 |
Emre Gönensay’ın Arnavutköy Amerikan Kız Koleji mezunu olan eşi Aylin Hanım'ın kızlık soyadı Koçibey. Gönensay’ın eşi ile Renç Koçibey kardeş. Cem
Cengiz Uzan, trafik kazasında ölen ünlü rallici Renç Koçibey’in kızı Alara Koçibey’le evlendi. Cem Uzan, kullanmıyor ama nüfusunda bir ismi daha var : Cengiz. Uzan Ailesi Saraybosna'dan Sakarya'ya göç etmis Sabetaycılardan.
Emre Gönensay'ın babası öğretmen ve tarihçi Hıfzı Tevfik Gönensay. Hıfzı Bey, Boğaziçi Lisesi müdürlerinden, zaten bu aile de Yakubi. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar’ın web sitesinde kendi açıkladığı ünlü masonlar
listesinde Gönensay soyadlı biri var : Samim Gönensay Hukuk Profesörü. Ayşe Kulin’in "bestseller" kitabı "Adı Aylin" de, anlatılan Aylin Radomisli’nin ablası Nilüfer Ayşe Kulin’in yazdığı Adı Aylin
romanında bahsedilen Aylin’in ablası Nilüfer’in, ilk eşinin babası Ali Tanrısever, Kazım Taşkent’le birlikte Yapı Kredi’nin ilk kurucularından. Nilüfer Hanım ikinci evliliğini Kasım Gülek’le yapmış. Bu evlilikten doğan Tayyibe,
Türkçe sınavında kaldığı için Dışişleri Bakanlığı’na giremiyor ama bir başka Sabetaycı Emre Gönensay kendisini Başbakanlık’a alıyor. Tayyibe Gülek, Dinç Bilgin’in yeğeni Murat Birsel’le evlenmiş. Murat Birsel, atv ana haberleri
sunuyor. Bilgin ve Murat Birsel Yakubi'dir.
Gökyüzü ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Uzan-Berker Cem Cengiz Uzan ilk evliliğini Feyyaz Berker'in kızı Şebnem Berker'le yapmıştır. "Tekfen Holding, inşaat, tarım, endüstri, finans, gayrimenkul, dış ticaret ve
tekstil alanlarında faaliyet gösteren bir şirketler topluluğudur. 1956 yılında Necati Akçağlılar, Feyyaz Berker ve Nihat Gökyiğit tarafından kurulmuştur; adını Teknoloji ve Fen sözcüklerinden almıştır. " (http://www.tekfen.com.tr/turkce/tarihce.asp) Ortaklardan Necati Akçağlılar ortalarda görünmeyen, tanınmayan birisi. En tanınmışları kuşkusuz Feyyaz Berker. Defalarca yazdık ama yineleyelim : Berk ya da Berg dağ
demek. Moşe Rabenu’ya (Hz. Musa) Tevrat, dağda verilmiş. Berker ya da Berger çok tipik bilinen bir soyismi. Şişli Terakki, 1969-1970 mezunu Mevhibe Feyza Berker var, İbrahim Sahir kızı. Feyyaz Berker, Boğaziçi İİBF mezunu. (http://www.boun.edu.tr/brosur/page26.htm) Feyyaz Berker uzun yıllar TÜSİAD Başkanlığı yaptı. Türk Eğitim Gönülleri Vakfı Mütevelli Heyeti üyesi. Bu vakfın baş aktörü İbrahim Betil, Betil’in, Kim Kim’dir den annesinin
kızlık soyadının Karakaş olduğunu öğreniyoruz. Sabetaycıların kalelerinden biri bu vakıf. Feyyaz Berker, Koç Üniversitesi Vakfı Mütevelli Heyeti ‘nde de var. Nihat Gökyiğit’in burada geçmeyen bir ismi daha var A. diye
geçiyor. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Konseyi Başkanı aynı zamanda. Necati Akçağlılar kamuoyunda en az tanınanı ama biz aslında bu patronu daha önceden tanıyoruz ve yazdık. Namık Kemal’in kızı Feride Hanım,
Menemenlizade Rifat Bey’le evlenmiş. Bu evlilikten olan Numan Kemal Menemencioğlu, Selanik’te Terakki mektebinde okumuş, büyükelçilik derken Dışişleri Bakanı olmuş. Diğer Çocuk Ahmet Muvaffak Menemencioğlu, Anadolu Ajansı
Genel Müdürlüğü yapmış. Onun kızı Nermin Menemencioğlu Strater, onun da çocuğu şair Muazzez Menemencioğlu. Ahmet Muvaffak Menemencioğlu’nun oğlu Turgut Menemencioğlu da büyükelçi. Namık Kemal’in kızı Feride Hanım,
Menemelizade Rifat Bey’den olan kızı ise Beraat Savut. Beraat Hanım, Mümtaz Savut’la evlenmiş. Mümtaz Savut, valilik ve İller Bankası Genel Müdürlüğü yapmış. Mümtaz-Beraat Savut’un oğlu İlhan Savut ünlü bir isim olan İçişleri
Eski Bakanı Şükrü Kaya’nın kızıyla evlenmiş. Şükrü Kaya, Ermeni Soykırımı suçlusu olarak Malta’ya sürülenlerden. Damadı İlhan Savut, dışişleri üst düzey mensubuyken Menderes’in düşen uçağında ölmüş. Menemencioğlu ailesinin bir
diğer kızının Tekfen’in kurucu ortağı Necati Akçağlılar ile evli olduğunu söyleyeyim. Menemencioğlu’nun bir ferdinin çok ileri yaşta Paris’te büyükelçilikte geçenlerde öldüğünü Hürriyet uzun uzun yazdı.
