 |
Bu teklif Dahiliye Encümeninde müzakere ve heyeti umumiyeye sevk edilmiştir.Encüme mazbatasında deniliyor ki: “Ulu Cumhurresimize (Atatürk)
ismi verilmesi hakkında Malatya meb’usu İsmet Paşa ve arkadaşlarının yaptıkları teklif 24/11/934 toplantımızda okundu ve konuşuldu. Türk ulusuna tam tarihi istiklâlini kazandıran ve ulusa gerçek tarihi ve öz dilini gösteren Ulu
Cumhurresimize (Atatürk) isminin verilmesi teklifi kabul edilmiş olmakla Yüksek Heyetin iyi görüşüne sunulmasına karar verilmiştir.”
Bundan sonra kanun teklifi heyeti umumiyede müzakere olunmuştur. Reis kanun teklifinin
heyeti umumiyesini okudu. Bundan sonra kürsüye gelen İsmet Paşa dedi ki: “Arkadaşlar; Büyük Önderimiz Cumhurreisimizin soyadı için bir kanun teklif ediyoruz. Düşündük ki soyadı kanunu tatbig olunurken Büyük Önderin
taşıyacağı adı tayin Büyük Meclisin borcudur. Bu kanunla Atatürk (adını) teklif ediyoruz. İnanıyoruz ki ulusun en değerli varlığı olan Cumhurreisimizin adını söylerken derin saygı ve sevgi duygularımızın birlikte sezdirmiş
olacağız (alkışlar). İnanıyoruz ki Atatürk adile büyük Türk ulusu en büyük oğluna en büyük soyadı hitabını yapmış olacaktır (alkışlar). Bundan sonra kanunun heyeti umumiyesi itifakla ve alkışlar arasında kabul edilmiştir.
Popüler Tarih, Temmuz 2000, Sayı 2, S. 100 (Aktaran: Yılmaz DEMİR) ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
KIŞLAYA BAŞÖRTÜSÜYLE, CAMİYE ÜNİFORMAYLA GİRMEYİ YASAK EDENLER TÜRK OLABİLİR Mİ? YOKSA TÜRKİYE YABANCI BİR ORDUNUN İŞGALİ ALTINDA MI?
Ardahan'da bir astsubayın üniformayla camiye gittiği için ordudan ihraç edilmesine ilişkin karar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nce onaylandı.
Mahkeme, kararın ‘‘ibadetin TSK aleyhine siyasi propaganda vesilesi yapılmaması’’ için alındığını açıkladı.
ASKERİ Yüksek İdare Mahkemesi, askeri mahkemede beraat etmesine rağmen, üniformayla camiye giden astsubayın
ordudan atılmasını uygun buldu.
Ardahan Jandarma Karakolu Yardımcısı astsubay hakkında, Çukurca Merkez Camii'nde üniformalı giderek ibadet ettiği gerekçesiyle Jandarma Asayiş Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde dava açıldı.
Ancak astsubayın dava sonuçlanmadan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ilişiği kesildi. Bu arada astsubay, suçun ceza hukukunda düzenlenmediği gerekçesiyle beraat etti.
Astsubay, bunun üzerine, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi'ne (AYİM) başvurdu. AYİM, astsubayın ordudan atılmasını onaylayarak, davayı reddetti. AYİM, sözkonusu kararında, ibadetin kimi çevrelerce, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni araç edinip siyasi propaganda vesilesi yapılmasının
önlenmesi amacıyla, bu kararın verildiğine işaret edildi. Kararda, şöyle denildi:
EMİR VERMİŞTİK ‘‘Anayasal bir güvence altına alınan din ve vicdan hürriyetine, Anayasa'ya aykırı olarak herhangi bir kısıtlama
getirilemeyeceği açıktır. Ancak ibadetin kimi çevrelerce Türk Silahlı Kuvvetleri'ni araç edinip siyasi propaganda vesilesi yapılmasının önlenmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası olan Jandarma teşkilatının
özellikli görevi de dikkate alınarak verilen birlik dışındaki mescit ya da camilere, rütbeli personelin resmi elbise ile gitmemeleri, sivil elbise ile gitmeleri yolundaki emrin, ceza hukuku açısından suç oluşturmasa da Silahlı
Kuvvetler'in konumu da göz önüne alınarak, idare hukuku açısından, ayırma işleminin oluşturulmasına gerekçe teşkil edecek nitelik ve nicelikte olduğu, davacının artık bu hizmet için elverişli bir kişi olma vasfını yitirdiği,
tesis edilen idari işlemin tüm unsurları açısından hukuka uygun olduğu vicdani kanaatine varılmıştır.’’
