Mardinizadeler
 

 

Son kuşak hariç hep kanun adamı, devlet idarecisi çıkarmış bir aile Erzekizade ya da bilinen adlarıyla Mardinizadeler. Aileden birçok paşa ve hariciye vekili de çıkmış. Kazasker, molla Yusuf Sıtkı, vali Mehmet Arif Bey, hukuk tarihçisi Prof. Dr. Ebül'ula Mardin, müzisyen Arif Mardin ve kardeşi, bir ara Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği'nin başkanlığını yapan Betül Mardin hepsi bu aileden. Ailenin kökleri Peygamberimiz Hz. Muhammed(sav)'in torunu şehit Hüseyin'e kadar gidiyor. Bu nedenle Mardinizadeler seyit. Evliliklerle Kocataşlar, Ürgüplüler, Esener, Dormen, Aral, Arda, Çalım aileleriyle de bağ kurmuş geniş bir aile.
"Biz hep kanun, hukuk, Kur'an-ı Kerim tefsiri gibi bu konularda isim yapmış bir aileyiz. Ama kardeşim Seyid Arif Mardin müzisyen. Ablası da halkla ilişkilerde tuhaf bir kadın. Hala çok bağlıyız inanç ve geleneklerimize." Herhalde kimden bahsettiğimizi hemen anladınız. Betül Mardin'den bahsediyoruz. 71 yaşında bir molla torunu. Türkiye'de halkla ilişkilerin ilk tohumlarını eken kişilerden birisi. Büyükbabası alim Yusuf Sıtkı Efendi'nin oğlu Muhammed Arif Paşa. Babaannesi ise Mısırlı lakabıyla tanınan Halil Şerif Paşa'nın kızı Leyla Şerife. Aynı zamanda Osmanlı'nın ilk kadın roman yazarıdır Leyla Şerife. Kendi hayatı da aslında bir roman gibidir. Annesi Fransız. Babası Halil Şerif Paşa İstanbul'a çağrılınca eşi Suzan hanım orada kalır. Ve Şerife Leyla'ya bakmaz. O bir süt anneye teslim edilir.

Tuzluğun alt tarafındaki hayat
Betül Hanım'ın babası 1901 yılında İstanbul'da doğmuş Muhiddin Arif Mardin. Annesi ise Adliye Nazırı Necmettin Kocataş'ın kızı Fatma Fahire. Betül Hanım, çok genç yaşta vefat edecek olan Leyla'dan bir yıl, bugünün ünlü müzisyeni Arif'ten 5 yıl önce 1927'de İstanbul'da doğar. Çocukluğu bir yalıda geçer. Biraraya toplandıklarında ailenin nüfusu 24'ü bulmaktadır. 10-12 yaşlarına kadar, masada tuzlukla çizilmiş sınırın alt tarafında oturanlardandır Betül Mardin. Tuzlukla belirlenmiş sınır "konuşamayıp dinleyenler", yani sayıları 10'u bulan torunlar içindir. Sınırın beri tarafında olmak, büyükbaba Necmettin Kocataş'ın her an sorabileceği sorulara maruz kalmak anlamına da geliyordu. Mesela "İstanbul'un fethi?..." der demez cevap verilmezse büyükbaba çok kızardı.
1995 yılında Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği'nin başkanlığına kadar yükselecek olan Betül Mardin dörtbuçuk-beş yaşına kadar konuşamayan birisidir. Başkaları sessizlikten yakındığı için konuşamazken, onun konuşamama sebebi, bulunduğu ortamda birçok farklı dilin konuşuluyor olmasıdır. Yaşlı kalfalar "Hakanın masasından ekmek çalıp yedirseydik konuşurdu" deyince, yalıya ziyarete gelen Atatürk'ün masasından çalınan ekmek Betül'e yedirilir. Ama işe yaramaz. Dili çözüldüğünde de Fransızca konuşmaya başlar küçük Betül. Ve hemen okula gönderilir. Sonrasında İngilizce ve Fransızca öğrenmesine rağmen Arapça'yı bugün bile konuşamamış olmaktan hala üzüntü duyar.