Gökyüzü
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Faruk Atam Müsavat Mah... Muhtereminin müessislerinden olan Faruk Atam kardeşimiz feci bir otomobil kazası neticesinde 17 Haziran 1951 tarihinde Ebedi Meşrıka intikal etmiştir. Ölümü
hepimizi dinmez elemler içinde bırakmıştır.
Daima güler yüzlü kardeşimizi bir daha göremiyeceğimize bir türlü inanamıyoruz. Ondan bahsettiğimiz zaman (merhum) demeğe dilimiz varmıyor. Celselerimizde,Envar
içtimalarımızda,hususi toplantılarımızda gözlerimiz onu arıyor,her an kapıyı açıp içeri girmesini bekliyoruz. Nizamnamelerimizde uymak mecburiyeti olmasaydı, Mahfilimizde son vazifesi olan Muhakkikliğe kimseyi seçmiyecek, o
makamı boş bırakacak, vazifelerini de vekaletle idare edecektik.
Doğduğu Hürriyet Mahfilinin her celsesinde, dul kesesi dolaşırken bir birader Faruk Atam’ı yad ederek sadakasını veriyor. (DUL KESESİ geleneği Dernekler
Kanuna tabi olan Mason kuruluşlarının bizzat yasalara aykırı şekilde hareket etmesinin somut örneğidir.Dernekler Kanunu yapılacak yardımları ve bağışları ilgili tüzüklerinde makbuz karşılığı koşulunu koymasına rağmen Mason
Derneklerinde ortada dolaştırılan bir torbaya üyelerinin ne kadar Miktarda yardım yaptığı veya aldığı gizli tutulan bu geleneği yaşatarak yasaya aykırı tutum sergilemektedirler.SD) Bu kadirşinaslıklarından dolayı bu kardeş
Mahfile, Müsavat Mahfili biraderleri namına teşekkür ederim.
Faruk Atam 1903 tarihinde Selanik’te doğmuşur. İstanbul Vilayeti Nafia Müdürü yüksek mühendis merhum Avni biraderin oğludur.İlk tahsilini Şam da liseyi
Adana’da bitirdikten sonra 1918 de İstanbul Yüksek Mühendis mektebine girmiş 1924 de mezun olmuştur.1931 senesine kadar Elektrik şirketinde vazife görmüştür. Bu şirketten ayrıldıktan sonra Diyarbakır, Sivas, Erzurum ve Malatya
Sömendöfer hatları inşaatında yorulmak bilmeden çalışmış, yüksek bilgi ve dirayetile memleketimizin giriştiği hamlelerde faal rol oynamıştır.
Bu kıymetli kardeşimizin mensup olduğu şirketin 1939 senesinde deruhte ettiği
(Nazilli) sulama işleri inşaatında 1943 de Adana-Ceyhan sedleri inşasında ve nihayet 1947 de Manisa Kumçay sedleri inşaatında, büyük harbin doğurduğu binbir müşkülatı yenerek mesuliyetli ve nazik vazifesini bir başarı ile ikmal
etmiştir. Bu suretle memleketimizin su işleri sahasında da ihtisası ve tecrübesinden istifade edilmiştir. Faruk bu mesai haricinde çivi ve tel imalatı ile iştigal eden bir şirket, kauçuk endüstrisi ile ilgili diğer bir şirket
kurarak memleketin kalkınmasında büyük hizmetler görmüştür.Bir meş’um Pazar sabahı Milli Serveti kat kat arttıracak olan Sarıyer Barajı inşaat projelerini hazırlamak üzere mahalline giderken bir otomobil kazasında -vazife
başında diyebiliceğimiz bir kazada- gözlerini hayata kapamıştır.
Galip Hamdi Tekyeli ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Abdi İbrahim İlaç Sanayii Müshil ilacıyla işe başladı 80 yılda sektörün devi oldu.
Üç nesil önce biri müshil olmak üzere 3 ilaçla yola çıkan Barut ailesine ait Abdi İbrahim İlaç Sanayii, 80 yılda Türkiye ilaç pazarında yüzde 6’lık payı ve yıllık 163 milyon dolarlık cirosuyla Türkiye’nin ilaç devlerinden biri oldu.
Abdi İbrahim, 88 yıl önce İstanbul Küçükmustafapaşa’da açtığı eczanesini kapatıp genç yaşında Mahmutpaşa’daki handa 3 ilaç üreterek işe başladı. Selanik’ten gelen bir ailenin çocuğu olan Abdi İbrahim Bey, 1908’de
Mekteb-i Tıbbiye-I Mülkiye’nin eczacı sınıfını bitirdi. Dört yıl sonra İstanbul’un Küçükmustafapaşa semtinde bir eczane açtı. Ancak eczacılık mesleki olarak onu tatmin etmedi. Abdi İbrahim eczanesini kapatıp İstanbul
Mahmutpaşa’daki bir handa "Abdi İbrahim Müstahzarat-ı İspençiyariye Fabrikası"nı kurdu.
1919’da Kuvvet şurubu, Müshil-i Nadir ve Bromo Valerin Nadir isimli üç ilaçla üretime başlayan bu fabrika zaman içinde
kapasitesini genişletti. 2000 yılına gelindiğinde İstanbul Hadımköy’de 75 milyon dolara kurulan fabrika ve bin 300 çalışanı ile bir ilaç sanayii devine dönüştü. Fabrika şimdi 161 değişik ilaç, yıllık 6 milyar tablet, 250 milyon
kapsül ve 113 milyon şişe şurup dolum kapasitesine ulaştı.
