 |
Bir zincirin halkasındaki "anomali" beni "rahatsız" eder. Eski Başbakanlardan Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak hep kafama takılan
"anomali" örneğiydi. Aşiyan Mezarlığı’na ana kapıdan, Kayalar Sokak’tan girince 10- 15 metre sonra sağ tarafta Ömer Fahrettin Türkkan’ın (Korgeneral, I. Dünya Savaşı’nda Kork. Komutanı, Medine Müdafai, Büyükelçi;
General Selim Türkkan ile General Orhan Türkkan’ın babasıdır. Kızılderiler Türktür diyen, 1944 Irkçılık Davası’nın ünlü ismi Türkçü Prof. Dr Reha Oğuz Türkkan’ın da amcasıdır.) mezarı var. Bunun hemen sağ üstünde Sadi
Irmak’ın mezarı var. Aslanpaşa Ailesi’nden olan Türkkan’lar Karakaş. Bu aileyi ve Aslanpaşaları (Sabahattin Ali, Rasih Nuri İleri vs) uzun uzun yazmıştım. (S. Ali’nin kızı Filiz Ali Lazlo, Nurettin Sözen tarafından müdür
yapılmıştı)
Sadi Irmak’ın mezarının simetriği denecek yerde, giriş yolunun sol tarafında "Yunus Nadi’nin Kızı Nilüfer Nun" diye yazan mezar taşına rastlıyorsunuz. Nilüfer Nun’un mezarının hemen altında Alpman
soyadlı birisi gömülü. Nilüfer Nun ve eşi Niyazi Nun uzun yıllar Cumhuriyet’in Yönetim Kurulunda yer almış isimler.
Haldun Taner’in Sabetaycı olduğunu anlamıştım. Ancak biraz daha bilgi gerekiyordu. Haldun Taner’in ilk
eşi Leyla Pamir, H. Nafiz Pamir’in kızı. Nafiz Pamir de Altemur ve Gündüz Kılıç’ın babası Kılıç Ali’nin eniştesi. Kılıç Ali, Nafiz Pamir’in kızkardeşiyle evlenmiş. Altemur Kılıç’ın üvey annesi de Ayşe Kulin’in kitabını yazdığı
Füreyya yani Şakir Paşa Ailesi (Halikarnas Balıkçısı vs). Leyla Pamir’in babası Türkiye’ye jeolojiyi getiren kişi olarak biliniyor. Haldun Taner’in profesör babası devrinin çok çok önemli bir ismidir. Altemur Kılıç için arşivde
ayrıntılı yazı var.
Gelelim şu Mehmet Ali ismi meselesine. Bu isme sahip ilk meşhur tarihi kişinin yani Hidiv Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Sabetaycı olduğunu yazmış ve bu bilginin bütün tarihi etkileyecek kadar önemli
olduğuna da dikkat çekmek istemiştim. Modern Türkiye’ye en fazla etkisi olan, Osmanlı tarihinde en önemli 10 kişi say deseler hiç düşünmeden Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve ailesini 10 kişi arasında sayarım. Ancak Mehmet Ali isimli
Sabetaycı olmayan binlerce kişi de vardır. Çünkü Müslüman Türklerde daha önce dediğim gibi isim meselesi bir sistematikle gitmez ve isim bilim değil her şeyi pek çok şeyi açıklayan bir teori olamaz diye de yineliyorum. Kendi
isminin, çocuğunun isminin ne anlama geldiğini bilmeyen bir sürü insan var. Bu isim bilim meselesi hakkında yazmıştım zaten.
Ilgaz Zorlu, Yunus Nadi ve Altemur Kılıç (muhtemelen Hazar Yahudisi ve istihbarat servisleriyle
bağlantısı olduğu izlenimi yaratan Mehmet Tütüncü’nün yerinde Altemur Kılıç’la karşılıklı yazışmalarında Kılıç’a yağ çekerken) için Sabetaycı değildir diyordu. Kuşkusuz o "uzman" ve cemaatten olduğu olduğu için
dediğine inanılmakta, ancak ben, bu konuda kendi çapında uğraşan birisi olarak bu kişinin hiç bir söylediğine inanmamayı geç de olsa öğrenen birisiyim. Ne kendisine ne de söylediklerine inanıyorum. Özür dileyerek argo tabiriyle
söyleyeyim : Ne film dönüyor bilmiyorum. Ama bir filmin döndüğünü biliyorum.
