BİR BELGE: "PROCURATOR AMPLUS"- İMTİYAZLI İDARECİ

Sayın editör, size Fransızca bir belge gönderiyorum. Bu belge İtalya'da Vino Ponti'nin özel kütüphanesinde 268 no. ile bulunmaktadır. Çevirisini yapsanız bile aslını da sitenize koyarsanız Fransızca bilen yabancılar da bu belgeden yararlanabilirler. Saygılar.
Sarah Aliye Rana


PROCURATOR AMPLUS

CASTELLUM DuoEt Vıgıntı Excellence,

BU SITEYE

 

VER

Bu resmin altında ne var? Kazıyınız!

 

La règion du Castellum-Aegis Centrum, comprenant le prèfecture de Smyrne et une partie du prefecture de Magnèsie, est habitèe par une population de plus de 10.000 Juif-Bakhtasis auxquels il faut ajouter 3.000 Juif-Bakhtashis du prèfecture de Palèo-Castro. Ils y ont èmigrè depuis 1910; ils attendent anxieusement la libèration de leur Patrie pour regagner leurs foyers.
Le gouvernement de Kemal Pacha, après entente apocryphe avec Thalamus, a accordè 15 sièges aux Juif-Bakhtasis dans l'Assemblè National.
Les Juif-Bakhtasis ont ètè convertis à l'Islamisme, il y a environ 150 ans: ils gardent encore les pratiques juives, ils conservent le Torah et les livres de prière comme de prècieuses reliques et ils parlent entre eux la langue juive.
Les ayant pris sous ma protection sur la demande, on aurait pu supposer que c'etait un but de prosèlytisme que j'avais accèdè à cette demande.
L'Excellence Bozkurt Beg m'adressa une lettre pour me confier le pouvoir:
'C'est des Juifs nous avons pris cette contrèe, c'est à eux que nous la remettons aujourd'hui. Nous allons vous livrer aussi les synagogues que nous avons transformèes en mosquèes, transformez-les de nouveau en synagogues, si vous les croyez bon'
Mais dans un esprit d'apaisement des passions j'ai cru bon de ne pas y toucher, de les èvaluer après.
Par ordre du gouvernement Turc, aucune mesure concernant la population Juif-Bakhtasis n'a ètè prise par les autoritès sans que je sois consultè. Lorsque la bureaucratie Turc s'est dèsagrègèe en Musulmans, ils ont continuè à reconnaitre mon autoritè et à montrer leur confiance à l'èlèment Juif-Bakhtasi.
Ils m'ont instamment priè de faire partie du Grand Autoritè de sauver la règion des excès Musulmans.
En meme temps l'Excellence le chef d'Etat-Majeur m'ècrivit une lettre me demandant d'organiser un règiment des Juif-Bakhtasis, reconnaissant par la- meme l'influence et l'importance de l'èlèment Juif-Bakhtasi de la règion. Les officiers et les autoritès lègales continuent de nous tèmoigner la confiance la plus absolue.
Les Juif-Bakhtasis se sont montrès dignes de cette confiance; ils ont pu assurer la vie et les biens des officiers et des autoritès lègales. Malgrè le trouble des consciences et les difficultès exceptionels qui se sont prèsentèes, il n'y eut aucune perturbation.
Ces faits dèmontrent que le gouvernement de l'Excellence Moustapha Kemal Ataturk a reconnu que les Juif-Bakhtasis ètaient leurs seuls succeurs et les seuls capables de gouverner le pays, une fois l'idèologie musulmane abolie. En tout cas il a reconnu l'influence prèpondèrante de l'èlèment Juif-Bakhtasi.
Dans les circonstances les plus difficiles, les Juif-Bakhtasis ont pu assurer un ordre parfait. Avec mes remerciements anticipès, veuillez agrèer, Excellence, l'assurance de ma parfaite considèration.