Yasaklı yıllar
1946'da mezun olduğu Arnavutköy Amerikan Kız Koleji, Amerika'daki ikinci kademede bir üniversite gibi eğitim veriyordu. Çünkü Betül Mardin, burada arkeolojiden sosyal bilimlere kadar üniversite ayarında eğitim görmüş. Ama üniversite okuyamamış. Çünkü ailedeki erkekler onun okumasını istememiş. Betül Hanım'ın "alim, alem bir adamdı" dediği hocaların hocası diye adlandırılan Prof. Ebül'ula Mardin, baba Muhiddin Arif'e "Kızın bakışlarında bir zeka okunuyor. O zekayı zayi etmeyelim. Bu kız hukukçu olabilecek" demesine rağmen babasının cevabı "Kızımın bacağının yanında bir erkek bacağı, bunu kabul edemem" olur. Betül Hanım'ın büyükbabası Necmettin Kocataş Şeyhülislam Ahmet Muhtar Efendi'nin oğlu. Betül Mardin şeyhülislam torunu olmanın kolay olmadığının da farkında.
"Evde yüzük, küpe takmak, boyanmak yasak. Ama başımız açıktı. Bir tuhaftı. 5 vakit namazı hepsi kılar ama Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm adet ve geleneklerine de bağlıydık. Kültürümüzün bilincinde idik."
Betül Mardin şanslı bir çocukluk geçirir. Çocukluğunun geçtiği Sarıyer'deki Kocataş Yalısı, devrin ileri gelenlerini ağırladığı için Betül Hanım da bir çok tanınmış kişi ile tanışma fırsatı bulur. Edebiyat dünyamızın önde gelenlerinden Yahya Kemal, İbnülemin Mahmut Kemal, Dr. Rıza Nur, Neyzen Tevfik, genç Türkiye Cumhuriyetinin dördüncü başbakanı Fethi Okyar, Kılıç Ali, Necip Fazıl, Atatürk yalıda ağırlananlar arasındadır. Bunlar büyükler çevresini oluşturuyor Betül Hanım'ın. Bir de kendi akranları vardı ki onlar da az değil. Vehbi Koç'un çocukları Rahmi, Sevgi, Semahat, Suna, A. Emin Yalman'ın oğlu Tunç, Engin Cezzar, Leyla Gencer, Betül Hanım'ın çocukluk arkadaşları arasındadır.