Hürriyet-06.02.2004 ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Halife Sabetaycı mı olacak?
1924`te sona eren hilafet önümüzdeki günlerde Türkiye`yi getirilecekGirişim BOP`un yürürlüğe girmesinden sonra uygulamaya konulacakBunda en önemli
pay, Sabetaycı-Devşirme-mason lobisine ait olacakSabataycılar aralarından bir halife adayı bile belirlemiş durumda Gazeteci yazar Soner Yalçın`ın son kitabı Efendi ile birlikte, uzun yıllardır Türkiye gündemine
bir girip bir çıkan Sabetaycılık tartışması yeniden alevlendi. Yalçın ise, diğer pek çok yazar gibi ne İsa`ya ne Musa`ya kabilinden, ya Sabetaistlerin oyuncağı ya da "dürüst vatan evlatları"nı karalayan bir yazar
olmakla suçlanıyor. Peki, Tempo Sabetaycılık üzerine bir haber yapma gereğini neden duydu? Çünkü araştırmacı yazar Aytunç Altındal, geçtiğimiz günlerde kendisine konu hakkında başvurduğumuzda yeni bir açılım getirerek,
hilafet kurumunun Avdeti (Sabetaycı)-devşirme-mason koalisyonu tarafından Türkiye`de yeniden kurulabileceği iddiasını ortaya attı. Aynı iddiayı Mehmet Şevket Eygi de başka bir yorumla tekrarladı. Prof. Dr. Yalçın Küçük ise
yalnızca kendisiyle röportaj yapılırsa görüşeceğini söyledi.
50 yıllık düş Gelelim Altındal`ın iddialarına. Buna göre, hilafet kurumu büyük Ortadoğu Projesi (BOP)`nin devam ayaklardan biri olarak yakın zamanda hayata geçecek. Bu büyük projenin geçmişi
ise aslında hayli eskilere dayanıyor. Aytunç Altındal, Türkiye Cumhuriyeti`nde Sabetaycıların da içinde bulunduğu grupların hilafet planlarının 50 yıllık bir düş olduğunu belirtiyor ve şöyle konuşuyor: "Avdetiler,
40`lı 50`li yıllardan beri hilafeti düşünüyorlardı. Hatta, hilafet merkezi olarak da Kahire Camii`ni düşünmüşlerdi. Yeni Camii ise Diyanet İşleri Başkanlığı olacaktı. Ve üç dinin merkezi olarak İstanbul gösterilmişti. Yüksek
dereceli masonlar, Gül ve Haç Teşkilatı üyeleri ve Sabetaycılar`ın kurduğu Manevi Cihazlanma Derneği`nde tasarlanmıştı bunlar. Bugün merkezi İsviçre`de olan bir kuruluş bu. Pek çok üyesi var. Başkanlar bir DP`liydi. Liderleri
de halen yaşıyor sanırım. Derneğin merkezi de Asmalı Mescit`teydi." Hilafetin bugünkü gerekliliğini ise Altındal şöyle yorumluyor: "laisizm başka sekülerizm başka. Fransız tipi laisizm Türkiye`ye dar geliyor.
Anglosakson yasalarından yola çıkılarak hazırlanan bir sekülerizasyon projesi Türkiye`ye uygun. Hilafet diyanetin üst kurumu. İslam diniyle ilgili kararların alınabildiği bir yer." Tartışmaya, "ABD ve Avrupalılar,
İslam dünyasını ehlileştirmek için hilafeti yeniden kurmak istiyorlar" diyerek destek veren Eygi ise, "Sabetaycıların diyanet işleri başkanı ve halife adayları bile var" diyor. Altındal da bu iddiayı doğruluyor
ve "Halife adayı vardı öldü. Yeni aday büyük tartışmaları yol açar; buy yüzden ismi zikretmek doğru olmaz" diye konuşuyor. Peki hilafet Türkiye`ye ne zaman gelecek? Altındal, "BOP yürürlüğe girdiği zaman bu
da gerçekleşece" diyor ve ekliyor: "Patriğin ekümenlik yapılma isteği de buna bağlı. Yavuz Sultan Selim, hilafeti Mısır`dan alınca patriğe de ekümenlik olma hakkını verdi. Günümüzde ters gelişiyor. Önce patrik, sonra
hilafet. Kimsenin kuşkusu olmasın."