Farhi Gollanzo
PROCURATOR
Smyrne, le 16 Mars 1937

AKADEMYA'NIN NOTU: Misafir yazarımızdan bir hafta önce gelen bu belgeyi bu süre zarfında tercüme ettirdik. Akademya kadrosundan değerli mütercim gönüldaşımıza candan teşekkür ederiz. Yukarıdaki belgenin tercümesi şöyle:

İMTİYAZLI İDARECİ

22 No.lu KALE Hazretleri,

 

İzmir vilayetiyle, Manisa vilâyetinin bir kısmını ihtiva eden Kale-Merkez Ege bölgesinde 10.000'den fazla Yahudi-Bektaşi nüfusu ikâmet etmektedir ve bunlara Paleo-Castro (Balıkesir) vilâyetindeki 3.000 Yahudî-Bektaşi'yi de ilâve etmek lüzum eder. (Onlar) Oraya 1910 yılından itibaren hicret ettiler; Vatanlarının hürriyete kavuşmasını ve ocaklarına (ortamlarına) geri dönmeyi sıkıntı içinde bekliyorlar.
İç Oda ile (varılan) hafî (gizli) mutabakattan sonra Kemal Paşa idaresi Yahudi-Bektaşiler'e Milli Meclis'te 15 adet sandalye (koltuk) tahsis etti.
Yahudi-Bektaşiler yaklaşık 150 yıl evvel İslâm'a ihtida ettiler: Yahudi pratiklerini hâlâ muhafaza ediyorlar, Torah'ı ve dua kitablarını değerli kalıntılar gibi koruyorlar ve aralarında İbranî lisanıyla konuşuyorlar.
Taleb üzerine onları himâyeme almam suretiyle, bu talebe iştirak etmiş olmam bir dönmelik gayesi olarak kabul edilebilirdi. Bozkurt Bey hazretleri iktidarı (salâhiyyeti) bana emanet (ettiğini gösteren) bir mektub gönderdi:
'Biz bu emaneti Yahudiler'den aldık, bugün onu yerine iade ediyoruz (onlara geri veriyoruz). Camilere çevirdiğimiz sinagogları da size vereceğiz, eğer iyi olacağına inanıyorsanız onları yeniden sinagoglara çevirin'
Fakat ihtirasların ağırlığı (baskısı) esprisi dahilinde, onlara dokunmamanın, daha sonra değerlendirmenin iyi olacağına inandım.
Türk hükümetinin tâlimatı gereği, benim değerlendirmem (tavsiyem) olmaksızın, yetkililer tarafından Yahudi-Bektaşi toplumunu alâkadar eden hiçbir ölçü ortaya konmadı (karar alınmadı).
Türk bürokrasisi Müslümanlar'la mutabık olmadığı zaman (olmadığı müddetçe), benim yetkimi tanımaya ve Yahudi-Bektaşi unsuruna itimad etmeye devam ettiler.
Benden mütemadiyen, bölgeyi Müslüman artıklarından kurtarmak için Büyük Otorite'nin bir parçası olmayı rica ettiler.
Aynı zamanda genelkurmay başkanı hazretleri, bölgedeki Yahudi-Bektaşi unsurunun ehemmiyetini ve tesirini tanıyan (ona minnet duyan) ve benden bir Yahudi-Bektaşi (sistemli) birliğini organize etmemi taleb eden bir mektub yazdı.
Yahudi-Bektaşiler bu itimaddan gurur duydular; Kanunî yetkililerin ve subayların iyiliğini (huzurunu) ve hayatını garanti edebildiler. Sergilenen şuur bulanıklıklarına ve istisnai zorluklara rağmen hiçbir karmaşa olmadı.
Bu olup bitenler gösteriyor ki, Mustafa Kemal Atatürk hazretleri, bir kere Müslümanlık ideolojisi bitip tükenmeye görsün, Yahudî-Bektaşiler'in kendilerinin tek halefi olduklarını ve ülkeyi idare etmeye kabiliyetli yegâne (toplum) olduklarını gördü (bildi, farketti). Her hâl-u kârda, Yahudî-Bektaşî unsurunun ağır (câlib-i dikkat) tesirini gördü (bildi, tanıdı).
En zor şartlarda, Yahudî-Bektaşiler mükemmel bir nizamı kesinleştirebildiler.
Hazretleri, mükemmel niyetimin kat'iyetini öncelikli teşekkürlerimle beraber (lûtfen) kabul buyurunuz.
 