Eski eczanelerin hatırasını yaşatmak isteyen Barut ailesi 1903’te Heybeliada’da kurulan "Heybeliada Halk Eczanesi"ni olduğu gibi Hadımköy fabrika
binasına taşıyarak Abdi İbrahim Bey’e karşı bir vefa görevini yerine getirmiş oldu.
Abdi İbrahim 1926 yılında 38 yaşında aniden genç yaşta vefat etti. Onun vefatıyla sarsılan Barut ailesinde işleri İbrahim Bey’in eşi
Mehveş Barut üstlendi. Şirketin ismini Abdi İbrahim İspençiyari Laboratuvarı olarak değiştirdi. Laboratuvarın yönetimini 1940 yılında İstanbul Eczacı Okulu’nu bitiren Abdi İbrahim’in oğlu İbrahim Hayri üstlendi. Ve
laboratuvarın ismini tekrar değiştirip "Abdi İbrahim Barut Tıbbi Ecza Laboratuvarı" koydu. Laboratuvar Vefa semtinde yaptırılan binaya taşındığı zaman da "İbrahim Abdi Barut İlaç Fabrikası" adını aldı.
İbrahim Hayri Barut 1961’de vefat edince yönetim İbrahim Hayri’nin eniştesi Dr. Mekin Alpay’a kaldı.
Abdi İbrahim’in torunu Nezih Barut, 1976’da İstanbul Eczacılık Fakültesi’nden diploma alarak fabrikanın başına geçti.
Ve 1975 yılında fabrika anonim şirket olarak kayıtlara geçti. Abdi İbrahim İlaç Sanayii ve Ticaret AŞ olarak ilaç üretimine devam eden şirket bundan sonra daha hızlı bir büyüme gösterdi. Bugün her eczacıya girdiğimizde
reçetedeki ilaçlardan en az birisinin ona ait olduğunu gördüğümüz bir şirket oldu. (Abdullah Dirican / İstanbul)
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Karaosmanoğulları Büyük Larousse, C. 11, S. 6398 XVIII. yy. başlarından XIX. yy ortalarına kadar Aydın ve Manisa yörelerinde önemli rol oynayan aile. Karaosmanoğulları ailesinin kurucusu Hacı
Mustafa Ağa, Manisa’ya mütesellim olarak gönderildi (1700). Onun oğlu Hacı Ahmet Ağa, İzmir voyvodalığı ve Sancakburnu muhafızlığına atandı (1760). Daha sonra ayrıca Sakız adasını da korumakla görevlendirildi (1771). Dergâh Âli
kapıcıbaşısı olunca (1773), yörede nüfuzu iyice arttı. Kendi askeri örgütünü kurdu, devlet adına vergi toplamaya ve yasaları keyfince uygulamaya başladı. Aydın ve Saruhan sancakbeyi olan oğlu Hasan Paşa (1789-1816), devlet
adına topladığı vergileri İstanbul’a göndermediği gibi, merkezce atanan yüksek memurları da bölgesine sokmayarak tam biri derebeyi gibi davranmaya başladı. Onun bu tutumu karşısında bölgeye asker göndermek zorunda kalan Osmanlı
devleti, başarılı olamadı. Mahmut II döneminde Aydın ve Saruhan Sancakbeyliği Hasan Paşa’nın elinden alınarak buralara valiler atandı (1816). Ancak, tüm bu önlemlere karşın, bölgede âyan olarak Karaosmanoğulları ailesinin
nüfuzuna son verilemedi. Atçalı Kel Mehmet, yönetime karşı ayaklanarak Aydın’ı ele geçirdiğinde (1828), devlet Karaosmanoğulları’ndan yardım istedi. Ailenin başı olan Hasan Paşa’nın oğlu Mehmet Ağa, yeğeni Yetim Ahmet’i özel
birliklerinin başında zeybeklerin üzerine gönderdi. Turgutlu, Bayındır, Ödemiş ve Birgi’yi eşkıyanın elinden geri alan Yetim Ahmet (1829), sonunda Aydın’a da girdi ve Atçalı’yı yakalayıp idam ettirerek ayaklanmayı bastırdı
(1830). Mahmut II’nin âyanları etkisizleştirme çabaları sonucunda Karaosmanoğulları ailesinin bölgede kurduğu düzenin zayıflamasını içine sindiremeyen Mehmet Ağa, Kavalalı Mehmet Ali Paşa ayaklanması sırasında (1831-1840)
Manisa’yı işgal eden İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusuna karşı koymadığı gibi, İbrahim Paşa’ya bağlılığını bildirmek için de Kütahya’ya gitti. Doksanüç harbi’nde asker gereksinimini Karaosmanoğulları’nın hizmetindeki
adamlarla karşılamak isteyen Osmanlı devleti, bu aileden olumlu yanıt alamadı. Kurtuluş savaşı sırasında Karaosmanoğlu Halil Paşa, Manisa’ya giren yunan kuvvetlerine büyük kayıplar verdirerek ilerlemelerini engelledi.