'Çalışmasaydım dilenciydim'
Babası Muhiddin Arif Mardin, Betül Hanım'ın çalışmasını istemez önce. Sonra ise çalışması için bizzat destek verir. Çünkü kendisi de hayata 'çalışmayarak' atmıştır ilk adımını. Arif Bey, "bir mirasyedi" olarak başlar hayata. Ancak kayınpederinden kızı Fatma Fahire Kocataş'ı istemeye gittiğinde "Çalışmayana verilecek kızım yok" cevabını alır. Necmettin Kocataş, damat adayı Muhiddin Arif'e bu cevabı verir vermesine ama ona
Selanik Bankası'nda bir iş bulmadan da edemez. Buradan Osmanlı Bankası'na geçer. Bu arada yatırım yaptığı pamuğun fiyatı düşer ve Muhiddin Arif bu yatırımdan oldukça zarar eder. Sonrasında ailesini alarak Kocataş Yalısı'na gelir iç güvey olarak. Ve bütün borçlar Necmettin Kocataş tarafından ödenir. O sırada İş Bankası Galata 2. Şube Müdürlüğüne getirilen Muhiddin Arif Bey, 2. Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde de bankanın Mısır Şubesi'ne müdür olur. Bu arada pamuk fiyatları yükselir ve Muhiddin Arif Mardin 'milyoner' olur. Ve sermayesinin bir bölümünü Türkiye'ye getirip Türk Petrol ve Madeni Yağlar AŞ'ye kurucu ortak olur.
26 yaşına kadar çalışmayan ve "Çalışmasaydım bugün dilenciydim" diyen Betül Hanım, çalışma hayatına Tercüman'daki gazetecilik mesleği ile girer. Üç yıl burada çılıştıktan sonra Yeni Sabah'ta devam eder mesleğe. Gazeteciliği, eşi tiyatro sanatçısı
Haldun Dormen'den olan Mustafa Ömer'in doğmasıyla bırakır. Dormen'le, 1958'de yaptığı piyes tercümelerini ona vermesiyle tanışır ve 1959'da evlenir. Tercüme ettiği piyesi Haldun Dormen oynamaz ama Betül Hanım ikinci evliliğini yapar onunla. 10 sene kadar tiyatronun mutfağı diye tabir ettiği tercüme-yazı işlerini Haldun Bey'le beraber sürdürür. Betül Mardin ilk evliliğini, Robert Koleji'nin bir çay partisinde tanıdığı, sonrasında babasının yanında avukatlık yapacak olan Akgün Ustalar ile gerçekleştirir 1950 yılında. 1957'de ayrılır. Bu beraberlikten Şerife Leyla dünyaya gelir. Şerife Leyla bugün antika üzerine bir iş yeri sahibidir. Mustafa Ömer de Castrol'ün genel müdürlüğünü yapıyor. Betül Mardin her iki evliliğini de, "Birbirimize kahvaltı masalarında notlar bırakıyorduk" diyerek işlerinin yoğunluğu nedeniyle noktalar. 1964 yılında TRT'de çalışmaya başlar. İstanbul'da program uzmanlığı yapar, sonra BBC'de tv eğitimi görür. Bu tarihlerde Türkiye'de henüz televizyon yayını yoktur. Sonra Türkiye'ye döner, Ankara TRT'ye gider. Bir süre burada bulunur ve genel müdüre gidip çocuklarından dolayı tayinini tekrar İstanbul'a isteyene kadar burada tv oyun bölümünü kurar ve çalışır. TRT Genel Müdürü bu isteği bekletince Betül Mardin istifa eder. 40 yaşındadır. İşte asıl Fatma Betül Mardin o zaman doğar.

Ahtapot Betül
TRT'den ayrıldığı yıllarda gazetecilikten radyoculuğa, televizyondan tiyatroya, hatta
Haldun Dormen'le birlikte olduğu için sinemaya kadar bu konularda bilgi sahibidir. Kuvvetli bir iletişim ağına sahip olduğunu düşünür. Bu yüzden arkadaşları 'Ahtapot Betül' adını yakıştırır ona. Bu durumu değerlendireceği yeni bir iş alanı arar kendine. Ve babasının kapısını çalar. "Bana para ver, sonra sana veririm." Babası, çalışmasına olumlu bakar artık. Sonra, Akbank Genel Müdürü Ahmet Dallı'ya gider. Yıl 1968... Tanıtım programları yapmaktan bahseder ona ama, Dallı daha farklı bir iş önerir Betül Hanım'a: "Benim emrimde 3 bin 500 kişi çalışıyor. Ben birşey söylüyorum, onlar ağlamaya başlıyorlar. Halbuki ben 'Aferin çok güzel yaptınız' diyeceğim. Anlamıyorlar. Benim söylediklerimi onlara, onların söylediklerini bana getir." Halkla ilişkilerde beşeri münasebetler adı altında bir iştir bu. Haftada üç gün gelip bin 900 lira maaş alması önerilir. O zamanlar bu alanda Türkiye'de çalışan bir-iki erkek var o kadar. Onlar da yabancı büyük petrol şirketlerinde çalışmaktadır. Sonra Disko-Türk Plak Şirketi'nden bir teklif alır. Şirketin basın ve reklam işlerini yürütmesi istenir kendisinden. "Olur dedim. Biliyorum o işi. Üç bin lira verdiler bana. Para kazanmaya başladım. (Şakayla karışık) Babama cep harçlığı vereceğim nerdeyse." Ardından Kervansaray adlı bir kulübün sadece mönülerini düzenlemek için bir teklif daha alır.
1971 yılında ise Türkiye'de yapmaya çalıştığı bu işin dışarıda nasıl olduğunu anlamak için İngiltere'ye, Kemal Has'ın İmsa firmasında çalışmaya gider. 1974'te Türkiye'ye tekrar döndüğünde aynı yıl İstanbul Festivali'nin birinci yılı hazırlıkları yapılmaktadır. Festivalin tanıtım işlerine yardımcı olur. Ardından Alaaddin Asna ile birlikte A ve B'yi kurar. 1984'te bu ortaklık sona erer ve 1987 yılında, Canan Bengiselp,
Nilgün Pirinççioğlu ve Cemal Noyan'la, bugün Türkiye'nin önde gelen halkla ilişkiler şirketlerinden olan İmage'ı kurar. Bir zamanlar baba Muhiddin Arif'in çalışmaya izin vermediği Betül Hanım, halkla ilişkiler dalında birçok başarı ödülü alır, yılların 'en başarılısı' seçilir üst üste.
Bugün Mardin ailesinin bütün yükünün kendi omuzlarında olduğunu söyleyen Betül Hanım, 71 yaşında ve halen işinin başında. Ömrü yettikçe de başında kalmaya kararlı. Ne diyelim Allah kolaylık versin...