Farhi Gollanzo
IDARECI
İzmir, 16 Mart 1937

MÜTERCİM'İN NOTLARI:
1- 1. paragrafta geçen 'vatan'dan kasıt 'Arz-ı Mev'ud'dur.
2- İç Oda (Thalamus), KALE'nin idari kadrosudur.
3- Bu mektubda, kaleme alanın hitab ettiğinin kim olduğu belli değil fakat
muhtemelen Dünya Siyonizm Kongresi'ne veya onun birimlerinden birine hitab ediliyor.
4- Çok değerli bir belge olduğuna şübhe yok.
5- Vino Ponti kütübhanesi Vatikan içindedir.
6- Kale'den kasıt gizli bir teşkilâttır, daha üst teşkilâtlara Kule denir ve merkezidir.
7- Gollanzo ailesinin bir kolu Almanya diğer kolu İspanya mahreçli olub katışıksız Yahudidir
8- 'Procurator' kelimesi Latince olub aynı zamanda 'ajan' mânâsına da gelmektedir.
 

Sayfa içinde kelime ara

 

www.akademya.org   ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
 
Belgeleri Kimler Yok Etti?

GERSHOM SCHOLEM, Sabatay Sevi ile ilgili kitabında (Fransızca tercümesi, s. 403, 176 numaralı dipnotu) “Sabatay Sevi ile ilgili hiçbir resmî Türk belgesi bu güne kadar bulunamamıştır ve gelecekte de bir şey bulmak ümidi pek kuvvetli değildir. Profesör Uriel Heydt, 1665 Ekiminden 1678 Nisanına kadar olan zaman içindeki hükümet kararlarını ihtiva eden ciltlerin (dosyaların) İstanbul Devlet Arşivlerinde mevcut olmadığını ortaya çıkartmıştır” diyor. Profesör U. Heydt’in, Tarbits, XXXV (1956), s. 337-339’da yayınlanan İbranice araştırmasının başlığı “Sabatay Sevi ile ilgili bir Türk belgesi” olduğuna göre, arşivlerimizde İzmirli Mesih hakkında en az bir belge olması gerekmektedir. Yahudi Profesör ve araştırıcı Heyd’in iddiası doğru ise, devlet arşivlerimizden Sabatay Sevi ve Sabataistlerle ilgili belgeleri kimler yok etmiştir?
Tarihini tam olarak hatırlamıyorum, büyük ihtimalle 1986’daydı, bir gün Beyazıt’ta bir sergiciden Başbakanlık Devlet Arşivi’ne ait bir tomar vesika satın almıştım. Bunları daha sonra, Yeni Haber gazetesi vasıtasıyla Arşiv’e verdirttim. Maalesef titizlikle korunması gereken resmî evrakımızın bir kısmı kaybedilmiş, hatta bir ara balyalar halinde okkası 2,5 kuruştan Bulgaristan’a satılmıştır.
Devlet Arşivimizdeki Sabatay Sevi ve Dönmelerle ilgili resmî belgeleri kimler, niçin, nasıl yoketmişlerdir? Bunlar arşivden alındıktan sonra bir yerde saklanmış mıdır, yoksa imha mı edilmişlerdir?
Sabatay Sevi son üç buçuk asırlık tarihimizin yetiştirdiği çok önemli bir şahsiyettir. Ben onu, bu devre içinde zuhur etmiş on mühim kişi listesine koymuşumdur. Sabatay Sevi, krallığını ilân etmiş ve bu ülkede hakimiyetin Türklerden Yahudilere geçtiğini korkmadan ve açıkça beyan etmiştir. Bilhassa son bir asırlık tarihimizde meydana gelen akıllara durgunluk verecek hadiseleri anlamak için Sabatay Sevi’yi ve Sabataycılığı iyi bilmek gerekir. Yazık ki, Türk tarihçileri içinde İbranice bilen kimse yoktur ki, gereken araştırmaları yapsın, bu konuda daha önce yayınlanmış olan ilmî ve tarihî tedkikatı gözden geçirebilsin.
Türkiye’yi, yakın tarihimizi ilgilendiren çok önemli bir konuda cahil olmak, araştırma yapmamak afedilebilir mi? Ankara’daki Tarih Kurumu Sabatay Sevi ve Sabataycılar konusunda niçin ilmî, ciddî, mufassal araştırmalar yaptırtmıyor, yayınlamıyor?
İslâmî kesimde bir sürü vakıf, cemaat var. Her yıl islâmî hizmet ve faaliyetler için milyarlarca dolar harcanıyor. Bu paraların bir kısmı ile niçin ilmî çalışma ve araştırma yapılmıyor?
Evet soruyorum: Devlet arşivlerimizdeki Sabatay Sevi ve Sabataycılarla ilgili önemli belgeler ne olmuştur?