Sandal’ı okuyan her görüşten, inançtan insanlara, bu filmin içinde olmayan, bu sistemin mağduru piyonu olan, benim gibi sadece gerçeği öğrenme
derdinde olan herkese yazıyla sesleniyorum :
Bütün bir tarih, bize anlatılan, inandığımız şeyler, insanlar hepsi hepsi yalandır. Bütün bu şoke edici şeyler bir gün tarih içinde aydınlanacaktır, ama henüz daha çok
başındayız. Anormal, garip, paradoks, komplo falan bu sözcüklerin hepsi gerçeğin karşısında çok yetersiz kalıyor. Adeta Cüneyt Arkın’ın "Dünyayı Kurtaran Adam" filmi gibi absürd bir "film" yaşanmış ve
yaşanıyor. Bu ülkede tarihçi-sosyolog-iktisatçı-psikolog vs yoktur, bu ülkede bu alanlarda akademisyen yoktur; olsa bir tane namus erbabı ve ilim sahibi bunu anlar ve yazardı. Hayatında bir kere bile Müslüman Mezarlığı gören
birisi Aşiyan’daki garipliği sezer. O kadar ünlünün cenazesi için o mezarlığa giden yüzbinlerce insanın içinde eli kalem tutan hatta tutmayan bir tek kişi bile garipliği, farklılığı sezmediyse yazıklar olsun.
Bilim ya
herkesin gördüğünün (örneğin havaya atılan taşın yere düşmesi gibi) nedenini söyler ya da sağduyuya aykırı gibi gelen ayrık durumları ( dünyanın dönmesi gibi) ortaya koyar.
Milyonlarca kişi bize deli, paranoid şizofren,
komplocu vs diye bakabilir, yakınlarınız size inanmayabilir bundan gocunmayın, üzülmeyin. Deli olmayı, kepaze olmayı göze almadan hiç bir paradigma, oyun bozulamıyor.
Gokyuzu [SANDAL]
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
MEHMET ŞEVKET EYGİ HAKKINDA
Bazı zamanlar duyguları yazıyla ifade etmek zordur. Kelimelere anlam vermek imkansızlaşır, hayatın içinde bir nokta olduğunu anlar insan, akan giden zamanda bir hoş sada
olabilmenin manasını idrak eder.
Aşağıdaki yazıyı okuyacak olan okurların içindeki bazı paranoyak saplantıları olanlar, islamcı bir yazarın bir sabetayist yahudi tarafından savunulmasını islamcı yazarın yahudi dostu
olmasına bağlayacaklardır. Hatta bu dostlar (!) daha da ileri gideceklerdir ve derin devletin bir uzantısı olarak görücekklerdir bu yazıyı.... Oysa bu yazıyı bu yahudi yazara yazdıran vicdanıdır, Rabb’e verdiği doğru olma ve
doğru kalma sözüdür, ve sadece vicdanının sesini duyurmak amacındadır.
Ne gariptir ki o müslüman yazar sadece yahudilerin yaptıklarına karşı olduğu için, dikkat edin yahudilere değil yahudilerin yaptıklarına karşı olduğu
için, yıllarca antisemit olmakla suçlanmıştır. Bu sebeple ülkesini terketmek zorunda kalmıştır, yıllarca gurbetlerde beş parasız yaşayabilmiştir, üstelik namusunu ve şerefini kaybetmeden yapmıştır bunu. Türkiye’de aileden
zengin tok iken, trilyoner olabilmek için kalemini Amerika’ya satan Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak ya da Cengiz Çandar olabilecekken, ya da aşağılık bir sabetay düşmanı olan Ahmet Emin Yalman olabilecekken yapmamıştır bunu, açlığa
ve sefalete mahkum olmuştıur, ama imanı onu şerefini korumaya zorlamıştır, tarihe altın harflerle yazılacak bir isim bırakmıştır.
