|
ADNAN Menderes'in eşi Berrin hanımın, meşhur Dr. Nazım beyin yeğeni olduğunu biliyoruz. Dr. Nazım, ünlü ve ileri gelen Sabataycılardandır,
İttihadçıdır ve İzmir suikasti hadisesinde idam edilmiştir.
Bilindiği gibi Sabataycılar üç büyük kabileye ayrılır ve bunların araları hiç iyi değildir; hattâ zaman zaman aralarında dehşetli kapışmalar, hesaplaşmalar
olmaktadır. İzmir suikastinde mağdur olup okka altına giren Sabataycılar, Karakaşlara mensuptur; onları ezenler de Kapancıdır. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra da böyle olmuştur.
Peki Sabataycı aşiretler niçin kendi
aralarında bu kadar şiddetle çekişiyordu? Bu savaşın ardında büyük menfaatler, ikbal hırsları bulunmaktadır. İslâm tarihine bakınız, Müslümanın Müslümana yaptığını gâvur yapmamıştır. Sünnilerle Şiiler arasında asırlar süren
kanlı savaşlarda nice şehirler yıkılmış, ülkeler tahrip edilmiş, kesilen kellelerden tepeler yapılmıştır.
Sabataycıların Yakubiler kolu, Kapancılara karşı Karakaşları desteklemektedir. Son birkaç yılda Türkiye
Sabataycıları içinde, kapalı kapılar ardında hayli gizli ve çetin müzakereler yapıldı, üç aşiretin ileri gelenleri anlaşmaya, uzlaşmaya çalıştılar, lakin anlaşamadılar. İsmini vermek istemediğim bir Sabataycının Cumhurbaşkanı
seçilmesi isteniyordu. ABD dışişleri bakanı Madamın da desteği alınmıştı. Lakin birbirine rakip ve hasım üç dönme aşiretinin kurmayları bu hususta bir türlü uzlaşamadılar. Sabataycı aday dışarıdan da baltalandı ve ülkenin
başına geçme hayalleri söndü.
Gelelim Berrin hanım ile Adnan beyin durumuna. Adnan Menderes aile içi bir izdivaç yapmıştır; Evliyazadeler ailesindendir; hanımı da aynı aileye mensuptur. İzmir suikastinde asılan Maliye
nazırı Cavid bey Sabataycıların en mutaassıp kolu olan Karakaşlara mensuptur. Dr. Nazım bey de Karakaşlar'dan Berrin hanım ve Adnan Bey de... Bir bomba daha: 27 Mayıs darbesinden sonra asılan dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu
da... Asılanlar Karakaş, asılmalarına yol açanlar Kapancı...
Son yıllarda Kemal Derviş, İsmail Cem, Rahşan Ecevit, Mehmet Ali Bayar arasındaki çekişmeleri, zıtlaşmaları, entrikaları anlamak için çok şey bilmek gerekiyor.
Mason locaları içinde bütün üyeleri Sabataycı olan localar vardır.
Biz Türkiyeliler ne yakın tarihimizi, ne de bugünümüzü biliyoruz. Tarih diye bir sürü maval, masal, martaval, mitos öğretiliyor.Yakın tarihimize ait
ciltlerce kitap, külliyat yayınlandı. Bunların hangisinde Dönmelerin son devirdeki ihtilal, reform, inkılap, değişim faaliyetlerindeki rolleri anlatılmaktadır? Liselerde okutulan tarih kitaplarında bir kelime ile olsun
Masonların, Dönmelerin rolünden, gücünden, tesirinden bahsediliyor mu?
Biz, Masonlar denilince tek, homojen, birlik ve beraberlik içinde olan gizli bir teşkilatı düşünüyoruz. Halbuki ülkemizde dört ayrı Mason teşkilatı
bulunmaktadır. Bunların biri Kainatın Yüce Mimarı dediği Allah'a inanmayanı teşkilata üye kaydetmez. İlerici Mason grubu ise ateist veya agnostiktir ve bu ikisinin arasında geçimsizlik, soğukluk, kavga, çekişme vardır.
Sabataycılar diye tutturmuş gidiyoruz. Peki Sabataycılık nedir? Bunlar kaç gruba veya aşirete ayrılmaktadır? Hangi köşebaşlarını tutmuşlardır. Türk siyasetinde, Türk iktisadiyatında, Türk üniversitelerinde, Türk medyasında
rolleri, ağırlıkları nedir?.. Bu gibi soruların cevabını veren ilmî, ciddî, tutarlı yayınlara sahip miyiz?