Mehmet Şevket Eygi   ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
 
Nebioğlu ve Bağlar                                                    

Ünlü Mocan Yalısı, diğer adıyla Pembe Yalı’nın sahibi Şevket Mocan, ünlü bir sağcı, mason ve DP milletvekili Şevket Mocan’ın karısı Sara Hanım, ismini Mustafa Kemal vermiş (Bkz. Mahmut Çetin Boğaz'daki Aşiret) Nazım Hikmet’in teyzesi. Şevket Mocan’ın çocukları Ayşe, Dündar Baştımar’la evleniyor, diğer çocuk Rüya da Samet Ağaoğlu’nun oğlu Mustafa Kemal Ağaoğlu’yla. Daha sonra da Rüya Hanım bir evlilik daha yapıyor İlhan Nebioğlu’yla evleniyor ve Londra’da oturuyorlar. Kemal Derviş’in, çocukluk arkadaşım deyip Londra’da kaldığı ev burası.

İlhan Nebioğlu daha önce de, "müslüman" Hasan Celal Güzel'in dayısı, 6-7 Eylül'ün baş aktörlerinden, CHP'den milletvekili ve bakan Ali İhsan Göğüş'ün kızı CHP Milletvekili, gazeteci Zeynep Göğüş'le evlenmiş. Zeynep Göğüş şu anda Okay Gönensin'le evli.

Ali İhsan Göğüş’ün bir diğer akrabası da Hatay’ın ilk Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen. Tayfur Sökmen’in oğlu Murat Sökmenoğlu MHP’den TBMM Başkanvekilliği yapıyordu. Sökmen Ailesi (ki aile lakapları Sökmenoğlu falan değildir, bu soyad sonradan hiç bir bağ olmadan alınmış; lakapları Mürseloğulları’dır) Hatay’a sonradan gelen ve pek çok araziyi üstüne yolsuzlukla geçiren bir mütegallibe yönetici. CHP’den Turizm Bakanlığı da yapan Göğüş'ün diğer yakın akraba da MHP’li Alpaslan Pehlivanlı'dır.

Şevket Mocan’ın Nazım Hikmet’in teyzesi olan Sara(h) Hanım’la evlenmeden önceki eşi olan Nihal Hanım’ın babası eski milletvekili Ahmet Refik Uluçay, Nihal Hanım Necmettin Sadak’ın da baldızı. Sedef Adası’nın eski sahibi Reyap Şehsuvaroğlu, Şevket Mocan’ın kuzeni. Necmettin Sadak, eski Dışişleri Bakanı ve Ali Naci Karacan’ın da ortağı, Akşam Gazetesi’nin eski sahibi. Necmettin sadak, Çetin Altan'ı "keşfedip" gazeteci yapan kişi.

Şevket Mocan’ın babası Deli Remzi Paşa (Enver Paşa’ya çok yakın ve Almanların adamı), annesi ise Ayşegül Mediha ve Ayşegül Mediha Hanım’ın babası da İngiliz Sait Paşa.
İngiliz Mehmet Sait Paşa : İngiltere’de okuduğu için İngiliz deniyor. Müşir, Vali, Rasathane Müdürü; Divanyolu 2. Ada’da gömülü. Şevket Mocan’ın baba dedesi de Fethi Ahmet Paşa, Pembe Yalı’yı yani Mocan Yalısı’nı da yaptıran o zaten ve ilk Viyana Sefiri.

