilmiştir:
 

Feyziye Mektepleri Vakfı Yönetim Kurulu
Başkan Osman ERBELGER,
Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Cumhur FERMAN,
Genel Sekreter Dr. Murat BINARK,
Üye Dr. Özge SEZERMAN,
Üye Mimar. M. Kamil ÖZKARTAL,
Üye Prof. Dr. Ilhami ÇETIN,
Üye Mehmet MISIRLI,
Üye Avukat Gün Han BASIK,
Üye Necmettin GÖKÇE,
Üye Prof. Dr. Sıddık YARMAN,
Üye Altan GÖKÇEK,
Üye Tufan DURGUNOGLU,
Üye Seçkin TÜRESAY

Işık Üniversitesi Mütevelli Heyeti
Başkan, Prof. Dr. Cumhur FERMAN,
Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent BERKARDA,
Başkan Yardımcısı Mimar Kamil ÖZKARTAL,
Raportör Prof. Dr. Ahmet Niyazi KOÇ,
Üye Erden MISIRLI,
Üye Prof. Dr. B. SIDDIK YARMAN,
Üye Çelik ARSEL
Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. SIDDIK YARMAN

İstanbul Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti
Oğuz Özerden (Başkanı),
Serdar Mutlu (Başkan Yardımcısı)
Gülten Kazgan
Toktamış Ateş
Bülent Akarcalı
Orhan Gemicioğlu
S. Halit Kakınç
Yiğit Ekmekçi
Cüneyt Akgün
Latif Mutlu Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı
Lale Duruiz Rektör Yardımcısı
M. Orhun Çavdar Genel Sekreter

Rektörlük
Rektör Prof. Dr. İlter Turan
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Lale Duruiz
Genel Sekreter Orhun Çavdar MBA
 

Yönetim Kurulu
Prof. Dr. İlter Turan
Prof. Dr. Lale Duruiz
Prof. Dr. Mete Tunçay
Prof. Dr. Beyza Furman
Prof. Dr. Uğur Alacakaptan
Doç. Dr. Aydın Uğur
Orhun Çavdar

Sabetaycı Nejat Eczacıbaşı tarafından kurulan ve halen Sabetaycı Can Paker tarafından yönetilen TESEV Yönetim Kurulu (1998 Yılı)

Dr. Can PAKER (Başkan)
İshak ALATON
Dr. Yılmaz ARGÜDEN
Doç. Dr. Oğuz BABÜROĞLU
Tarhan ERDEM
Prof. Dr. Üstün ERGÜDER
Doç. Dr. Nihal İNCİOĞLU
Dr. Mehmet KABASAKAL
Hasan KARACAL
Ziya MÜEZZİNOĞLU
Alp ORÇUN
Arıl SEREN
Prof. Dr. İlter TURAN
Fikret TOKSÖZ
Necla ZARAKOL

Sizce M. Kemal
Sabataycı mı?



Current Results

 


Sabancılara ait olduğu halde, ilginç şekilde Mütevelli Heyetinde Sabetaycı Can Paker, Bülent Eczacıbaşı ve Halis Komili, Ömer Saatçioğlu gibi isimlerin bulunduğu Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti
Sakıp Sabancı Onur Başkanı,
Hacı Sabancı Kurucu Onur Başkanı,
Güler Sabancı Başkan,
Prof. Tosun Terzioğlu Rektör,
Prof. Ahmet Aykaç Theseus Institute France,
Halis Komili Yönetim Kurulu Başkanı - Komili Şirketler Grubu,
Bülent Eczacıbaşı Eczacıbaşı Holding A.Ş. Yönetim Kurulu Bşk
Prof. Işık İnselbağ
Wharton School of University of Pennsylvania,
Can Paker Türk Henkel Genel Müdürü,
Erbay Fiş VAKSA Genel Müdürü,
Prof. Ömer Saatçioğlu Ortadoğu Teknik Üniversitesi