Bu yazıyı laikler lütfen okumasın. Çünkü bu yazıyı Yahudi Şeriatini sonuna dek savunan
yobaz bir yahudi kaleme aldı. Bu yahudi Kudüs’ü İsrael’in elinden almak istiyor, çünkü Rabb’in şehrinde mini etekli İsraelli kızların dolaşmasına, zina yapmalarına dayanamıyor. Çünkü sokaklarında iman ateşi olması gereken bu
Mukaddes kentte savaş olmasına tahammül edemiyor, istiyor ki Kudüs’te barlar ve diskotekler olmasın, oteller de olmasın, Rab’bin önünde Sina’daki gibi toplanma çadırlarında yaşayalım yeniden... Bu yazıda tek bir ölçü var, o da
Tevrattır. Bu yazar Tevrat’ı yedi kez okumuş, sekizinci kereseinde de ayet-ayet bilgisayara yazmaya başlayan ve kendini yahudiliğe hasreden, bugünün ölçülerinde bir delinin kaleminden çıkıyor..
Değer yargımız nedir?
ABD’nin dünyayı kasıp kavurduğu şu günlerde, amerikancı hayata ve onun emparyalist ideallerine sırtını dayayarak vatanını satmak mıdır, modern bir altın buzağıya tapmak mıdır, yoksa yıllarını verdiği imanının kendisini çok kötü
bir duruma sokacağını bildiği halde ülkesini savunmak mıdır? Şu ayete bakın “Israel kavmi denizin kumları kadar çoğalsa bile sadece bir bakiye bana geri dönecektir”.
İşte benim kavgam bu bakiyenin içinde olmaktır. Ben
her defasında şu soruyu sordum kendime, bir gün Moşe Rabenu dünyaya geri gelse ve bize sorsa: “Benim Sina’da size indirdiğim ve Rab’den aldığım Yahudilik bu mudur? Siz doğru musunuz?” dese ne diyeceğiz? Eğer bu soruya
verebilecek bir cevabımız yoksa neden yahudi dininin içindeyiz. Bizler yahudilliğin temel kurallarını hiçe sayarak, nasıl yahudi kalabilmeyi bekleyebiliriz ki?
Hıristyanlık yahudiliğin en büyük düşmanıdır. Hıristyanlığın
tüm mezhepleri en açık olan protestanlık bile inançlarını yahudi düşmanlığı üzerine kurmuştur. Martin Lüther’in yahudilikle ilgli fikirlerini okudunuz mu? Oysa bugün yahudiler, dinini kendisine karşı en büyük düşman olarak
gören gücün hizmetine girmiştir, bugün İsrael’de yaşayan ve Amerika’ya sırtını dayayan yahudi oligarşisi bir gün işler tersine döndüğünde kendisine 1492’de açılan İslam kapılarını bulamayacaktır. Yahudiliğin altın çağı İslam
dünyasında yaşanmıştır ve en büyük yahudi bilginleri dini kitaplarını Arapçada yazmışlardır. Bugün zinayı kadın hakkı olarak gören, eşcinselliği demokrasi olarak kabul eden batı zihniyetinin protestan inancının yahudi diniyle
nasıl bağdaştığı söylenebilir? Ben bu denli yahudi düşmanı olan bir batıdan medet umacağıma, karanlık olduğu söylenen ama bana yaşam hakkı veren İslam toplumlarının içinde yahudiliğimi yaşamak isterim. Şu soruyu soralım, neden
Almanca’da yazılmış büyük bir yahudi dini metni yoktur, acaba yıllarca Batı’daki akrabalarına Osmanlı’yı bir eden olarak tanımlayan yahudiler yalan mı yazmışlardır? Yoksa Osmanlı bugün bizim özel mektuplarımızı okuyan Amerikan
oligarşisi gibi bu mektupları da okumakta mıydı? Lütfen yalvarıyorum sizlere, yazarken vicdanınızla karşı karşıya kalın. Sadece 50 yaşında hiçbirzaman Üzeyir Garih gibi ticari başarılar elde edemediği için yazar olmaya karar
veren, parayla satın aldığı bir üniversite diplomasının ardına saklanarak içindeki Türk düşmanlığının kininin kusan hasta ruhlu bir yahudinin tuğla kalınlığında yazdığı kitaplarındaki gibi olmadı olaylar, antisemitizm böyle
ortaya konulmamalıdır, önce Rabbe iman edin, sonra da yalan yazın yazabiliyorsanız... Bizler İslam coğrafyasında kan ve adaletsizlik görmedik, münferit bir kaç olayı ya da 1934 lerin sabetaycı devlet diktasını İslama mal
etmeyin, 1930’lar antisemitti ardında yatan, Türklerin düşmanlığı değildi sadece sabetaycıların yahudi olarak kabul edilmemesiydi. Ama bunlar mutlaka ki başka bir yazının konusu olmalıdır, ben sadece bakış açımı belirlemeniz
için yazıyorum bunları...