Şevket Mocan’ın çocukları Ayşe, Dündar Baştımar’la evleniyor, diğer çocuk Rüya da Işık Lisesi Mezunu Samet Ağaoğlu’nun oğlu Mustafa Kemal Ağaoğlu’yla. M. K. Ağaoğlu ressam. Nihat Sargın’ın eşi Yıldız Hanım, TKP Genel Sekreteri Zekai Baştımar’ın amcasının oğlu Şişli Terakki Mezunu Dündar Baştımar’ın kardeşi. 
Baştımar ile Banker Kastelli (Abidin Cevher Özden) kardeş torunu. Baştımar ya da Başdamar diye geçen köyden çıkan diğer ünlü Dündar Kılıç.

Gökyüzü  ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~


NEBİOĞLU KLANI

SİTE İÇİNDE KELİME ARA

PicoSearch

 

Bu klan Sefarad kökenli olup, 2. Beyazit’in fermanı üzerine İspanya’dan Anadolu’ya göç eden büyük soylardan biridir. Genelde Amasya, Çorum, Sivas ve İç-Doğu Karadeniz bölgelerine yerleşmişler, bu alanlarda Alevilik içinde örgütlenmişler ve birçok tekkeyi ele geçirmişlerdir. Kanuni Sultan Süleyman padişahın güvenini kazanan bu soy hala daha Alevilik içinde hatırı sayılır bir konuma sahiptir. CEM Vakfı başkanı İzzettin Doğan’a da yakın olan Nebioğulları Karadeniz bölgesinde de Sunniler’in içine sızmış ve bölge ticaretinde etkin rol almıştır. Şu anda Türkiye’nin her tarafında, her alanda etkinlik göstermektedirler.
 

Nebioğlu soyundan ünlüler arasında Sivil Toplumcu Serpil Nebioğlu,
Toptancı tüccar Hamdi Nebioğlu ve Ahmet Nebioğlu,
Dresdner Kleinwort Bankası’nın Türkiye Masa Şefi İlhan Nebioğlu (Kemal Derviş’in yakın dostu, seçim kampanyasına büyük bir finans desteği sundu),
DİSK’in kurucularından Kemal Nebioğlu,
Türkiye-Malezya ortak ticaret işbirliği komitesinin üyesi Mustafa Nebioğlu,
Prof. Dr. Doğu Nebioğlu,
Deniz ticaret firmasi sahibi Sema Nebioğlu,
İsrail’in Türkiye’deki ekonomik ajanlarından Osman Nebioğlu,
Barometre gazetesinin başkan danışmanı Aptullah Nebioğlu,
Ressam Neslihan Nebioğlu,

    


Naci MOCAN
Asriye MOCAN
Rodica MOCAN
Dorina MOCAN
Ioan MOCAN
 

 

BUNLAR BİR AİLEDEN Mİ?


Faruk Ökte’nin yazdığı, ‘Varlık Vergisi Faciası’ isimli kitabın yayıncısı Nebioğlu Yayınevi (bunu finansmanını Turkish-Jewish Friendship Over 500 Years-500 yıllık Türk-Yahudi Dostluğu kuruluş üstlenmiştir, aynı kuruluş Tayyip Erdoğan’ın Siirt milletvekiliği kampanyasında da köylülere tarım kredisi sağlanmasında aracı olmaktadır),

Bu arada AKP milletvekili ve Tayyip Erdoğan’ın sağ kolu
Egemen Bağış da Nebioğlu soyuyla akrabalık ilişkisi içindedir. Mustafa Kemal Paşa’nın en yakın çevresinden olan Alevi-Bektaşi lideri Cemalettin Çelebi efendinin damadı da Nebioğlu soyundandır ve Atatürk tarafından büyük bir iltifat görmüşlerdir…
Şu anda Dış Ticaret Müsteşarlığı, Deniz Ticaret Müsteşarlığı, Tarım Bakanlığı ve Haydarpaşa Limanı, Antalya Marinası, TV8 gibi kurum ve kuruluşlar büyük ölçüde Nebioğlu klanının elindedir…

Sarah Aliye Rana www.akademya.org   ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~


MOCANLAR…
 

 

Tarih ve Demokrasi Forumu iyi işler yapıyor, sağlam bir ekibi var ve tam yerine parmak basıyor. İstihbaratları kuvvetli. Birçok şey öğrenebiliyoruz. Dün, bir usta buradan bir alınti gönderdi, Şevket Mocan ve Nebioğlu ailesiyle ilgili. Bayağı ilginç. Sarah Aliye Rana da ‘Nebioğu Klanı’ diye bir yazı yazmış, hayli enteresan ve aydınlatıcı. Ne hikmetse buram buram İslam kokan bu soyisimler hep sabbataist’in, yahudi’nin, Mason’un, kemalist’in üstünde kalmış, ziyadesiyle manidar… Tabii ki arif olana…