Gani Gönüllü ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
 
LÂİKLİK VE SABETAYCILIK

Laiklik ilkesi şüphesiz çağdaş ve demokratik devletin vazgeçemeyeceği bir ilkedir. Din ve inanç hürriyetini teminat altına alan; devletin dine, dinin de devlete müdahale etmemesini sağlayan bir ilke olarak laiklik, inanç sahibinin inancını rahatça yaşaması için gerekli ortamı da oluşturur.
Laikçilik ise, laiklik ilkesinin taraftarlarınca istismar edilmesi ile ortaya çıkan köktenci bir anlayıştır. Laiklik adına, bu ilkenin teminat altına alması gereken "din ve vicdan hürriyeti"ni zedeleyen bir anlayışın ortaya çıkması, "laikçilik" kavramını doğurdu. Laiklik adına yapılan bütün olumsuz uygulamalar ve baskılar, laikçilik kavramının içerisinde mütalaa edilmiştir.
Sabetaycılık ise, İzmir'li bir Yahudi hahamı olan Sabetay Sevi'nin kendini "Mesih" ilan ederek ve Ortodoks Musevilikten ayrılarak kurduğu mistik (kabalist) bir dini cemaattir. Uzun yıllar boyu dış görünüşte Müslüman, içte ise Sabetaycı Yahudi inancına sahip olarak yaşayan ve Sabetaycı olmayanlarla evlenmeyen bu grup, Cumhuriyet döneminde kapalı cemaat yapısından kurtularak toplum içine karışmıştır.
Peki şimdi durup dururken, Sabetaycılıkla, laiklik ve laikçiliği neden ele alıyoruz? Buna sebep olan şey, Prof. İlber Ortaylı'nın 25 Temmuz 2000 tarihli Hürriyet'te yayınlanan bazı ifadeleridir. Ortaylı'nın, Tiryaki Dergisi'nin Mayıs 1998 tarihli sayısında yayınlanan yazısından alındığı belirtilen bu ifadeleri, Sabetaycıların Yahudiliğe dönmesi için mücadele veren Sabetaycı Ilgaz Zorlu'yu konu alan haberde geçiyor. Ortaylı'nın sözlerine geçmeden, hafızalarınızı tazeleyerek, Sabetaycılık hakkında kısaca bilgi vermek istiyoruz.

Sabetaycılık Nasıl Ortaya Çıktı?
1626 Yılında İzmir'de Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Sabetay Sevi, 1665 yılında kendisinin Tevrat'ta beyan edilen ve dünyaya gelip "vadedilen topraklar" da Yahudiliği tekrar hakim kılacak olan Mesih (kurtarıcı) olduğunu iddia etti. Bir din adamı olan Sevi'yi Yahudi din adamlarından çoğu “hain” ilan ederken, başka bazıları da destekleyince, önemli bir Yahudi kitlesi onun arkasına takıldı. Devletlerinin de olmamasının acısıyla, Yahudilerden önemli bir grup, devlet kurma amacına giden yolda ve Siyonizmi ortaya çıkaracak süreçte onu desteklediler.
İzmir ve Kudüs'teki Yahudi önde gelenleri Sevi'yi desteklemedikleri gibi, onu dinlerini bozan bir düzenbaz olarak gördüler ve Osmanlı Sarayına şikayet ettiler. Çoğulcu yapısı sebebiyle, o zamana kadar bu işin üzerinde durmayan Osmanlı Devleti, tebaası olan bir büyük din mensuplarının dinlerinin korunması talepleri karşısında kayıtsız kalamadı. Sevi'yi Saraya çağıran zamanın Sadrazamı, hayatı ile iddiaları arasında bir seçim yapmasını istedi. Sevi, hayatı yönünde seçim yapmakla kalmadı, Müslüman oldu ve Aziz Mehmet adıyla maaşa bağlandı.
Ancak bu, görünüşteki bir Müslümanlıktır. Taraftarlarına göre; "Bu can bu bedenden çıkmadıkça" diyerek Müslüman olan Sevi, kapıdan dışarı çıkar çıkmaz, bedeninden bir kuşun uçup gitmesiyle verdiği sözden azade olur. "Can bedenden çıktığı" için artık bu söze sadık kalması gerekmez. Böylece Sevi ve onun takipçisi olarak daha sonra Selanik'e yerleşen 200 kadar aile, dış görünüşte Müslüman, kendi aralarında ise Sabetaycı Yahudi kalmaya devam ettiler.
Selanik'teki Mason Locasında ve İttihat Terakki içinde etkili bir role sahip olan Sabetaycılar, tamamen Müslüman ismi almakta ve kendilerini her bakımdan "şüphe edilmeyecek ölçüde" Müslüman göstermekteydiler. Ancak, gizli inançlarının devamı için sadece kendi aralarında evlenmişlerdir. İttihat Terakki'nin dayandığı üç grup olan; Mason Locası, Tarikatlar ve Ordu içinde en etkili olanlardan Masonlar arasında Sabetaycılar çoğunluktaydı.
Osmanlı'nın son döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de Sabetaycıların toplum ve devlet üzerindeki ağırlığı devam etmiştir. Bir çok önemli tarihi olayın içinde bulunmuş olan bu cemaat, 1924 yılında Yunanistan'la yapılan mübadele ile Türkiye'ye gelerek daha çok İstanbul'un Şişli ve Nişantaşı semtlerine yerleşmiştir.