Gelelim bir diğer noktaya: En kolayı yahudilikle ilgili en küçük eleştiri getirenleri antisemit olmakla suçlamaktır. Çünkü Batıda antisemit olmak İran’da homoseksüel olmak gibi bir şeydir, hatta
daha da kötüdür. Oysa yahudiliğin de kendi içinde bir ırkçılık vardır. Bugün sinagoglar camiler gibi açık mıdır? Ben ondörtyıl boyunca sinagog kapılarından kovulduğumda Türkiye’de antisemitizm çığırtkanlığı yapanların hangisi
kalkıp da benim hakalrımı müdaffa etti (ne gariptir, bugün önlerinde minnetle ellerini öpmek istediğim Eygi, Dilipak ve Düzdağ yaptılar bunu, hem de hiç taraf olmadıkları halde, sadece inandıkları Islam dininin hakkı koruma
çabasından yaptılar bunu ve tarihe geçtiler.) Bugün antisemitizm yaygarası koparanlar ve yahudiliğe gerçek zararı verenler, onlar, kendi çocuklarının yahudi olmayanlarla evlenmelerini kabul edebilirler mi? Ben de bir ırkçıyım,
ama benim ırkçılığım yahudiliğin üstün ırk olduğu fikrine dayanmıyor, ben asimilasyona, karma evliliklerle yahudi olmayan çocukların doğmasına karşıyım, ve sayın Hahambaşı gibi de aşkın sihrine karışamam gibi korkakça bir lafta
etmiyorum asla! Bu anlamda da bunun propagandasını yapıp, insanları yahudiler ve diğerleri diye ikiye ayırıp sonra da insan hakları savunucukluğu da yapmıyorum. Ama bu evlilikleri yapanları da dışlamıyorum, zira onlar da
Rabb’in kullarıdır, ve bir zengine değil bir çobana peygamberliği verme kararını veren Rabb’in karşısında her insanın eşit olduğuna inanıyorum, yoksa bugünün yahudi yazarları gibi tuğla ebadında kitaplar yazıp, yahudilerin
hatalarını gizlemiyorum. Ermeni soykırımındaki sabetay-yahudi işbirliğini de saklamıyorum ve çok değil birkaç yıl sonra 28 Şubatta Beykoz konaklarında formüle edilen ama uygulanamayan ama sonuçta uygulanması planlanan Çerkez
katliamanın da gizlemiyorum. Şurası muhakkaktır Rumların ve Ermenilerin Anadolu’dan sürülmeleri bir yahudi-sabetay düşüncesiydi, Karamanlılar neden sürüldü, onlar hıristiyan Türktüler. Amaç başkaydı ve bunu yapanlar 1940’lara
dek bu ülkeyi bir faşizmin içinde yaşattılar. İsrael’i daima yokedenlerin hıristiyan krallıklar olduğunu bilmekteyiz, Tigran isimli ermeni kralının yaptıklarından sonra, şimdi İsrael’in Kafkaslar’da güçlü bir Ermenistan’a izin
vermesi mümkün müdür? Bugün bay Jefi Kamhi’nin Ermeni cemaatinden satın aldığı paralı zengin uşaklarını nasıl silah satışlarında kullandığını yazamayan bu yazarlar, aynı zamanda sabetaycı bir orgeneralin bugün Kürtler’e nasıl
silah sattığını da yazamamışlar ve beni de antisemit olmakla suçlamışlardır. Suçlamaya da devam etsinler, hepimiz hesabı Rabb’e vereceğiz, benim ışığım Haşem’dir, Rabbimizdir!