Tutunamayacaklarını anlayan Yunanlılar, kenti bir enkaz yığınına dönüştürdükten sonra çekildiler (1922). Bugün, genelinde Manisa ve Kırkağaç’ta yaşayan Karaosmanoğulları ailesinin ünlü bazı üyeleri: yazar Yakup Kadri
Karaosmanoğlu, Devlet ve İçişleri eski bakanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, iktisatçı ve Başbakan eski yardımcısı
Atilla Karaosmanoğlu. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Prof. Kerim ERİM 1894-1952 Zinciri ittihadımızdan ayrılarak Ebediyete intikal eden kardeşimiz Kerim Erim biraderimiz
gerek Mason,gerekse harıci alemde yeri güç doldurulur bir boşluk bırakmıştır.Mahfilde büyük bir tavazu ile bir köşeye ilişen Ord.Prof.Dr.Kerim Erim tatbiki matematikte hakiki bir Türk mektebi kurmuş bir alimdii1894 tarihinde
İstanbulda doğmuş Arif paşa oğlu Kerim Erim biraderimiz yüksek kültürlü bir aile yuvasında büyümüş Edebiyat,Sanat ve Musikiye karşı fitri bir istidad ve alaka göstermiştir.Halen Teknik Üniversitede adını taşıyan eski Mühendis
Mektebinden neşet ederek 1914 de Berlıne Matematik tahsiline girmiştir.1919 da Matematik Doktor ünvanını ihraz ile yurda dönmüş ve aynı Mektepte Profesör olmuştur.1933 Üniversite ınkılabında bu parlak zeka ve istidad,zamanın
maarif vekilinin gözünden kaçmadığından onu İstanbul Üniversitesi reformuna memur komitede üye olarak görüyoruz.1 Ağustos 1933 de yeniden açılan İstanbul Üniversitesinde Fen Fakültesi Ord.Prof.ve Dekanı tayin edilen kardeşimiz
bir müddet Dekanlık vazifesini ifa ettikten sonra buradan çekilmiş ve bütün zamanını Üniversite ve Mühendis Mektebindeki Enstitülerinde tamamıile ilme hasretmiş ve bir çok genç Matematisyenin yetişmesine çalışmıştı.1948 de Fen
Fakültesi Dekanı seçilmiştir.
Prof.Dr Fahri Arel ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Kar Gıda Kar Gıda Amerikalılara satılmış. Bu haber Vakit gazetesinde Hasan Karakaya tarafından 25 Eylül günü yazıldı. Tabii yazar yerli şirketlerin yabancılarca ele
geçirilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş. Fakat benim asıl dikkatimi çeken nokta, haberde fotoğrafı da kullanılan Kar Gıda'nın sahibi Ö. Faruk BERKSAN. Ne dersiniz, bu soyadı size de yeterince yerli geliyor mu?
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
"Oral"mış; Ataberk Yapacakmış Gerçek adı VECİHİ ORAL olan VJ
ATABERK; Beni kendi ismimle kimse tanımıyor. Herkes ATABERK olarak biliyor diyerek adını değiştirmek için mahkemeye başvurmuş. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ÜLKER AİLESİ - ÜLKER KREDİ BANKASI Sevgili dost Faruk Bildirici’nin Mesut Yılmaz’ın hayatını
kaleme aldığı “Hanedan’ın Son Prensi” kitabını tanıtırken, Yılmaz Ailesi’nin gelinlerine dikkat çekmiştim. (bakınız Uğur İpekçi Habertürk sitesi arşivi), Mesut Yılmaz’ın babaannesi Kırım’lıydı. Tesadüf: Yine bir aile
öyküsünde, yine bir Kırım hikayesiyle karşılaştım.Ve yine “karışık bir soyadı” hikayesiyle. (Biliyorsunuz; Mesut Yılmaz’ın babası “Yılmaz”, amcası ise “Akçal” soyadını almıştı.)
Tıpkı Yılmaz Ailesi gibi kafamda onlarca soru oluşturan bu aileyi de sizlere tanıtmak istiyorum. Adı:İslam’dı. Çocuklarının biyorafisinden anlıyoruz ki, 20. yüzyılın başında Kırım’dan Türkiye’ye göçediyor. Kırklareli’nin
Kara Mehmet Köyü’nde Numanzadeler’in kızı Şakire ile evleniyor. 1911 yılında oğlu Asım dünyaya geliyor. Aile sonra tekrar Kırım’a dönüyor. İkinci çocukları Sabri 1920 yılında Kırım’da doğuyor.
Ara not:
Klasik, resmi tarihin bize dayattığı bilgiler dışında (1792-1860-1864-1891-1902 gibi)Kırım göçleriyle ilgili ne biliyorsunuz? Örneğin, Kırımçaklar’ı (Kırım Yahudilerini) bilir misiniz?
Özet bilgi:
Hazar devletinin yıkılmasından sonra Musevî Hazarların bir kısmı Kıpçaklar tarafından Rusya’nın içine sürüldü. Ruslara karışan bu Musevî Hazarlar, zorla Hristiyanlığı kabul ettiler. Ancak uzun süre gizlice Musevîliklerini sürdürdüler.
Sürgüne gönderilenlerin dışında kalan Hazar Yahudileri bir süre sonra kendileri için daha emin olarak gördükleri Kırım'a göçettiler. Kırım'da bu şekilde ortaya çıkan yeni cemaatin içinde Hazar asıllılar, Kıpçaklar, Kalizler
vb. boylardan insanlar vardı. Ortaya çıkan bu yeni cemaat, karma bir cemaat olduğundan Hazar veya Kıpçak adı ile değil de bağlı bulundukları mezhep ismiyle anılmaya başlandılar. Bilindiği üzere Hazarların kabul etmiş olduğu
Yahudi mezhebinin adı Karaim idi. Dolayısı ile yeni ortaya çıkan bu topluluk, Karaim cemaati olarak anılmaya başlandı. Hazar lehçesi yerine Kıpçak lehçesi ile konuşuyorlardı. Fakat konuşulan dil tam bir Kıpçakça değildi,Hazarca
kelimelerin de içinde bulunduğu, ama Kıpçakçanın hakim olduğu farklı bir Kıpçak lehçesi ki, buna dilciler Karaim Türkçesi ismini vermektedirler.