Sabetaycılarda Kökten Laikçilik
Şimdi gelelim, bu yazıyı yazmamıza vesile olan Prof. İlber Ortaylı'nın sözlerine... Hürriyetten aynen naklediyoruz; "Herhalde son yetmiş yılın laik gelişmeleri ve kent kültürü içinde Sabetaycılık laik ideoloji, fakat daha çok laik hayat tarzı içinde erimiştir. Üstelik laisizmin en ateşli öncüleri ve uygulayıcısı da bu grup olmuştur."
Türkiye'deki laiklik uygulamaları, zaman zaman laikçiliğe varmakta ve din ve vicdan hürriyetini temin edecek yerde, bir baskı aracı haline dönüşmektedir. Kıymetli bir tarihçi olan Sayın Ortaylı'nın dediği doğru ise, gerçekte Müslüman olmayan ve geleneksel olarak dış görünüşte Müslüman özde ise Sabetayist Yahudi inanç taşıyan bir kısım insanlar, laikliği Müslümanlığa karşı bir alet olarak kullanmış olmuyorlar mı?
Görünürdeki Müslüman kimlikleri ile, dindarların hangi davranışının laikliğe aykırı olduğu, din eğitiminin hangi yaşta başlaması gerektiği ve içeriği, Kur'an Kursları ve hafızlık gibi konularda laiklik üzerine vurgu yaparak dindar insanların hürriyet alanını sürekli daraltan insanların "en ateşli öncüleri" demek Sabetaycılar imiş...
Doğrusu, bu düşünce insanı üzüntüye sevk ediyor. Çünkü, insanların kendi inanç ve düşünceleri adına hürriyet talep etmeleri çok tabii bir davranış iken, başkalarının hürriyetlerinin ellerinden alınması için çaba göstermeleri çok nahoş geliyor. Üstelik bunu yapanların gerçek inançlarını gizleyen; "gizli inanç taşıyan" kimseler olmaları durumu daha da ağırlaştırıyor.

Laiklik Neyi Sağlar?
Laiklik en çok; “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” olarak tanımlanmakta ve toplum tarafından da böyle anlaşılmaktadır. Ancak, laiklik kavramının içerdiği bir başka şey; devletin dinler ve inanç grupları arasında tarafsız kalmasıdır. Bu sayede inanç grupları, kendi inançlarını diğer din ve inanç mensuplarının baskısından uzak olarak ve hür biçimde yaşarlar.
Bir inanç grubu, laikliği öne sürerek bir başka inanç grubunu baskı altına alıyor, inancını yaşamasını engelliyor, dini sembollerini rahatça kullanmasını önlüyor ise, burada laiklik yok demektir. Çünkü laikliğin esas işlevi, inanç gruplarının birbirleri üzerinde hakimiyet tesis etmelerini önlemek ve her birine hürriyet ortamı sağlamaktır.
Bir inanç grubunun, diğer bir inanç grubuna karşı devlet güçlerini kullanması ise laik bir devlet anlayışı ile taban tabana zıttır. Çünkü, laik devletin esas sağlaması gereken; vatandaşlarının “din ve vicdan hürriyeti”ni hiçbir baskı altında kalmadan yaşamalarıdır.