CEMAL A. KALYONCU ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Kerime Nadir'den Karin Karakaşlı'ya

Kadın Eserleri Kütüphanesi'nin "Anlatan Kadınlar: Roman, Öykü" adıyla yayınladığı 2003 Ajandası'nda 1884 yılında doğmuş bir yazar da var, 1972 doğumlu da. "Pembe" romanların yazarı da var, fantastik öykülerin yazarı da... Tam 40 kadın...

Muazzez Tahsin Berkant, Suat Derviş, Cahit Uçuk, Peride Celal, İsmet Kür, Kerime Nadir, Nezihe Meriç, Adalet Ağaoğlu, Leyla Erbil, Sevim Burak, Selçuk Baran, Füruzan, Sevgi Soysal, Ayla Kutlu, Oya Baydar, Nursel Duruel, Tomris Uyar, Ayşe Kulin, Tezer Özlü, Pınar Kür, Alev Alatlı, İnci Aral, Nazlı Eray, Duygu Asena, Erendiz Atasü, Zeynep Avcı, Feyza Hepçilingirler, Işıl Özgentürk, Buket Uzuner, Latife Tekin, Perihan Mağden, Nalan Barbarasoğlu, Ayfer Tunç, Müge İplikçi, Aslı Erdoğan, Elif Şafak, Sema Kaygusuz, Karin Karakaşlı, E. Emine (Vivet Kanetti)...

Özgür Politika 9 Subat 2003  ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Benim Kadın Gazetecilerim                                                 

Mesleğe adım attığım günden beri, ideal gazeteciler hayal ederim. Berrin İnsel, Betül Mardin, Esin Talu Çelikkan benim, kadın gazeteci hayalimin gözde örnekleriydiler. Berrin gideli çok oldu, Esin'i dün toprağa verdik; Betül'le ben, yola devam edenlerdeniz.

Berrin özel hayatı ağır bastığı için gazeteciliğe uzak düştü. Betül, halkla ilişkiler alanında çalışmayı seçti; iyi etti. İçlerinde mesleğe sadık kalan Esin'di. Ön plana çıkmadan, yıllar yılı radyo ve televizyon gazeteciliğini cephe gerisinden besledi; sağlam kültürü, dili ve karakteriyle.

Üçü de soyluydu; yakın tarihimizi ailelerinin hikâyesi olarak da bildiler. Türkçeye üçü de, anadillerinin yüzünü ağartacak ölçüde hâkim; yabancı dil bilgileri mükemmel... Kadınsı olma özentileri yoktur; üçü de vazgeçilmez, yeri doldurulmaz çalışma arkadaşlarıdır... Bütün meziyetlerini bir bir sayamam, ama mesleklerini onurlandıran genel tavırları ve insanlarla kolay ilişki kurma yeteneklerini de söylemeliyim.