Sabataycılık bir buzdağıdır ve biz onun su üzerindeki yüzde birini görmeye çalışıyoruz, altta kalan doksan dokuz
parçası meçhulümüzdür. Bu konularda belge mi yok, bilgi mi yok, kitap ve ilmî makale mi yok, arşivlerde vesika mı yok?.. Hepsi var ama bunları bir araya getirecek, tahlil edecek, bilahare terkib yapacak, ortaya dört başı mamur
araştırmalar koyacak kafa yok, kültür yok, niyet yok.
Sabataycılık gizlilik üzerine kurulu bir lobidir. Onlar iki kimliklidir, taqiyye yapmaktadır. Üzerlerine ışık tutulması, açığa çıkmaları hiç işlerine gelmez. Onların
işlerine gelmez ama biz de bu konuyu öğrenmek zorundayız. Türkiye'deki bu müzmin din-siyasî sistem kavgasını kimler çıkartmıştır? Yüz milyonlarca dolarlık servetlere sahip birtakım Dönme aileleri bu efsanevî zenginlikleri nasıl
kazanmışlardır? Birtakım Dönmeler niçin İslâm'a ve Müslümanlara, medenî insanlara ve vatandaşlara yakışmayan bir şekilde saldırmaktadır? Sabataycılar niçin hukuk fakültelerinin ceza hukuku kürsülerine rağbet etmektedir?
Vaktiyle, TCK 163'üncü madde ile ilgili bilirkişi raporları veren Sabataycılar niçin hep Müslümanların aleyhinde görüş beyan etmiştir?
Bilmemek ayıp değildir, öğrenmemek ayıptır... Masonlar, Sabataycılar bilinmek
istemeyebilir ama bizim de bilmeye, öğrenmeye, içyüzünü anlamaya hakkımız yok mudur?
Sabataycılar derken, birkaç aydan beri ortaya bir de Kürt Yahudileri konusu çıktı.Kendilerini Müslüman gösteren (Sünnî veya Alevî),
fakat asıl kimlikleri Yahudi olan kişiler, aileler, gruplar varmış. Bunlar kimdir? Kendi hallerinde yaşayan vatandaşlar mıdır, yoksa Türkiye hakkında normal ötesi emelleri, planları mı bulunmakta? Kürt terör hareketinde bu
Yahudilerin rolü, tesiri nedir? Türkiye'de şu anda 18 bin Musevî olduğu söyleniyor. Sabataycıları, Kürt Yahudilerini hesaba katarsanız bu rakam çok büyüyecektir.
Birtakım crypto-yahudiler din konusunda militanca hareket
etmeseler fazla işkillenmeyeceğim. Lakin gerçekte Müslüman olmadıkları halde birtakım gizli Yahudiler niçin İslâm ve Müslümanlar konusunda militanca hareket etmektedir? Din, inanç, ibadet, inandığı gibi yaşamak hürriyeti
evrensel bir değerdir. Peki, birtakım Dönmeler bu hakkı ve hürriyeti bize niçin tanımak istemiyor?
Vatikan'da bulunan Fransızca bir belgeye göre, Manisa ve civarında bundan iki asır kadar önce 150 bin Yahudi göç etmiş;
bunlar, Müslümanlar arasında Yahudi kimliği ile yaşamakta güçlük çekecekleri, dışlanacakları için kendilerini Bektaşi olarak göstermişler... Bu iddiaları, dedikoduları hangi tarihçiler, hangi fikir adamları, hangi
akademisyenlerimiz inceleyip araştıracaktır? Dedikodu ile tarih yazılmaz ama gerçeklere şüphelerden gidilir. Ortaya bir rivayet, iddia atılınca; ilmin ışığında incelenmeli, araştırılmalıdır. Yanlışsa yanlışlığı, doğruysa
doğruluğu ortaya çıksın.
Son on yıldan beri ülkemizde çok vahim, çok garip hadiseler oluyor. GAP bölgesinde seksen küsur yabancı büyük şirket faaliyette bulunuyormuş.Bunların yetmiş küsuru Yahudi-İsrail kuruluşlarıymış
ve hassaten Kürt Yahudilerini çalıştırıyorlarmış. Bu iddialar doğru mudur? Elde ne gibi sağlam bilgiler, belgeler, şahitler bulunmaktadır? Bunların açıklanması, araştırılması gerekmez mi?
Türkî cumhuriyetlerden
Türkmenistan'da, Müslüman Türkmen gibi görünen, asıl kimlikleri Yahudilik olan büyük, nüfuzlu, güçlü bir taife varmış... Bu konuda nerede aydınlatıcı bilgi bulabiliriz?