Simdi bütün bu yazılıp çizilenlerin ve daha başkalarını Türkiye’de sokakta yaşayan vatandaşın hatta mürekkep yalamışın ve hatta hatta entellektüelin bilgisi dahilinde olabileceğini kim düşünebilir. TC tarihinde bu nev’i netameli (amma hayati) mevzuları kalemine, kağıdına, ağzına repertuar yapabilecek kaç tane ‘yiğit’var, haydi bırakalım ‘yiğit’i, kaç tane ‘vicdanlı’ adam var? İki elin parmaklarını geçmez. Mesela, Şevket Eygi. Adam yıllardır bu Sabbataistler’in durumunu kurcalıyor. Tamam, mazide, hususiyetle sosyalistler’e karşı kemalist devletten yana bir tutumu var, bu onun eksiği fakat bundan pişman olduğuna inanıyorum zira savunduğu kemalist kudret, bizzat kendisinin de musdarib olduğu sabbatay soylu. Uğraşıyor bu işle fakat yalnız, devlet tepesinde, nefes aldırmıyor. Prof. Dr. Yalçın Küçük de yeni yeni bu işlere teşne olmaya başladı, evvelden hiç ilgilenmezdi veya şöyle bir yalayıp geçerdi, hepsi o kadar. Gecikmiş ve illetli bir tarz, sonuç alır mı bilinmez. Ama şunu bilmeli ki, Orhan Pamuk ve Ahmet Altan düşmanlığıyla Türkiye’deki yahudi-dönme-kemalist kudrete meydan okuyamaz, daha cesur davranmalı. Perinçek vs. gibi tiplerin çıkışları ise tamamen dönemsel ve yüzeyseldir. Ilgaz Zorlu ise, yarı-egzotik bir sabbatay. Biraz cesur biraz aventurie, biraz dengeleri gözeten kara koyun rolünü oynuyor. Başına birşey gelmeyeceğinin garantisini almış. Adnan Oktar’ın sesi pek çıkmıyor, herhalde ona cok yöneldiler, belki biraz enerji toplama ve vetireyi okuma aşamasında. İşte hepi topu bu kadar, belki unuttuğum birkaç isim daha vardır. Onlar da kusura bakmasınlar. Bunun dışında mevzuya, ses getirici, derinlikli ve teferruatlı olarak asılan tek muhit Akademya ve Beklenen Nizam’dır. Allah Yar ve Yardımcıları olsun, kalemlerine ve zihinlerine kuvvet.

Bu bilgiler çerçevesinde, Tarih ve Demokrasi Forumu ve Sarah Aliye Rana’nın aydınlatıcı verilerinin yanına küçük bir katkı olarak bir iki şey yazalım;

Mocan, öz Türkçe’de ideal sahibi anlamına geliyor… Üsküdar’daki Dilruba korusunun sahibi Avukat Şevket Mocan aynı zamanda meşhur aktör Cüneyd Arkın’la (Dr. Fahreddin Cüreklibatur) akrabalık ilişkisi var ve Cüneyd Arkın da yüksek dereceli mason. Merak edenler, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.B.D başkanı Prof. Dr. Turgut Yardım’a başvursunlar, o iyi bilir.

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesı Dekanı Prof. Dr. (Türkiye Patoloji Derneği Başkanı ve Hacettepe'nin Sitoloji [Hücrebilim] Bölümü eski patronu) Gamze Mocan Kuzey (Prof. Dr. Ziya Mocan’ın kardeşi) de aynı soydan, mason ve devletin sabbatay kliğinin favorilerinden. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’ni de büyük oranda Sabbatayist klik kontrol ediyor.