Bu mezhepte başlangıçta sadece İsrail kavminden insanlar vardı, ancak kısa
sürede başka ırklardan insanlar bu mezhebe girmeye başladılar ve bu başka ırklardan insanlar giderek çoğunluğu sağladılar. Bir süre sonra İsrail kökenliler tamamen yok oldukları gibi, Türklerin dışındakiler de zamanla azınlığa
düştüler. XIX. yüzyılın sonlarına doğru mezhep mensuplarının nerede ise tamamını Türklerden oluşturmaya başladı. Dolayısıyla kelime artık bir dini veya mezhebi ifade etmekten çok, bir Türk kavmini temsil etmeye başladı.
Yahudiliğin Karaim mezhebine mensup olan Türk cemaatine Karay deniyor. Zamanla Karaylar kırım’dan da ayrıldılar. Karayların bir kısmı direkt olarak İstanbul'a gelip yerleşirken, diğer bir kısmı Kırım'dan , önce Romanya'ya,
oradan Edirne'ye ve oradan da İstanbul'a gelip yerleştiler. (Örnek: Refik Halit Karay)
Bu ufacık bilgiden sonra tekrar hikayemize dönelim: İslam Bey, Kırım’dan Kırklaeli’ne geliyor. Sonra tekrar Kırım’a
dönüyor. Neden döndüğü konusunda da ne yazık ki bilgimiz yok; ancak tarihsel sürece bakarak tahmin edebiliriz: Elimizdeki tek bilgi; 26 Aralık 1912 tarihinde, Kırım’a bağımsızlık yolunun açan bir gelişmenin olması. Bu
tarihte, Kırım Halk Cumhuriyeti’nin ilan edildi. İslam Beyin ülkesinin bağımsızlık kazanmasıyla birlikte topraklarına döndüğünü düşünmemiz güçlü bir ihtimal. Ancak. Kırım 1920’de Bolşevikler’in eline geçti. 1921’de Kırım
Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Sovyet Birliği’ne katılma kararı verdi. “Yahudi Tarihi” yazarı Yusuf Besalel, sosyalist devrimin ilk yıllarında Yahudi talebelerinin kendi dillerinde eğitim gördüğünü, Stalin döneminde
ise Yahudilere baskıların arttığını yazmaktadır. Ne tesadüftür ki o yıllarda İslam Bey Tekrar Türkiye’ye dönme kararını aldı. Eşi Şakire, üç oğlu, Asım, Sabri ve ailenin en küçüğü -ve genç yaşta vefat eden- Hakkı. Ile
birlikte, 1929 Ağustosunda İstanbul’a geldi. 21 Haziran 1934 tarihinde soyadı kanunu çıktığında, İslam Bey “Berksan” soyadını aldı. Ancak gelin görün ki, iki oğlu Asım ve Sabri nedense 1953 yılında “Berksan”
soyadını bırakıp, soyadlarını “Ülker” olarak değiştirdiler. (Mini not: Sabatayistler (Yahudi dönmeler) arasında Berksan soyadlı çok kişi var.) Ve yine ne gariptir ki, Asım Ülker’in iki oğlu Selçuk ve Ömer Faruk
“Berksan” soyadında ısrarlıdırlar ve soyadlarını bırakmazlar! Bu ailede bir “isim sorunu” vardır! İslam Beyin gerçek adından kuşku duymaktayım.
“Hikayeye” devam… Baba İslam Berksan vefat edince ailenin bütün
yükü Asım’ın omuzuna bindi. Sabri’nin okulunun bitimiyle birlikte iki kardeş 1944 yılında Ülker’i kurdular. Türkiye’de radyoya ilk reklamı veren kurum Ülker’dir. 1950’lili yıllarda, Türkiye’nin haberleri, hükümet bildirilerini
merakla beklediği saat 19.00 ajansının hemen önünde Ülker reklamı yayınlanırdı: 'Önce güneş, hava su. Sonra bol gıda gelir, akşama babacığım unutma Ülker getir...'. Ne diyelim, ticaret Ülker kardeşlerin “genlerinde” var!
Bu ailenin „öyküsü“ mutlaka yazılmalıdır. Örneğin, „dinci“ olarak bilinen Ülker Kardeşlerin önünü hep „LAİK“ askeri darbeler açıyor: Yıl 1960. Ülkede döviz sıkıntısı had safhada, hatta döviz yok. Askerler, Ülker'e 250
bin dolar döviz tahsis ediyor. Ülker Kardeşler, bu dövizlerle 2 makine alıyor ve fabrikaları kurmaya başlıyor.
12 Eylül 1980. Ülker, 24 Ocak kararlarıyla, ihracaata (Libya ve Kuveyt) yöneliyor; aldığı vergi iadeleriyle büyüyor. Son 28 Şubat “laik darbe” de, Ülker önce “yasaklı şirketler” arasında gösteriliyor, sonra hemen
affediliyor. Bu arada şirket talep patlaması yaşıyor!