Gelelim burada yazan bazı şarlatan
sabetaycılara. Bir sürü yazı okuyorum, ama kimse bildiği gerçekleri yazmıyor. Yıllar önce cemaatin fakir sandığını alarak ortağı Ceki İbrahimzade ile beraber önce İsrael’e sonra da ABD’ye kaçan bay Mehmet Koyuncu isimli sabetaycı şimdi Karakaşlar’ın cemaat başkanıdır. Yakın dostu olan Metin Koyuncu bir trafik kazasında metresiyle ölmüştür. Metresi olan biri din adamı olur mu? Karakaş cematine mensup bu zatlar neden bunları yazmazlar, neden mezarlık paralarına dahi el atmaya çalışan bu çekirge sürüsünü deşifre etmezler, edemezler? Çünkü onlar sabetay oligarşisinin birer adamıdırlar. Bu oligarşi tıpkı 1919’un mandacı sabetaycıları gibi bugün Türkiye’yi ABD’te teslim etmeye hazırlanmaktadır. Sabetaycı Cengiz Çandar ABD’li Wolfovitz’e yahudi olduğunu söylemektedir. Bugün Türkiye’de hükümetler TBMM’de değil Beykoz konaklarında bay Can Paker’in evinde kurulmaktadır. Pamukbank’ta hissesi olan bay Can Paker nasıl bu hisselerini satmayı başarmıştır. Bay Kemal Derviş hafta sonları birlikte kahvaltı ettiği akrabası bay Can Paker için neler yapmıştır? Bay Paker neden 21 Şubat’ın akabinde Sabancı’nın yönetimine girmiştir, Akbank kaç USD satın almıştır krizden evvel ve en önemlisi de bay Paker hem güçlü Alman lobisinin önde gelen bir şirketinin yönetim kurulu başkanı olup ve hem de nasıl Tesev başkanlığını ve daha bir sürü görevi aynı anda sürdürmeyi başarmaktadır? Altında sinagog bulunan Terakki vakfının binasını yıktırıp mukaddes Tora metinlerini çöpe atan bu zihniyet mi sabetaycıdır, yoksa buınlara karşı savaşan ben mi ya da bunları bildiği halde bu foruma yazmaktan korkanlar mı? Beyler ben bir tarihim, tam üçyüz sene sonra bir kaderi değiştirdim, sizin gibi de korkak değilim, korkak yaşamaktansa asil ve şerefli olarak bir kez ölürüm!
Herşeyi yazmıyorum, bunuları kitabıma saklıyorum, ama beni itham edenlerin de gerçek yüzleri ortaya çıksın istiyorum. Bunları neden bu Deniz bey ve İstanbul Sevi yazmazlar? Ya da diğerlerleri? Acaba neden kimse Etilerde
Alkentin karşısındaki sabetay sinagolarında toplanan paraların Koyuncular’ın boyahanelerine gittiğinden bahsetmez? Ve bunları yazmak neden antisemitizm olur? Antisemitizmle beni suçlayanlar hahambalışılığın kütüphanelerindeki
kitapları neden evlerine taşırlar? Bilmezler mi ki bir gün yapılan bu hırsızlıkların sonunda, Rab’be hesap verme zamanı gelecektir?
İsrael’i düşününün. Dünyanın herhangibir ülkesinde yaşama ve oturma izni alabilrisiniz,
bir Alman ya da Fransız olabilirsiniz, ama asla İsrael vatandaşı olamazsınız. Bunun tek koşulu yahudi olabilmektir. Siz hiç yahudi olmayan ve İsrael vatandaşı olabilecek birini gördünüz mü? İsrael’deki süryani cematindeki bir
papazın tam 40 yıldır vatandaş olamayıp Türk pasaportuyla yaşadığını neden yazamazsınız? Ya da İsrael devletinde bir dürzi bakan olur mu? Ya da İsrael ordusunda bir Arap general olabilir mi? Bu da ırkçılık değil midir?
Türkiye’de insan haklarını savunurken ya da bazı özgürlükler isterken neden kafayı kuma gömersiniz? Irkçılık ve antisemitizmi kendi çıkarlarınıza göre kullandığınızda sonuında bir yahudi paranoyasi başlar ve siz gerçek
antisemit olursunuz.