Velhasıl bir sürü esrarlı, acayip, garip, akıllara
durgunluk verecek cinsten hadiseler, rivayetler, dedikodular, söylentiler, iddialar içinde bunalmış vaziyetteyiz. Maalesef Türk toplumu bir bilgi toplumu değildir. Halkımız, aydın zümre, gençliğimiz uzun yıllardan beri
uyutulmuş, afyonlanmış, sersemletilmiş, zekâ özürlü hale getirilmiş bulunuyor. Amerikalılar topraklarımıza çıktılar bile. Amerikan gemileri tanklar indirdi. Amerikalı personel için özel, USA standartlarına uygun sahra kenefleri
getirildi. Uçak dolusu tabut ve ceset torbası getirildi. Biz ise hâlâ sayıklıyoruz: Meclis henüz izin vermemiştir... diye. Sabataycılar Türk toplumunda akıl bırakmadı!
Mehmet Şevket Eygi ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
MENDERES’İN SABATAYCILIĞI
Istanbul Sevi, bir yazısında 27 Mayıs'ta asılanların tümü hakkında, Karakaş - Kapani çekişmesine işaret eden bir yazıyı bu foruma yazmıştı.
Menderes'in sabetaycı olduğunu bilmeden öyle bir iddiada nasıl bulunmuş anlayamadım. Anlaşılan şimdi o iddiasını hatırlamıyor. Bu iddiayı önce Gökyüzü yazmıştı. Gökyüzü, İzmir Suikastinde mağdur olanların ve 27 Mayıs'ta
asılanların Karakaş, asanların ise Kapani olduğunu iddia etmişti.
Bunu hemen sadece bu iki grubun çekişmesine bağlanmaması için de, mesele sadece iki kolun çekişmesi değildir, bu iki kol farklı menfaat gruplarını temsil
ediyordu. Aralarındaki mesele elbette sadece kol anlaşmazlığı değildir diye de önemle uyarıyordu. Yazılarının bir kısmını foruma asıyor, tam emin olamadığı şeyleri ise paylaşmak için e-maille gönderdiğini biliyoruz. Yakubilerin
de Kapanilere karşı Karakaşları desteklediğini, bunun örneğinin de Kemal Derviş, İsmail Cem, Mehmet Ali Bayar arasındaki saflaşmalarda yaşandığını söylemiş, İsmail Cem ile Derviş arasında, Mehmet Ali Bayar'ın da katıldığı
görüşmelerin cemaat içi liderlik konusunda anlaşma pazarlığı olduğunu Mavera'da söylemişti. Karakaşlar ile Kapaniler arasındaki husumetin devam ettiğini, Derviş ile İsmail Cem arasında görüşmeler esnasında İsmail Cem'in
liderliğini Kapanilerin kabul etmeyeceğini söylemişti.
Mavera okuru Yalçın Küçük bu anlaşmazlık sonrası aynen bu yorumu yapmıştı. Aşağıda Gökyüzü'nün yazılarında geçen Dr. Nazım, Berin Menderes, İttihatçı Rahmi Karakaş
kolundan. Mehmet Ali Aybar ise Kapani. Bu Ilgaz Zorlu'nun da kollar arasında evlenme olmazdı iddiasını çürütüyor.
İstanbul Sevi daha önceki yazılarında dolaylı olarak Atatürk'ün Karakaş olduğunu ima ediyordu. İstanbul
Sevi'nin yazılarını çok az kişinin okudğu Gökyüzü'nün açtığı ADA forumundan bu yana okuyorum. Sayın Melih Arsun da ADA'da vardı. Gökyüzü ise Atatürk'ün Kapani olduğunu iddia ediyor. Sayın Sevi, cemaatten olduğu için içten bilgi
alıyor ve biliyor olabilir. Gökyüzü'nün böyle bir imkanı yok. Gökyüzü tamamen akrabalık bağları ve siyasal pozisyonlar açısından bunu iddia ediyordu. Ayrıca Gökyüzü, forumlarda yayınlanmayan mail yoluyla ulaştırdığı yazılarda
İzmir Suikasti'nin mağdurları hakkında hepsi Karakaş'tır diye iddia ediyordu.
İstanbul Sevi'nin Kapani Karakaş çekişmesi vardır demesiyle, Atatürk'ün Karakaş olduğunu söylemesi bir çelişki taşıyor. Berin Menderes'in
sabetaycı olduğunu Ilgaz Zorlu söyledi fakat bu bilgi aylar önce Mavera'da zaten vardı. Ilgaz Zorlu'nun ve İstabul Sevi'nin bilmediği, şimdiye kadar bu bilgi zaten hiç bir yerde yoktu Berin Menderes ile Adnan Menderes'in akraba
olduklarıydı.