Esin Talu, devlet adamı ünlü edebiyatçıların soyundan gelir. Şair Recai Mehmed Efendi, Türk edebiyatının dönüm noktalarından
Recaizade Mahmud Ekrem, dostluğuyla gurur duyduğum babası Ercüment Ekrem Talu, kardeşi, ünlü futbol spikerlerinden rahmetli Muvakkar Ekrem Talu; yeğeni Umur Talu... Benim gibi Türkçeyi dert edinmiş biri için, aile değil hazine! Amin Maalouf'tan çevirdiği Semerkand'ı okuduktan sonra, telefon edip de Eline sağlık! diyemediğim, sesini bir kere daha işitemediğim sevgili dostum!

İstanbul işte! Evet hepimizin dostu, gözdesi, ama bir yandan da bizi birimizden ayrı düşüren kıskanç koca şehir.

Kabataş'tan Ali İhsan Çelikkan kardeşime, Murat'a, Kerem Can toruna, Umur cânıma ne diyebilirim ki; kalan sevgililer hatırına, dayanın bakalım!

Hakkı Devrim

llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll

LEYLA UMAR ETRAFINDA KÜMELENEN İSİMLER

Mithat Alam: Leyla Hanım'ın annesinin babası. Soyadı yakın arkadaşı M. Kemal tarafından verilmiş. Kudüs'ün son mutasarrıfı. Atatürk tarafından Türk-Fransız Tütün Reji'sini türkleştirmekle Samsun'da görevlendiriliyor.
Rüşdü Çolakoğlu: Nuri Çolakoğlu'nun amcası. Mithat Bey mebus olarak Ankara'ya çağrıldığında, Leyla Hanım'ın anne ve teyzelerini ona emanet ediyor.
Ayşe Mihriban Hanım: Annesi. M. Kemal'in direktifiyle ilk kadın belediye meclisi üyesi yapılıyor.
Sami İhsan Umar: Babası. Selanik'ten gelip Samsun' yerleşiyor, Rusya ile tütün ticareti yapıyor. Alpullu Şeker Fabrikası'nın da kurucularından. Bildiği lisanlar: Fransızca, İngilizce ve Rusça.
Kazım Taşkent: İhsan Umar'la birlikte Yapı Kredi Bankası'nı, daha sonsa Doğan Sigorta'yı kuran meşhurlarımızdan.
Feyyaz Tokar: Leyla Umar'la birlikte Bosfor Turizm'i kuran ünlümüz. Leyla Hanım'ın sermayesi babasından kalan miras.
Şakir Eczacıbaşı: Akrabası . Tabii sadece onunla değil, bütün ailesiyle...
Haluk Kilimci: Akrabası. İzmir Palas'ın sahibi.
Altemur Kılıç: Akrabası. Dedesi Mithat Bey üçüncü evliliğini Kılıç Ali'nin kız kardeşi Naime Hanım'la yapmış.
Mehmet Ali Ekşigil: Leyla Hanım'ın ilk kocası. Bu evlilikten Adnan adlı tek çocuğu oluyor. O da gazeteci Hülya Ekşigil ile evli.
Refik Erduran: Umar'ın ikinci eşi. Sonradan ondan da boşanıyor.
Abdi İpekçi: Adalar'dan çocukluk arkadaşı.

               ARİTMAN

Yazıda geçen Canan Aritman anlaşılacağı üzere CHP İzmir mebusu. Tek derdi mescit kapatmak. Köpek de beslermiş. Bir ara tasmasından kurtulan köpeciği sokakta iki genci ısırıp yaralamış.

Bir de Yetkin Aritman var. Kocası mı bilmem. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın-Doğum Anabilim Dalında uzmanmış. İzmir Rotary Klubü üyeleri arasında ismi var.

Avukat Melis Aritman İzmir Barosunda mesleğini icra ederken İstanbul Barosuna nakil olmuş. Akraba olup olmadıkları da bence meçhul.

Aritman Türkçe'de hiçbir karşılığı olmayan bir kelime. Sabataycıların kullandıkları soyadları listesnde yer alıyor. İstanbul Sevi kardeşimiz Aşiyan Mezarlığı'nda Aritman isimlilerin medfun olduklarını söylüyor. Karar sizin.