"Seni Gidi Takiyyeci"
Takiyye, Şii inancında bulunan ve "müsait olmayan ortamda inancını gizleme" esasına dayanan bir kavramdır. Sünni İslam'da bu anlayış mevcut değildir. Türkiye'de siyasi literatüre girişi ise, Yahudi kökenli bir ABD'li diplomatın Cumhuriyet mensubu iki gazeteciye telkini ile olmuştur. İlginç olması bakımından, bu iki gazeteciden biri olan Hasan Cemal'in Kimse kızmasın kendimi yazdım" adlı kitabının 163-164.sayfalarından olayı aynen aktarıyoruz:
"Yıl 1988, Washington. Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın bir odasında, Ufuk Güldemir'le birlikteyiz. O tarihlerde ben Cumhuriyet gazetesinde genel yayın müdürü, Ufuk da Washington temsilcisi.
Amerikalı diplomat, Türkiye'deki "Siyasal İslam"ı anlatıyor. Söz bir ara Turgut Özal'dan açılıyor. Amerikalı diplomat diyor ki:
'Özal gerçekten çok iyi bir takiyyeci!'
'Takiyye...'
'Sahiden bilmiyor musun anlamını?'
'Hayır.'
Hayretle eğiliyor bana doğru. Sesinde alaycı bir titreşim:
'Şu Allah'ın işine bak' diyor, 'Bir Amerikan Yahudisi, Müslüman bir Türk'e takiyyenin ne olduğunu anlatacak.'
Ucu sipsivri bir kurşun kalem alıyor. Not defterinin temiz bir sayfasına okunaklı bir el yazısıyla Türkçe yazıyor:
'Takiyye...'
Arapça'sını da yanına yazdıktan sonra izah ediyor: 'Takiyye sözcüğünün aslı Arapça'dır. Farsça'da da kullanılır. Gerçek anlamı dinsel içeriklidir. Asıl Şiilikte vardır bu deyim. Kendine zarar gelmesin diye gerçek inancın, görüşün karşısındakinden gizlenmesidir. Fakat günlük dilde de kullanılabilir. Bu koşullarda gerçek duygu ve düşüncelerin saklanması bir bakıma 'takiyye' yapmak sayılır."
Görüldüğü gibi; bir ABD'li diplomat, Turgut Özal'a karşı iki sosyal demokrat gazeteciye yıllarca ağızlarında çiğnemekten bıkmayacakları bir sakız veriyor. Takiyye adlı bu sakız, yıllar boyu Türk siyasetinde kullanılacak ve dindar kesimin gerçek inancını gizlediği suçlaması sürekli gündemde tutulacaktır.
Turgut Özal'ın "Amerikancı" olarak yaftalanmasına karşılık, ABD'nin ona karşı bu tavrı ilginçtir. Ayrıca bu olay, bir ülkenin iç dinamikleri kullanılarak, onun iç politikasının nasıl yönlendirilebileceğine de güzel bir örnektir.

İşte Gerçek Takiyye
Gerçek inancını saklayarak, kendini başka türlü gösterme davranışı için bir örnek aransa, herhalde Sabetaycılardan iyisi bulunamaz. Çünkü tam 350 yıldır bu cemaat Yahudi Sabetayist inancını gizlemiş ve kendini Müslüman olarak göstermiştir.
Sabetaycıların tarihine bir göz atanlar, ramazanlarda sahura kalktıklarını komşuları olan Müslümanlara duyurmak için kap-kacak gürültüleri çıkarıp gerçekte ise oruç tutmadıklarını okumuşlardır. Yine cemaat içinde cezalandırdıkları kişilere
"camide cemaatle namaz kılma cezası" verdikleri ve böylece Müslüman görüntüsü oluşturdukları da bilinmektedir.
Türkiye'de dindar kesime karşı girişilen takiyyeci kampanyalarında önemli bir rolü, Prof Ortaylı'nın
"laisizmin en ateşli öncüleri" dediği Sabetaycıların üstelendiğini unutmayalım. Tam "yavuz hırsız ev sahibini bastırır" misali değil mi?

Sonuç
Sonuç olarak, herkesin kendi inancını hür bir ortamda yaşama hakkı olduğu ve kimsenin inancı sebebiyle kınanamayacağı ilkelerine gönülden katıldığımızı belirtmek isteriz. Her kim ki, kendi inancı için hürriyet istiyorsa buna saygı duyacağımızı ve o davranışı destekleyeceğimizi de beyan etmek isteriz. Ancak, kendi hürriyetini elde ettikten sonra, başkasının inanç ve vicdan hürriyetini engellemeye yönelik davranışları da kabul etmemiz mümkün değildir. Bu sebeple, laikliğe evet, ama laikçiliğe hayır diyoruz.
                                                                                                                                              
Gani Gönüllü =======================================================================