Mavera okuru Ilgaz Zorlu, Mavera'da TKP kurucuları hakkında sabetaycı olduklarını gösteren yazılar sonrası birden Mustafa Suphi ve TKP hakkında sabetaycıdırlar diye demeç verdi. TKP'den Şefik Hüsnü
dışındakilerin sabetaycılığı Mavera'da zaten yazılmıştı ve konuyla ilgili herkes öğrenmişti. Sayın İstanbul Sevi açıkça yazarsa çok iyi olur. Söyledikleri ne kadar tahmin ne kadar cemaat içi bilgi. Gökyüzü'nün bu konudaki
bulabildiğim yazıları:
Deniz
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ADNAN MENDERES VE BAĞLAR
"Ege’nin
büyük ailelerinden Evliyazadeler’in Göllüce köyünü kapsayan 26 bin dekarlık çiftliklerinin hikayesi şöyledir : ‘ Göllüce köyü İzmir’e yakındır. 400 nüfuslu 90 haneli bir köydür Göllüce. Ve yıllardan beri bu köyün insanları bir
tek aileye, Hacı Ali Paşagiller’e toprak köleliği etmeketdirler. Kendilerinin bir karış ekip işlyecek toprakları yoktur. 400 nüfuslu köy okuldan, mescittten, sudan yoldan, hatta mezarlıktan yoksundur. Çalıçırpıdan yapılmış
evlerde otururlar. Göllüceliler, Köyü çevreleyen topraklar üzerinde Hacı Ali Paşa torunlarından bir hanım hüküm sürer. On üç traktör, bu topraklar üzerinde geceli-gündüzlü bu dul hanım için işlerken, köyün insanları açtır.
Bugün Göllüce köyünün de içinde bulunduğu Torbalı ve Aydın dolaylarında en büyük topraklara ve çiftliklere sahip olan Hacı Ali Paşa torunlarıdır. Hacı Ali Paşa denilen bu zat (…) Adnan Menderes’in dedesidir." (
Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni, I. Cilt, s.122)
Adnan Menderes’in de Evliyazade ailesinin bir ferdi olduğunu öğreniyoruz, tıpkı eşi
Berrin Menderes gibi. Adnan Menderes’in halasının soyadı da Evliyazade zaten. Yani endogamik bir evlilik yapmışlar. Evliyazadelerin diğer fertlerini hatırlatmadan önce daha önce iç giyimde büyük bir isim olan İpek Kıramer’den
de bahsetmek gerekiyor. Işık Lisesi mezunu olan İpek Kıramer’in az bilinen özelliği de, Adnan Menderes’in gelini olması.
"Serteller’in sofraları her zaman açıktı. Moda’daki komşuların dışında da evlerine çok gelen giden olurdu. (…) Örneğin Celal Bayar ve sonradan ‘MİT’ ajanı olduğu Yassıada’da kendi itiraflarıyla kanıtlanan Özdemir
Evliyazade de bunların arasındaydı. Menderes’in yeğeniymiş. Tevfik Rüştü de eniştesi. (…) Ayrıca Zekeriya’nın da Sabiha Sertel’in de ailesi çok kalabalıktı. Ama pek seyrek görürdük çoklarını. Ancak bizim aramıza karışmış, bize
kaynamış olan dostumuz Sabiha Sertel’in ağabeyi Neşet Deriş’ti. (Va-Nu, Müzehher, Bir Dönemin Tanıklığı, s.62, Sosyal Yayınlar, 2. Basım, 1997,İstanbul
)
Bu alintida iki önemli kisi var. Birincisi, MIT ajani Özdemir Evliyazade. Adnan Menderes için hiç bir kaynakta Evliyazade yazmiyor, esi Berin Hanim biliniyor ki Evliyazade ancak Adnan Menderes de ayni aileden, bunu
göstermistim. Adnan Menderes için Katipazade deniyor oysa ki Adnan Menderes ve eşi Berin Menderes akraba.
Merhum Nejat-Merhume
Mesude Evliyazade’nin oğlu, Merhume MEHMET ÖZDEMİR EVLİYAZADE’nin kardeşi, Sibel-Osman Refik Evliyazade ve Aylin-Melih Ataca’nın saygıdeğer babaları, Neslişah-Ulviye ve Mesude Emel Evliyazade ile Enis ve Dalya Ataca’nın sevgili
dedeleri, Merhume ve May Evliyazade’nin kıymetli eşi MUSTAFA YILMAZ EVLİYAZADE Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi 28 Ocak 2002 Alsancak Hocazade Camii’nde … Paşaköprü Aile Mezarlığı’nda ....