Geleim devlet içinde ki örgütlenmelere. Keşke herkes benim kadar dürüst davranabilse ve mesela MIT’te ya da ordudaki Çerkez gruplaşmasından, Arnavut milliyetçiliğinden ya da Kürt taraftarlarının
kurdukları birlikteliklerden bahsedebilse. Benim yazdıklarımı kalkan yapanlar bir sabetay düşmanlığı başlatmaya çalışıyorlar. Ben bir tek ilkeden hareket ediyorum ve lütfen benim aşağıdaki ana fiklirlerimi okuyup beni anlamaya
çalışın:
1-Bir kişinin siyasi filirlerinin oluşumunda onun yetiştiği ortamın etkisi çok büyüktür. Kapalı bir toplumda yetişen ve kendine düşmanlar buılan kişi sonuçta kapalı bir yapının savunucusu olacaktır. Siyasal
davranışı belirleyen en önemli etken ailedir. Bu sebeple sabetaycıları bir arada tutan bir ırk nazariyesi değildir. İsimbilimlerinizin tıkandığı bir yerde (mesela ben Ilgaz Zorlu –er ar yok nasıl sabetay olurum?) görmek zorunda
olduğunuz siyasal kimliğin oluşma sürecindeki sabetayların durumudur. İşte yanlışlık burada başlamaktadır. “Türklerle evlenenler 4 ayaklı köpeklerle evlenmiş olurlar” gibi saçma sapan bir mantığı savunan Sabetay Sevi, ortaya
çıkılması takdirinde öyle bir felaket yaşanacağına inasanları inandırmıştır ki, bu kalıplar içinde üçyüzelli senedir paranoya ile yaşayan bir toplum ortaya çıkmıştır. Kendisi asla yahudilikten çıkmamıştır, bunu söyleyen yalancı
ve sahtekar Karakaşlı hahamlar gitsinler Ben Zwi’deki son mektubunu okusunlar. Madem Sabetay’a inandınız o halde onun hatasını yapmayın ve geri dönün Rabb’in cemaatinde birlerşin ve Maşiah geldiğinde tek vücud olun!
1970’li yıllarda Rahşan Hanım’ın siyasi çizgisine bakalım. Bugün Terakki Vakfı’nın yönetiminde olan Ahmet Yücekök’ün verdiği raporlarla İnönüyü devirmiş “Ben Varlık Vergisi’nin intikamını aldım” diyebilmiştir. 1970’ler deki
Türkiyede’ki sol örgütlenmeye bakalım. Bir sol elit yaratıldığı yalan mıdır? Marksizmi savunan sabetayların hangisi Anadıolu’da bir köylü evinde yaşadılar. Azra Erhat’ın sol anlayışı evindeki kapıcısına noel ağacı hediye
etmekti. Bu sadece basit bir örnektir. Emil Galip Sandalcı, Sabiha Sertel bunların hangisi köylüydü ya da bir işçi ailesinden gelmekteydi? Bu sol ekibin tek amacı vardı, Türkiye’yi 1930’ların karanlık günlerine götürmek. İşte
sabetay ekip böyler kuruldu, sırtını asla inanmadığı Atatürkçülüğe ve sabetaycı subayların olduğu bir kısım ordu mensubuna dayadı, 1980’lerde Çevik Bir’in Kenan Evren’in yaveri olması, ya da Kenan Evren’in Sabetaycıların hala
yaşadıkalrı Arnavutluk gibi bir yere kökeninin dayanması mı tesadüftür?
Bugün sabetaycı elit neyi savunuyor? Laikliği mi? Neden Fransa ya da İsveç’teki laiklik değil? 1915 olaylarını yaparlarken demokrasi yok muydu?
Birisi buralarda Nazım-Cavid mektuplaşmalarını niye anlatmaz, hani benim Karakaş kökenli sabetaylarım. Dökülün bakalım, bak 16 dava ile uğraşıyorum, bu isimbilimi gibi soyut bir şey değil hayatın kendisidir.. nerdesiniz? Bir
tane mahkkemeye gelip de bildiklerinizi mi anlattınız? Ne oldu da 1970’lerin solcu Ismail Cem’i ve Mehmeh Barlas’ı bir anda Amerikancı oldular? Onlar zaten hep öyleydiler, sadece yahudi lobisi onların daha fazla farkına vardı.