Prof. Dr. Naci Mocan-Colorado üniversitesi’nde (Denver) ekonomi kürsüsü bölüm başkanı… Mason. Boğaziçi Ün. mezunu. ABD’de bir Müslüman Türk!ün kürsü başkanı olması imkansız denecek kadar zordur. Ari bir soyu temsil ediyorsa ve ‘Müslüman’ değilse o zaman başka. Naci Mocan da Mocanlar soyundan…

Prof. Dr. Ziya Mocan… Zonguldak TED Koleji, Ankara Tıp mezunu, Hacettepe ihtisaslı, İngiliz General Medical Council üyesi, TÜBİTAK ödülleri adayı, halen Okmeydanı SSK Hastanesi'nin Dahiliye Şefi Ziya Mocan'ı. Dahiliyeci-Nefrolog. Cok medyatik, gazete manşetlerinden inmiyor. KTÜ Tıp Fakultesi’nde rahat edemedi zira KTÜ Tıp Fakültesi’nde sabbatay etkinliği düşüktür. Orada tutunamadı. Yüksek dereceli Mason…

Prof. Dr. Hilal Mocan, Prof. Dr. Ziya Mocan’ın eşi. Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı ve de ülkemizde profesörlük ünvanını 36 yaşında almış ilk kadın tıp doktorlarından. O da eşiyle beraber KTÜ’de çocuk nefrolojisi yaptı ve oradan Amerikan Hastanesi’ne zıpladı. Hacettepe Tıp mezunu oğlu Cem Mocan, oftalmoloji (Gözbilim) ihtisası, Bilkent İşletme mezunu Efe Mocan ise New York'ta master yapıyor, Halil Bezmen’le iyi tanışıyorlar. Dr. Cem Mocan aynı zamanda The Tango Club üyesi…

Türkiye Model Uçak Klubü de Sabbataylar’ın ve Masonlar’ın elinde. Aralarında, Semih Oksay, Ohannes Kalaycıyan, Mustafa Koç (Rahmi’nin oğlu), Ahmet Oranos, Can Arbak, Murat Atabey, Murat Kiliccote, Minas Mezedur, Volkan Öztemel, Murat Eşibatir, Burak Ataman, Ferhat Tigrel, İlker Conker, Burak Tegul, Selim Nuri Etger, Savaş Gizer, Ali Haydar Ustay, Cenk Berk, Togan Alper, Necat Revanbas, George Robert Wagner, Ahmet Alp, Agop Apgar, İhsan Oğuz Bilbaşar gibi ünlü yahudiler, sabbataylar ve masonların da bulunduğu klubün azalarından biri de işadamı Ferhan Mocan. O da aynı soydan… Prof. Dr. Asriye Mocan-A.Ü. Dişhekimliği fakültesi profesörü, Diş ve Çene Cerrahisi profesörü. Mason. Aynı soydan…

Bu soyun çok farklı yerlerle bağlantıları olduğu muhakkak. Zannediyorum, Tarih ve Demokrasi Forumu da, Sarah Aliye Rana da ve belki başkaları da bu konulara eğilecektir ve Türkiye’nin, olup bitenlerden bihaber halkını aydınlatacaklardır. Bu arada ‘Gökyüzü’nü de başarılı araştırmalarından ötürü kutluyorum…                        

Dr. Hakkı Açıkalın   ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

TEKZİP
Ben Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Asriye Mocan. Oğlumun e-mail adresinden size ulaşmış bulunmaktayım. Sitenizin http://www.sabetay.50g.com/Tarikat/tarikat.html
adresli sayfasında benimle ilgili olarak vermiş olduğunuz bilgilerin yanlış olduğunu size bildirmek üzere size ulaşmış bulunuyorum. Şevket Mocan ve akrabalarıyla hiç bir ilgim olmadığı gibi, masonluk örgütü ile de benim, eşimin ve çocuklarımın hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Şevket Mocan ve ailesiyle sadece soyadlarımız benzerlik göstermektedir. Yanlış bilgilerin sayfanızdan çıkartılmasını önemle rica ediyorum.

Prof. Dr. Asriye Mocan     ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Kuzguncuk

Görmemiz gereken son köy Kuzguncuk'tur. Buraya varmadan önce, bu kez deniz kıyısında değil bir tepenin eteğinde, güzel ahşap bir köşk görürüz. Burası geçen yüzyıl sonlarında yaşamış bir aydın olan Cemil Molla'nın köşküdür. Bunu Alberti adında bir İtalyan mimarın yaptığı söylenir. Deniz kıyısındaki zarif minareli küçük ahşap camiyi yaptıran da Cemil Molla'dır.