Nejat Evliyazade KSK kurucusu ve Berrin Hanım’ın enistesi olarak geçiyor kitaplarda, ancak ilanda ne Adnan ne de Berin Menderes yok. Adnan menderes için verilen bilgi
hep Katipzade olduğu. Oysa bu iki aile akraba zaten. Osman Refik ismi bize Evliyazadelerin Osman Babacı yani Karakaş oldugunu ilan ediyor. Bu çok önemli Karakaşlar en tutucu, Yahudi inancına en yakn, hâlâ inançlarina en bağlı
kol. Asıl daha önemlisi İzmir Suikasti’nde asılan Cavit Bey de Karakaş, 27 Mayıs’ta asılan Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu da Karakaş. Asanlar ise Kapani. Bu iki kol arasında husumet var, o yüzden Kapaniler yani Kemal Derviş
cemaati asağı tabaka gördükleri Karakaşlardan İsmail Cem’in liderliğini kabul etmedi. İlanda ismi geçen Neslişah Sultan’ın ilk kocası daha sonra Bülent Ecevit’in teyzesiyle evleniyor. Rahşan Ecevit’in Karakaş olduğunu
biliyorduk, Bülent Ecevit için de büyük olasılıkla Karakaş diyebiliriz. Sabetaycılığı herkesce bilinen İttihatçı Dr. Nazım, Evliyazadelerin kızıyla evlenmiş. Mustafa Kemal’in Dışişleri Bakanı ve ünlü masonlardan Tevfik Rüştü
Aras yine Evliyazadelerin kızıyla evlenmiş. Bu evlilikten doğan kızları Menderes’in Dışişleri Bakanı ve yine Sabetaycılığı açık olan Fatin Rüştü Zorlu’yla evlenmiş. Evliyazadeler ile Evrenos Ailesi akrabaymış, demek ki Karakaş
oldukları tahminimiz doğru. Evrenos İttihatçı Hamdi, M. A. Aybar'ın halasının eşi.
Dr. Nazım, Toplumsal Tarih’ten (Ocak, 2002) yaptığım alıntıda Bektaşi İttihatçılardan da sayılıyor. Dr. Tevfik Rüştü Aras : Dışişleri
Bakanı (1925-1938) www.mason.org’dan tarihçeye tıklanırsa, bütün üylerinin Sabetaycı olduğu Selamet Locası içinde olduğu görülecektir.
Müzehher Va-Nu, Nazim Hikmet’in Moskova’da beraber okudugu ve sonra "Salkim Sögüt" siirini ona yergi olarak yazdigi Vala Nureddin’in esi. Va-Nu’nun babasi Selanik valisi bir Ittihatçi. Sabiha Sertel,
"Demokrat Parti’yi biz kurduk" diyor, dogru çünkü Mehmet Ali Bayar’in dayisi Refik Koraltan, Celal Bayar vs hep evlerinde çok yakin dostlar. M. A. Aybar, Sertel’in en yakin dostu DP’den aday oluyor zaten. Sabiha
Hanim’in agabeyi Neset Deris. Sabiha Sertel, Kemal Dervis’in büyük halasi. Neset Deris de, Kemal Dervis’in babasinin amcasi. Zekeriya Sertel anilarinda, esim Sabiha dönmedir diyor, Kemal Dervis hala ben Arnavutum diyor. Valla
Arnavuttur, Sabetayci degildir diyen de Kapani Nazli İlicak ve Karakas Osman Cengiz Çandar ve Kürt Yahudisi Muhsin Kızılkaya. Deris Ailesi Terakki Vakfi için çok önemli bir aile, nasil önemli olmasin cemaat liderleri.
Gökyüzü
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Berin Menderes'in Annesi
"Evliyazade Makbule Hanım, II. Meşrutiyet devrinde İzmir basınındaki
yazılarıyla tanınmış ilk kadın yazarlarından, Kamil Dursun’un deyişiyle (İzmir Hatıraları,s.149) İzmir’in kayda değer kalem erbabındandır. (…) …Makbule Hanım, İzmir’in en eski ve önemli ailelerinden Evliyazadeler’e mensuptur
ve Cumhuriyet devrinde uzun yıllar dışişleri bakanlığı yapmış Tevfik Rüştü Aras’ın eşidir. Hem Makbule Hanım hem de kardeşi Naciye Hanım, İzmir’in ilk kadın yazarları olmak bakmından ayrı bir yere sahiptirler."