Ve en çok da bu yahudi lobisinden nefret ediyorum: Hayatını bizi yoketmeye dayayan bir dini sisteme sırtını dayayan bu lobiden, kendi altın buzağısına tapan bu insanlardan ve altı milyon insan fırınlara giderken New York’ta
yılbaşı partileri düzenleyen büyükbabalarından da nefret ediyorum. Bir gün fırınlar tekrar kurulduğunda fırınların başındaki modern rahipler Almanca değil Amerikanca konuşuyor olacaklar ve sizler de Hitler’in yahudi polisleri
olarak bizleri oralara atacaksınız.
2- Bir tek gerçek vardır: Yerüzünün ve gökyüzünün, bu alemin ve öte alemin sahibi Rab’dir. Siz ne isterseniz isteyin O’nun dediği olacaktır ve biz ona tabiyiz. Asla bunun aksini
istemeyin ve düşünmeyin! Ama şunu da bilin ki bizler sadece sonu belli olan bir savaşı yürütmek zorundayız. Sabetaycılık ve Yahudilik aynı kaynaktan doğdular, “Siz bana yüzünüzü çevirseniz bile Ben asla sizi bırakmayacağım. Ben
atalarınızla anlaşma yaptım bu biritimiladır (sünettir)” ayetini unutmayın. Ben hayatımı Amerikan dolarları üzerine değil, Rab’bin ayetleri üzerine kurdum. Benim mutluluğum evlere arabalara dayanmıyor, benim mutluluğum sadece
Rab’bin bir tek ışığını alabildiğimde yaşadığım dıygulara dayanıyor. Bir islamcı şarlatan yazar “bu devirde din mi kaldı Ilgaz Zorlu deli midir, nedir?“ diyor. İşte fark budur, fark fırınların kapısında dahi şema Yisraeli
okuyacak kadar ve kendi ayakları ile fırınlara girecek kadar Rab’be inana insanlardadır.
Şimdi bu denli yazının sonrasında esas yazmak istediklerime geleyim:
Ben bir islamcı değilim, bir müslüman hiç değilim.
İslam dinine ve onun peyganmberine iman etmediğim gibi, islamı dini anlamda kabul de etmiyorum. Ben bir yahudiyim ve sonunadek de yahudiliğe iman ediyorum.
Benim etrafımda “çocuklarınızı büyük otelerde evlendirmeyin
dikkat çeker, müsrüf olmayın” diyerek cemaatini uyaran ama kendi ikizlerini büyük otellerde şa’şalı düğünlerde evlendiren hahamlar var. Antalya’da koşer olmayan döner yiyen ve kumar oynayan hahamlar var. Ortaköy sinagogunda çok
değil daha birkaç hafta evvel bir sabah duasını okumaya gerek yoktur diyerek çıkaran hahamlara var. İşte ben böylesine iman ettiğim dinde bu Rabbin lanetleyeceği iblisleri gördüğümde ben bir yahudiyim susamam konuşmalıyım,
Eliyahu susamaz dediğimde benim türümde ki insanları aradığımda bunları bulamamanın dehşetini yaşamaktayım.
Fakat bir insani, ve bence insan olmanın çok ötesine geçmiş, yüzünün nuru ellerine yansımış, Rab sevgisini her
hareketinde hisettiren bir insan buldum. Geçmişteki politik ilişkilerini bilemiyorum, beni de ilgilendirmiyor. Onu karalamak kolaydır. Ama başlattığı hareketin kendisinden sonra gelenleri bugün çocuklarını Çırağanda
evlendirirlerken bu insan 50 bin cilt kitabının arasında akan damının altına naylon koyabiliyor parasızlıktan. Ben bunları yazmaktan utanmıyorum ama bu mukaddes insana siz bu şekilde saldırarak bana bunları yazdırmak zorunda
kaldığınız için ben sizler adına utanıyorum. Neredesiniz sabetaylığı ile övünen ve Etiler’de Ulus’ta oturan bu forumun kahraman yazarları. Siz daha adınızı söylemeye utanıyorsunuız, hangi sabetaydan bahsedeceksiniz?