Ülker kardeşlerin en belirgin bir özelliği de anti-komünist olmaları: Asım ve Sabri Ülker kardeşlerin adı, şirketlerinden önce, soğuk savaş döneminde
anti-komünizmin „kaleleri“ Aydınlar Ocağı, İlim Yayma Cemiyeti gibi kuruluşlara yaptığı maddi yardımlarla duyuldu.
Ne ilginçtir, Sovyetler Birliği’nin „çatırdamaya başladığı“ 1987 yılında Ülker kardeşler bölündü:
Asım Ülker
çocuklarıyla birlikte "Kardeşler Şirketler Topluluğu"nu kurdu. Ancak -vardır mutlaka bir hikmeti -grup adını 1990 yılında "Kar Şirketler Tupluluğu" olarak değiştirdi.. Ailenin bu ad altında 23'ü yurt içinde 8'i yurt dışında olmak üzere 31 şirketi ile 1 vakfı vardı.
Uzatmak istemiyorum ama yazmadan geçemeyeceğim: Soyadlarını değiştirmeyen Selçuk ve Ömer Faruk Berksan Kardeşler, bu şirketleri adına ve şirketlerini de birbirlerine kefil yaparak, bir çok bankadan kredi aldılar.
Ödeyemediler. Benzerlerini yüzlerce kez gördüğümüz bir oyunu bu kez onlar „sahneye“ koydular.
Mallarının bazılarını başkalarına devrettiler. Eşlerinden boşandılar.. Kalan mallar ise zaten finansal kiralama yoluyla
alındığı için, haczi mümkün olmadığından, alacaklılara karşı işi bu şekilde kılıfına uydurdular.. Nihayet Asya Finans'ın kurulmasından bir kaç gün sonra, Kar Grubu'nun malları, Asya Finans'ın 800.000.000.000.TL.lık, (yani,
yazıyla:sekizyüz milyar-liralık) alacağından dolayı haczettirildi. Asya Finans'ın haczinden sonra yasal işlemlere girişen alacaklı bankalar ise, karşılarında sadece lesanigli mallar ile söz konusu haczi gördüler. Yani hiç
birşey yapamadılar.
Peki Asya Finans’ın 16 ortağı arasında Berksan Kardeşlerin olmasına ne dersiniz? Yeğenlerin durumu böyle de, amca Sabri Ülker farklı mı: 6 Haziran 2002 gazetelerden bir haber: „İçişleri Bakanlığı
Mülkiye Müfettişleri, Faisal Finans Kurumu'nun el değiştirerek ''Family Finans'' adını almasının ardından, bu kurumun faaliyetlerini mercek altına aldı. Müfettişlerin, Family Finans Kurumu Başkanı Sabri Ülker'in de aralarında
bulunduğu 34 yönetim kurulu üyesi hakkında, ''cürüm işlemek için teşekkül oluşturma, dolandırıcılık, Bankalar Kanunu'na muhalefet etme ve sahtecilik'' suçlamasında bulundukları 20 Şubat 2002 tarihli raporu dikkate alan Beyoğlu
Cumhuriyet Başsavcılığı, Ülker Gıda'nın sahibi Sabri Ülker ile oğlu Murat'ın da aralarında bulunduğu Family Finans Kurumu'nun yönetim kurulu üyeleri hakkında soruşturma başlattı.“
Uzatmaya gerek yok. Sabri Ülker bugün
Türkiye’nin sayılı zenginleri arasındadır. En çok nakit paranın Ülker Grubu’nda olduğu söyleniyor. Spordan (Ülkerspor), staretejik araştırma merkezi (ASAM); din araştırmalarından (Diyanet Araştırma Merkezi), vakıflara,
derneklere vb. maddi yardımı esirgemeyen Ülker Grubu, son yıllarda en büyük desteği AKP’ye verdiği biliniyor. Eh, bu kadar desteğin bir karşılığı da olmalı, değil mi? Oldu da: Sabri Ülker, bugünlerde Yapı Kredi Bankası’na
taliptir. Aracı ise AKP Hükümeti’dir! Hayırlı olsun diyelim mi? Sonuç: Sizi kandırıyorlar! NOT: Yazılarıma „YARIN“ a kadar ara vermek zorundayım. Yeni gazetede görüşmek umuduyla…
(Uğur İpekçi-Habertürk,
9 Mayıs 203) uguripekci@haberturk.com ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Sadberk Koç'un Sabetay Sevi'nin Emirlerine Uyan Yeğeni İstanbul sosyetesinin ünlü simalarından Ender Mermerci'nin ortanca kızı Yosun Mermerci, bir süredir birlikte olduğu bankacı Olivier Reza ile Temmuz’da evlenecek. Düğün üç gün,
üç gece sürecek. Ailesinin yurtdışındaki işlerini kontrol eden ve ablası Tansa Mermerci'nin mücevher kreasyonunun ABD temsilciliğini yapan 27 yaşındaki Yosun Mermerci, Yıldırım Mayruk'un hazırlayacağı gelinliği giyecek.
Paris’te ya da New York'taki nikâhta Olivier Reza'nın şahitliğini Aylin Benardete, Yosun Mermerci’nin ise ablası Tansa Mermerci yapacak. Nikâhtan sonra İstanbul'da üç gün, üç gece davet verilecek. 1 Ağustos'ta başlayıp 3
Ağustos'ta bitecek düğüne sosyetenin tanınmış simalarıyla yurtdışından gelecek 200 davetli katılacak. Düğün için yurtdışından gelecek 200 konuk, önce Çırağan Otel'de misafir edilecek, ardından da Bodrum, Türkbükü'nde
ağırlanacak. 72 saat sürecek kutlamayı, Derin Mermerci de şöyle özetledi: 'İlk gece Osmanlı tarzı kına gecesi var. İkinci gece sadece gençlere önce Büyükdere'deki evimizde ardından Halas yatında sabaha kadar bir parti
vereceğiz. Üçüncü gece ise Haliç'teki Zeybekhane'de akşam yemeği düzenlenecek.'