"Bezmi Nusret, hatıralarında ondan (Naciye Hanım’dan-g.) şöyle söz etmektedir : ‘İzmir’in ilk kadın muharriridir. Mektubi kalemi birinci mümeyyizi İzzet Bey’in refikası idi.’(…) Tevfik Rüştü Aras, hemşiresi Makbule
Hanım’la evlidir. (Ö. Faruk Huyugüzel, İzmir Fikir ve Sanat Adamları (1850-1890), Kültür Bakanlığı, 2000)
Evliyazade Naciye Hanım, Berin Menderes'in annesidir. Adnan Menderes'in halasının soyadı da Evliyazade çünkü aile içi evlilik yapmış. İzmir’i bilenler için yazayım : Kemeraltı’na Hükümet Konağı’nın yanından girdiğinizde,
sağda Ankara Palas Oteli vardır, onu geçince Milli Kütüphane Caddesi gelir ve köşede Yapı Kredi Bankası yer alır (Ali Galip’in yanı). Burası, eskiden Evliyazade Hanı’ymış. (
Ayrıntılar için bkz. İzmir Kent Kültürü Dergisi, Eylül 2001, s.4, s.143)
Ben bu soyad, bu aile lakabıyla ilk kez,
Yaşar Aksoy’un
İzmir’deki futbol takımlarını anlattığı ve Tanıl Bora’nın derlediği "Futbol ve Kültürü" (İletişim Yayınları) kitabında karşılamıştım. Aksoy, Nijat Eviliyazade’yi anlatıyor ve Adnan Menderes’in eşi Berin Menderes’in de
Evliyazade Ailesi’nden olduğunu yazıyordu ve Berin Hanım’a o dönemde Eviliyazadelerden Berin dendiğini söylüyordu. İzmir’de Amerikan Koleji’nde okuyan Adnan Menderes de, KSK’de futbol oynamış.
Nijat Evliyazade için bir
kısa alıntı verelim : "Atçılık ve yarışçılığın gelişmesi için fikir üretenler - ki bunların başında Sait Akson ve Özdemir Atman geliyordu- bu imkana 1950 yılında kavuştular. Jokey Kulübü, devrin Cumhurbaşkanı ve
Başbakanının onayı alınarak, Bakanlar Kurulu Üyesi ve aileden eski bir atçı olan İzmirli Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, milletvekillerinden emekli general Saim Önhon, eski bir atçı olan Prens Halim Sait Türkhan, İzmir eşrafından
Nijat Evliyazade ve babadan atçı Sait Akson tarafından 1950 yılının Kasım ayında kuruldu. İlk İdare Heyeti yukarıda sayılan kişilerden oluştu. "(www.tjk.org.tr)
Evliyazade Ailesinin büyüğü Evliya Bey, onun oğlu Refik Evliyazade İzmir
Belediye Başkanlığı (1913-1918) ve İzmir Valiliği yapmış. Refik Bey’in kızı ünlü İttihatçı, idam edilen Dr. Nazım’la evlenmiş
Gökyüzü
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Menderes'in Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih
Korur
1905 yılında doğdu. Askeri Rüştiye'yi bitirdikten sonra askeri
fabrikalarda çalışarak İstiklal Savaşı'na katkıda bulunmuş, 1925 yılında Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nde memuriyete başlamıştır. Bu kuruluşta 20 yıl çalışarak Genel Müdürlük görevine kadar yükselmiş, bu arada Ankara Hukuk
Fakültesi'nde öğrenim görerek mezun olmuştur. 1946 yılında Toprak ve İskan İşleri Genel Müdürlüğü'ne, 1950 seçimlerinden sonra ise Başbakanlık Müsteşarlığı görevine getirilmiş ve 27 Mayıs 1960'a kadar bu görevde kalmıştır.
Başbakanlık Müsteşarlığı görevinde bulunduğu dönem içerisinde üç aylık bir süre için Milli Emniyet Hizmetleri Reisliği'ne vekalet etmiş ve 1982 yılında vefat etmiştir.