Evet
bu mukaddes insan, benim asla Rab’den başkasının önünde eğilmeyen başım, Rabb’in bu insana verdiği kaderin önünde de eğiliyor, bu insanı tanıdım ve Rabb’e her gece dedim ki; Ya Rab demek Eyup’un çektiği tüm sıkıntılara karşı
bir direk gibi durabilmesi gerçekmiş, imanını sana vermesi senin olması gerçekmiş. Demek bir insan “Sen delisin 70’ine geldin evlenmedin, bak hiçbirşeyin yok, küçük ve satış yapamayan bir kitabevinin sana vereceği üç kuruşla
bir manivelayı eline almış bir Arşimed gibi Türkiye’yi oynatabiliyorsun ama sefilsin” dediklerinde bu mukaddes insan göğe bakıp hala Rabb’e dua edebiliyormuş.
Konya’da Mercedes’e binmem dedi, zengin evinde kalmam, bir
sofada yatarım dedi, Konya’da ellerine sarılan doksanlık dedeleri gördüğümde Ya Rabbi, ya bu insan yahudi olsun ya da Yahudiliğe böyle bir nur gelsin dediğimi asla unutamam. Şevket bey bir beyefendidir, kendisini tanımaktan
onur duymuyorum sadece, ona dua ediyorum. Ama ondan korkuyorum sizden farklı olarak, çünkü biliyorum ki Rab kendisine bu denli inanan bir iman sahibini korur, ona saldıran imansızlara da çoluğunun çocuğunun ölüsünün etlerini
yedirir. O an geldiğinde başka suçlu aramayın , o suçlu sizsiniz. Kolaydır evinizde bir kadeh içerken yazı yazmak , ama kendisi ile hiç alakası yokken Terakki Vurgununa bin tane satan gazetesinin köşesinden yazı yazmak zordur.
Ve en zoru da bence bu denli inandığı yoldaki insanların bugünkü Türkiye’yi ne hale getirdiğini görmektir.
Ben bir yahudiyim ama benim dinim bir fahişeyi bile affetti, Rahab’ı peygamberin koruyucusu yaptı. Ben bir
müslümana tabii saygı duyarım, eğer onuın çizgisi bu denli mukaddesse onun imanının önünde eğilirim. Bu yazıdan sonra Şevket bey beni aramaz ve sormaz bilirim ama önemli değildir bu, ben yine de ona dua ederim, yine de onu
severim. Bilirim ki ellerini göğe kaldırdığında gözünden süzülen iki damla göz yaşı onun kalbindeki iman selinin sadece iki damlasıdır. Ama korkarım, Rab kızdığında size ne yapacaktır, sizin için de korkarım ve bilirim ki
iftira atmak günahtır.
Bırakın biz dindarlarla uğraşmayı. Suçumuz sadece bizim ülkemizi sevmemiz midir? Bakın bakalım Emin Çölaşan’ın Rahşan Hanım’a açık mektubundan kaç ay evvel hayatını hiçe sayarak “Madama Açık
Mektubu“ yazmıştır Şevket Bey?. Kaç gece uykusuz kalmışımdır bu yazıdan açılan on tane davasının arifesinde gözyaşlarımla, Ya Rabbi ben yazdırdım ben yaptırdım ne olur koru, O’na Moşeye verdiğin imanı, David’e verdiğin gücü ve
Salamon’a verdiğin bilgeliği ver diye yalvardım. O gene bu denli büyük olayın sonrasında “Ben ipten kazıktan kurtuldum, bana ne olur diye” yine yazılarına devam etmiştir. Ne garip Rab’bin gerçek nebilerine inanacağınıza sahte
peygamberciklere inanıyorsunuz.” Büyücülere ve falcılara inanmayın“ ayetini hiçe sayıyorsunuz, Hürriyet Gazetesinin falcısının yazdıklarına değer veriyorsunuz da imanının ateşiyle yazan bir insanın yazılarına karşı
susuyorsunuz..
Zaman geliyor, sadece okuyun, 1. Kırallar’ı, İşaya’yı Daniel’i okuyın, attığınız iftiraların bir gün sizi ne hale getireceğini görün. İman ateşi olmadan yaptığınız saldırıları anlatın ve susun. Ve
sesinizin gürlüğünü hesap günündeki bağırtılarınıza ve yalvarışlarınıza saklayın ve bilin ki Rab belki o vakit size acıyacaktır....
Ilgaz Zorlu
Gani Gönüllü  |