Rahmi M Koç'un Tavsiyesi: ABD ile barışmak için İsrail'le yakınlaşalım
Rahmi Koç gazetecilerin Türkiye-ABD ilişkileriyle ilgili sorularını da cevaplandırdı. ABD-Türkiye ilişkilerinin eskisi gibi olmadığını hatırlatan Koç,
‘‘ABD ile ilişkilerimizi düzeltme yoluna gitmeliyiz. Bunu sağlamak için Ortadoğu'da İsrail ile sıkı ilişkiler geliştirmeliyiz’’ dedi. Koç, ABD'de Yahudi ve Rum lobisinin Türk-ABD ilişkilirenin düzelmesi için
yararlı olabileceğini ifade etti. Hürriyet Gazetesi
Gokyuzu [SANDAL] ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Cem Uzan Gerçeği... Kendisi Ürdün vatandaşı!.. Üç çocuğu Amerikan vatandaşı!.. Bugünlerde doğması
beklenen 4. çocuğu İsviçre vatandaşı olacak... İş adresi olarak Suudi Arabistan’ı gösterdi ve kısa dönem askerlikten yararlandı... İlk eşi Şebnem Berker’den doğma Sinan ve Dilara halen ABD’de okuyor!.. Sabetaist Koçibey
ailesinin kızı Alara ise; Uzan’ın 4. çocuğunu doğurmak için halen İsviçre’de!.. Tüm bunlara rağmen Uzan, Türkiye’de “Katıksız Türk Milliyetçisi” olduğunu söylemeye devam ediyor!
ALARA HANIM, DOĞUM İÇİN İSVİÇRE’DE
İlk çocuğunu ABD’de dünyaya getiren Alara, 8.5 aylık hamile olduğu 2. çocuğunu dünyaya getirmek için de, İsviçre’yi seçti... Alara, halen İsviçre’nin Zürih şehrinde bulunuyor... Hakkında yurtdışına çıkış yasağı bulunan Cem
Uzan, İsviçre’ye gidemiyor... “Bu vatana canım da feda olsun, malım da!” diyen Uzan’ın; çocuklarını “Amerikan” veya “İsviçre” vatandaşı olarak dünyaya getirtmek için, doğumlarını bu ülkelerde yaptırtmak istemesi ilginç
bulunuyor!.. Uzan’ın; Feyyaz Berker’in kızı Şebnem Berker’den olma Sinan ve Dilara adlı çocukları halen Amerika’da okuyor! BAŞTAN SONA TEZAT!
Uzan’ın, 4. çocuğunu dünyaya getirmesi için, eşi Alara’yı İsviçre’ye göndermesi de ilginç!.. Çünkü Cem Uzan; Başbakan Erdoğan ve eşinin Davos Zirvesi
için İsviçre’ye gitmelerini ve Alpler’de gezmelerini eleştirmiş, şöyle demişti: “Ben İsviçre’nin Davos ve Alpler’ini değil, Sarıkamış’ın Cıbıl Tepesi’ni seçtim!” 29 Ocak 2003’te bunu söyleyen Cem Uzan’ın eşi Alara, şu anda
İsviçre’de!..
Meydanlarda “Bu vatana malım da feda olsun canım da” nutukları atan Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan’ın 4. çocuğu da yurtdışında doğacak. İlk 3 çocuğunu ABD’de dünyaya getirten Cem Uzan’ın, Sabetaist
olduğu iddia edilen eşi Alara, yeni çocuğunu dünyaya getirmek için Zürih’i tercih etti.
ÇOCUĞU İSVİÇRE VATANDAŞI OLACAK Alara Uzan’ın çocuğunu yurtdışında dünyaya getirecek olmasının altında aslında başka
planlar yatıyor. Birçok ünlünün uyguladığı bu yöntemle yeni doğan çocuk, otomatikman doğduğu ülkenin vatandaşı oluyor. Cem Uzan’ın 4. çocuğu İsviçre’de doğacağı için İsviçre vatandaşı olacak.
KOÇİBEY, YAHUDİ ASILLI İDDİASI Bu arada Cem Uzan’ın eşi Alara Uzan’ın
1993’te trafik kazasında ölen rallici babası Renç Koçibey’in Yahudi kökenli olduğu yönünde internet sitelerinde iddialar yeralıyor. “www.geocities.com”
adresli internet sitesinde kripto Yahudiler ve Sabetaistlere yönelik her türlü bilgi var. Sitede Türkiye’de yaşayıp da Yahudi olduğunu gizleyen kişiler ve ailelerin isimleri tek tek açıklanıyor. Sitede Koçibey soyadının Musevi asıllı kişilere ait olduğuna dikkat çekiliyor.
Kaynak: Vakit Gazetesi ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Neden Uzan soyadını kullanmadı gelirken?