ACI KAYBIMIZ Merhum Sadrazam Mustafa Reşit Paşa Hafidi, Merhum Sedat ve Merhume Leman Urul’un oğulları,
Jale Roof’un kardeşi Cem Gökçen’in Dayısı, Merhum
Ahmet Salih Korur ve Nezihe Korur’un damadı, Merhum Binhan Korur, Aynur ve Sinan Korur’un enişteleri, Enver Caroline ve Nihat Urul’un, Aylin Güney Özbay’ın sevgili babaları, Emre Berk, Alara ve Ali’nin sevgili dedeleri, Bengü Urul’un kıymetli eşi, Eski Emlak Bankası Genel Müdürü ve Bayındırlık Bakanlığı Hava Meydanları Genel Müdürlüğü Hisar Eğitim Vakfı Genel Koordinatörü, Özel Kemerköy Okulları Kurucu, Temsilcisi Yüksek İnşaat Mühendisi MEHMET VEDAT URUL sevdiklerini derin acılar içinde bırakarak 6 Mart 2002 günü Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi 8 Mart 2002 Cuma günü ögle namazını takiben Bebek Camii’nden alınarak Zincirlikuyu Mezarlığındaki Aile kabristanına defnedilecektir. AİLESİ. 7 MART HÜRRİYET
Arzu edenlerin çelenk göndermek yerini Hisar Eğitim Vakfı Vakıfbank Ortaköy Şubesi 16619 nolu KİO BURS FONU hesabına bağışta bulunmalarını rica ederiz. -- (Savaş Dost'un Mavera'ya astığı vefat ilanı)
Mehmet Şevket Eygi, Ahmet Salih Korur'dan hiç
bahsetmiyor. Oysa Korur, Başbakanlık Müsteşarı iken kendisinden yardım istiyor. Ahmet Salih Korur, 1950'de Başbakanlık Müsteşarı oluyor. Bu koltuk ve güç sayesinde masonluğu bütün ülkeye yayıyor. Bütün masonlar Korur'dan sevgi
ve minnetle bahsediyor. Korur, 1955-1960 arasında Maşrık-ı Azamlık yapıyor. Masonların kendi sitesinde Korur'a bakmak için iki adres : www.mason.org.tr/unlu.html www.mason.org.tr/90yil/konu8.html
Ahmet Salih Korur'un 33. dereceden mason olduğunu "Milis General Cevat Rifat Atilhan" ismiyle "Türk Oğlu Düşmanını Tanı -
Masonluğun İçyüzü
"
kitabında uzun uzun anlatıyor. Ahmet Salih Korur'un dış mason teşkilatlarıyla yazışmalarını, Fransızca, İnglizce ve Türkçe olarak kitabına alıyor. Kendine Milis General diyen Cevat Rifat Atilhan bunları yaklaşık 50 yıl önce yazıyor. Kitabının bende 1996 tarihli 6. basımı var. İlk basım 1951, sonrakiler de 1952, 1962, 1966, 1970 tarihliymiş. Kitapta en çok Ahmet Salih Korur'dan bahsediliyor.
Ahmet Salih Korur'un o dönemdeki gücünü anlatan şu satırları Caddebostan Balık Adamlar Kulübü Sitesi'nden aldım: "O zamanın, rahmetli Adnan Menderes'ten sonraki en kuvvetli şahsı, müsteşar rahmetli Ahmet Salih
Korur'a kulübümüzün fahri başkanlık şildi ve unvanını takdim ettik ve büyük alâkalarını gördük. Bir sent dövizin bulunmadığı, ülkenin o en döviz darboğazlı yıllarında Ahmet Salih Bey'in şahsi emirleriyle kulüp adına döviz
çıkarttık. Amerika ile direkt mektuplaşarak proforma fatura getirttik. Dövizi transfer ederek on adet regülatör ve valf ithal ettik." (http://www.bsk.org.tr/hakkimizda/tarihce/tingoy.htm)
Bilinen bir başka "harika" şey de Ahmet Salih Korur'un o dönemde Diyanet'ten sorumlu olduğu. (www.nureyn.netteyim.net/yazilar/saidozdemir.htm)
Mason Maşrık-ı Azam'ı, Sabetaycı Ahmet Salih
Korur, "Müslüman" Menderes sayesinde masonluğu zirveye taşıyor ve müslümanların din işlerine de bakıyor.
27 Mayıs'tan önce MAH yani MİT Müsteşarı yapılıyor. 33.dereceden mason ve onun ötesinde maşrık-ı azam
olan kişi bütün gücünün üstüne bir de gizli servisin başına geçmeyi ekliyor. Bu "hizmeti" 27 Mayıs nedeniyle kısa sürüyor; masonluk kuralları gereği maşrık-ı azamlıktan da oluyor zaten. Mehmet Şevket Eygi, bu kişiyi
gayet iyi tanıyor, kendisinden ayrdım istiyor ve o dönemde de bu kişinin maşrık-ı azam ve 33.dereceden mason olduğu biliniyor. En azından masonluk nedir ya da masonluk hakkında bilgi sahibi olanlar bunu gayet iyi biliyor.