Ortaköy gibi Kuzguncuk'ta da türlü ırktan insan yaşardı. Nitekim burada biri büyük, biri küçük iki sinagog, camiyle yan yana bir Ermeni (Surp Krikor Lusavoriç) kilisesi, iki de Rum kilisesi vardır. Bunlardan biri denize yakın ve adı Ayia Trias. Öbürü Ayios Panteleymon ve içeriye giren cadde üstünde. Cemaat gitmişse de, binalar durmaktadır. Surp Krikor, İstanbul'daki tek kubbeli Ermeni kilisesidir. Camiyle yanyana durur. Kuzguncuk'ta çevre korunmuştu, hatta şimdi inşaat yapmak yasaklanmıştır. Artık vapur iskelelerinin yanıbaşında restoranlar görmeye alıştık, nitekim buradada iki restoran vardır. Daha ileride büyük, çekici bir yalı görürüz. Bu yalı Fethi Paşa'ya aitti. Şimdi genel park olan tepenin üzerindeki korunun sahibi de aynı paşaydı.

Fethi Ahmet Paşa Türkiye'de ilk müzeyi kuran kişidir. Cephanelik olarak kullanılan Aya İrini'de kalmış silah ve malzemeyi düzene sokarak bu binayı müze haline getirdi. Mankenlere askeri kıyafetleri ilk giydiren de odur. Abdülmecit'in kardeşlerinden Atiye Sultan'la evlendi. Cumhuriyet döneminde yalı, yeni sahibi Fethi Paşa'nın torunlarından
Şevket Mocan'ın adıyla anılmaya başlandı. Mocan, Demokrat Parti'nin milletvekillerindendi. Kıskançlığıyla da ünlüydü. İki karısından olan iki kızı yalının şimdiki sahipleridir. Bunlardan birinin, TKP'nin genel sekreteri Zeki Baştımar'ın kardeşiyle evlenmesi Şevket Mocan'ın istemediği ama önleyemediği bir olaydı.

Böyle bir dedikodu aktarmamın nedeni, Kuzguncuk'ta Türkiye sosyalizminin birçok ünlü kişisinin yaşaması.
Mehmet Ali Aybar ve Oktay Rifat burada oturdular. Názım Hikmet burada çok vakit geçirdi. Nihat Sargın da Kuzguncuk'ta yalı sahibidir. Bunlara dayanarak, herkesi bağrında yaşatan Boğaziçi'nin, Türkiye sosyalizminin doğuşunda da payı olduğunu söyleyebiliriz.

Kuzguncuk'la Üsküdar arasında Paşalimanı vardır. Bu adın da kuşatma sırasında Baltaoğlu Süleyman Paşa'nın bazı gemilerini burada demirlemesinden geldiği söylenir. Buradaki eski çeşme, Abdülaziz'in hal'i olayına karışan ve sonra bir suikast sonucu öldürülen Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından, 19. yüzyılın görkemlilik ölçülerine göre yeniden yaptırıldı. Oldukça anıtsal bir çeşmedir. Paşanın yalısı da tam burada, kıyıdaydı. Nüfuz kullanarak fetva alıp, burada bulunan mezarlığı yalısının arsasına kattığı iddia edilmiştir. Genellikle pek sevilmeyen bir paşadır. Kızı, Beylerbeyi'ndeki (yanan) ünlü yalının sahibi Hasip Paşa'nın oğluyla evlenmişti.

Üsküdar'a iyice yaklaşırken görülen yüksek taş binalar (şimdi yarı yıkık) III. Selim zamanında yapılmış tahıl ambarları ve değirmendir. Daha sonra Tekel'e verilmişlerdir. İlk bina ise Abdülmecit'in yaptırdığı karakoldur.

Bundan sonra yolumuzun üzerindeki semt Üsküdar. Boğaziçi yolculuğumuz burada sona eriyor.

Murat BELGE (İstanbul Gezi Rehberi. Tarih Vakfı Yurt Yayınları. 5. basım. 1997.)