Çünkü eşimin, evlenirken şartı, Koçibey soyadını devam ettirmekti. O günden beri nüfus kâğıdında da, pasaportunda da Alara Koçibey geçer. Çünkü ailenin
son ferdi olarak, erkek kardeşleri olmadığı için, babası da biz evlenmeden önce vefat etti, ‘Babama söz verdim, soyadımı ölene kadar yaşatmak istiyorum.’ demiştir. Yani Uzan soyadı resmi evrakında yoktur. Uzan diye yaptırsa
uçağa binemezdi. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Cem İsminin Çözümlemesi Cem isminin Müslüman olmayanlar tarafından da çok sık kullanılması, bu isme olan merak ilk Yalçın Küçük tarafından yazılmıştı. Ancak neden kullanıldığı yolunda doyurucu olmanın
ötesinde sağlıklı bir analiz yapılamamıştı.
Cem'in anlamının isim olduğu biliniyor. Ancak bu kadar basit değil. Cem, İbranice Şem, İbranice Şamaim yani cennet sözcüğünden türemiş. Şem cennete ait ne varsa bütün
herşeyi de anlatıyor. Şem, bütün isimleri de içine alan, bütün isimlerin kubbesini oluşturan, bütün isimlerin içinde en zarif isim. Diğer bütün isimleri de kapsayan Tanrısal bir nitelik taşıyor.
Kabalaya göre, maddenin
dört haline (ateş, hava, su ve toprak) anoloji olarak, dünyanın da dört hali vardır : Azilut, Beriya, Yezira ve Asiya.
Kozmik Ağaç on küreden oluşuyor yani 10 sefirot. Sefirot çoğul, sayılar demek. Tekili ise sefira
demek, anlamı da şifre oluyor. Kabala’ya göre Tanrı, evreni yaratırken her birine sefira adı verilen 10 aşamada yaratıyor. Zohar’a göre İbranicedeki 22 harf ve 10 adetten oluşan sefirotun harfleri insan bedeninin bölgelerini,
organlarını temsil ediyor. Bu on sefira ya da küre -hayat ağacı denen ve ağaç şeklinde simgelenen anlatımı da var- Tanrı’nın sıfatlarından birisi. Tevrat’a göre, insan Tanrı’nın suretinde yaratılmış, Kabala’ya göre de insan on
sefirada Tanrısal aslında gösterilmektedir. Yani Adam Kadmon yani Orhan Pamuk’un kitabının isminin kaynaklandığı inanç. Bir Kabalacı da teorik eğitimle ve meditasyonla) Adam Kadmon’a ulaşmaya çalışıyor.
Bu on sefira da
dört dünyayı, dört farklı dünya seviyesini teşkil edecek şekilde dört farklı seviyede yer alıyor. İşte Beriya, bu on kürenin ikinci seviyesine yani Merhamet, Adalet, Güzellik ve Sonsuzluk diye isimlendirilen sefiraların,
duygular evreninin ismi. Beriya’nın altında fiziksel beden, üstüne akıl en üstte ise ruh yer alıyor.
Kabalacılar için cennet, Beriya dünyası demek. Bu ismin olumlu bir etkisi olacağına çünkü Tanrı'nın ismini kötü olanla
anılamayacağına inanılıyor.
Bu inanç Klasik Yahudilikte ise ifadesini Şema duasında buluyor. Şema duası, ölmeden önce Yahudilerin okuduğu, Müslümanların şahadet getirmesinin çok benzeri.
Müslümanlar, "
Allah'tan başka tapacak yoktur ve Hz. Muhammed onun peygamberidir" şeklinde kelime-i işahadet okuyorlar.
Yahudiler ise, Dinle Yisrael: Ad tanrımızdır. Tanrı tektir." başlayan Şanlı Krallığının adı her zaman
mübarek olsun diye devam eden, ama özellikle Şema Duası'nı okuyorlar. Bu dua yahudiliğin belki de en önemli duası; sabah ve akşam olarak günde iki kez okunması ve okunurken iki gözün sağ elle kapatılması gerekiyor.
Halvetilik, Allah’a zikir yoluyla ulaşılacağını söylüyor. Ana ilke "zikrullah" yani Allah’ın anmak. (Nakşibendi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi’nin mezarı başında öldürülen Üzeyir Hazakil Garih’in cebinden çıkan cevşen
duası da, Allah’ın bin ayrı ismidir.) Halvetiler de 100 kez istiğfar, 100 kez de salavat getiriyorlar sonra da esmayı seba (yedi ad) zikrine geçiyorlar. Ondan sonra mürit, önce kafasını sağ omzuna (la ilahe diyerek ) sonra
sol omzuna doğru (illallah diyerek )kafasını sallayarak 33 kez kelime-i tevhit zikri yapıyor ve işte sonra bildiğimiz görüntülerle vecd, kendinden geçme başlıyor. Müridin en son ulaştığı nokta, aşamalar var çünkü, "sufi
marifet" denen nokta.
Kabalacılar ise aynen zikir gibi bir meditasyon yapıyorlar. Önce üç baba denen, üç İbrani harfini bilmek gerekiyor; bunlar : yod, he, vav. Bu harflerin okunuşları dört yöne ve aşağıya
yukarıya olmak üzere altı adet permütasyonu söylererek zikir başlıyor. Daha sonra Kabala’da belirtilen hayat ağacı ya da sefirot ağacı denen 10 adet kavramı temsil eden oldukça uzun söz ve hareketlerle kendinden geçme başlıyor.
Bu 10 kavram, Adam Kadmon’a yani mükemmel insana ulaşma durumuna geçmek için yapılıyor ve bu duruma "şiur hohma" yani akıl ve bilgelik ruhu deniyor.
Kabalacılar şem sözcüğünü sürekli tekrarlayarak da zikir yapıyorlar.
Gokyuzu [ SANDAL ] MARDİNZADELER  |
 |