Ahmet Salih Korur'un mükemmel İbranice bilen Irak Yahudisi
Doğramacı ile ilişkisi hakkında yazdığım bazı satırları Faruk Bey sitesine koymuş :
http://www.angelfire.com/wy/yaw/Fikirler/Gokyuzu/body_gokyuzu.html
Şimdi karşımızdaki muammanın ne olduğunu anlamadıktan sonra bütün bu Sabetaycılık ilgisinin hiç bir işe yaramayacağı belli. Yaklaşık 250 yıldır aldatılan bizler,
şimdi de bir başka aldatmayla karşı karşıyayız. Kimin eli kimin cebinde bilmeden, zahiriye, görünene bakarsak bu konudan hiç bir şey anlamamışız demektir. O bizdendir, bu olmaz, şu onlardandır deyip, Sabetaycılığı karşıtı
olduğumuz fikirlerin insanlarına mahsus bir defo olarak gördüğümüz sürece daha çok aldatırlar bizi. Bu konuda daha henüz gerçekten çok az şey biliyoruz. En azından bu biline...
Ahmet Salih Korur'un, Salim Başol
başkanlığındaki Yassıada Mahkemesine verdiği ifadede, MAH, yani MİT, yalnızca Amerikalılara değil, neredeyse bütün Batı Avrupa ülkelerine para karşılığı hizmet veriyordu. "İngilizlerden alınana baktım, ayda 30 bin lira.
Fransızlardan alınan ayda 7-8 bin lira, İtalyanlardan alınana baktım, ayda vasati 4 bin liranın etrafındadır."
İtalyanlarla Fransızlar, ABD ve İngiliz istihbarat servisleri gibi parayı direkt ajanlara vermiyor,
servis merkezine gönderiyordu. Ve, "Memurlara doğrudan doğruya maaşlarını verdikleri için, bizim memurları kendi memurları gibi kullanmaktadır. Dinleme servislerindeki memurlarımız da Amerikalıların elinde. Bilhassa
telefon servisleri ve Beyoğlu'ndaki bir nokta. Bu vaziyeti böyle tesbit edince, geldim başvekile söyledim."
MAH, sadece Amerikalılardan mı para alıyordu? Ahmet Salih Korur'un ifadelerine baktığımıza bu sorunun
cevabı "hayır"dır. Başka ülkelerden de hizmet karşılığı para alıyordu teşkilat:
"Amerikan İstanbul servisinin başkanı bu paraları doğrudan doğruya verip ve doğrudan doğruya onlardan hesap almakta ve iş
istemekte olduğu için memurların izzeti nefsini rencide eder vaziyette idi. Ve bundan hepsi de müşteki idiler. Bunu tetkik ettim, mühim de bir para değildi. Verilen para, ayda yüz bin liranın etrafında idi. İngilizlerden
alınana baktım, ayda 30.000 lira, Fransızlardan ayda 7-8 bin lira, İtalyanlardan alınana baktım ayda vasati 4.000 liranın etrafındaydı." (http://www.yenisafak.com/diziler/mah/mah2.html)
Bütün mason kaynakları ve masonluk hakkındaki
araştırmalar, masonluğun 2. doğuşundaki en öenmli ismin Ahmet Salih Korur olduğunu yazar. Bu kişi, Menderes'in Müsteşarıdır ve mason maşrık-ı azamıdır. Döneme dair siyasi hatıralar okunduğunda bir müsteşardan çok daha fazla
etkili olduğu anlaşılan bu kişi Sabetaycı değil midir? Haydi bu kişinin Sabetaycı olduğunu anlamamıştınız. Biz yazana kadar da bilinmiyordu. Oysa bu kişinin masonluğu, büyük uykudan uyandıran maşrıkı azam olarak, masonluğu çok
daha güçlü ve yeniden ülkenin hakimi olarak kılan kişinin nasıl oluyor da "Müslüman" Menderes'in bakanlarından çok daha yetkili ve etkili birisi olduğuna dikkat etmediniz? Menderes'in Sabetaycı olabileceği fikri
aklıma ilk kez bu kişi yüzünden geldi. Bu ilişki, bu kadar zor akla gelecek bağlantılar mıdır? Mason maşrık-ı azamını fiili anlamda ülkenin başbakanı yapan kişi nasıl olur da akla hiç gelmez? Masonluğa karşıyım diyen birisi
nasıl olur da, ülkenin fiili başbakanı (dönemin adeta Hüsamettin Özkan'ı durumundadır) olan kişinin maşrık-ı azam olduğuna dikkat etmez, bunu dikkate almaz? Bu bilinmeyen bir sır değil ki o dönemde de, ondan sonra bugüne kadar
geçen 43 yılda da bilniyor. Menderes'in bakanları içinde kaç mason vardı demiyorum, kaçı mason değildi, az olan daha kolay söylenir, bunları niye yazmadınız?
|