Ya AKP? Altındal`a
göre, AKP gibi İslami argümanları olan bir parti, Sabetaycı-devşirme-mason koalisyonuna iktidarı teslim edecek. "AKP`yi iktidara taşıyan gruplar, `türkiye`yi Müslümanlar yönetmediler. Bugünkü problemler bundan kaynaklandı`
dediler" diyen Altındal, "Önce kavga olsa da, iktidarın el değiştirmesi için TÜSİAD`ın MÜSİAD tarafından yutulması gerekir. Bence, ikisi birleşerek birlikte hareket edecekler. USİAD da bunlara alternatif
olacaktır" görüşünü ileri sürüyor. Üstelik, mason ve Sabetaycıların, AKP`de ve Fethullahçılar arasında da üyeleri bulunduğunu iddia eden Altındal`ın görüşleri, Mehmet Şevket Eygi ile de örtüşüyor: "Bakan seviyesinde
değil ama bürokrat danışman seviyesinde Sabetaycılar vardır." Bu arada, Sabetaycılar ile Cumhuriyet tarihinin en popüler konusu laik rejimin alakasını biraz açmak gerekiyor. Özellikle İslamcı kesime göre laik cumhuriyet
Sabetaycıların eseri. Bunun amacı da Müslümanları bakı altında tutup, bir yarı Yahudi devleti oluşturmak. Altındal, bunda gerçeklik payı olduğunu kabul ediyor ve şöyle konuşuyor; "Bilim, teknoloji ve yabancı dil
konusunda Avrupa ile iç içeler. Aynı zamanda tercümanlık da yaptıkları için Müslümanların bilgisi de bunlarda. İstiklal Harbi sırasında Avdetiler Türkiye`nin galip çıkmasını istiyorlar. Tanzimat Fermanı`yla yönetimden
uzaklaştırılan Müslümanların yöneticisi kalmadığı için bütün bilgi Avdetilerin, devşirmeler ve masonları elinde. Anayasa nasıl yapılır, cumhuriyet nasıl kurulur gibi bilgiler bunlarda. Dolayısıyla, T.C. devleti otomatikman
bunların kontrolüne geçti. Birinci mesele olarak laikliği Türkiye`ye getirdiler. Yani, Osmanlı sekülerizminden cumhuriyet laisizmine geçirtip radikalleştirdiler işi. Atatürk soyadını da bunlar verdi. Atavizm cetçilik demek. Bu
da Yahudilerde var." Altındal, iddiasını güçlendirmek için "Eskiden Arapça ay adları vardı. Bazı ayların İbraniceleri konmuştur. Temmuz, eylül, nisan, şubat ibranicedir" diyor ve ardından soruyor:
"Türkiye`de nasıl bir değişim süreci yaşanmış ki bundan kimse şikayetçi değil?" Bu görüşlere katılan Mehmet Şevket Eygi de, "Mandıraları gibi seviyorlar. İnekler onların velinimetidir" diyor ve
`benzetilmişler`i hatırlatıyor: "Sahibinin sesi gibi okuyor. Dünyaya Makyavelizm hakim. Sabetaycılar, bunların önlerine birer kemik atıyorlar. İslamcıların bir kısmına da yağlı kemikler atmışlardır." Evet,
Sabetaycılık, araştırmacılar ve medya için halen bulunmaz bir kaynak. 1924`te `Karakaş Rüştü Olayı` ve 1998`de Ilgaz Zorlu`nun açıklamalarıyla önü biraz daha aydınlatılan tartışma, kimi zaman da tahmin edilemeyecek yerlere
gidiyor. Çoğunlukla da çamur atılacak, öküzün altında buzağı aranacak her kişi, kurum için bulunmaz bir etiket olarak karşımıza çıkıyor. Bu arada hemen belirtelim, Sabetaycılık, sağcı veya solcu fark etmek, konuya ilgi duyan
ideolog-araştırmacıların konsensüsünü sağlayan bir tutkal görevi de görüyor. Hal böyle olunca, `araştırmacıların elindeki bu gizemli kumaş, daha çok çekiştirilip duracak gibi görünüyor.
Abdülmecid Efendi`nin torunu da aday mı? Halife Abdülmecid`in torunu olan eski Haydarabad Nizamı Bereket Şah, Kapanilerin büyük kızı,
Orkide Kapani
ile 1996`de evlendi ve sekiz yıl evli kaldı. Altındal, Bereket Şah`ın, eşinin şeceresini bilmemesinin olanak dışı olduğunu düşünüyor. Yine de "son halifenin torunu ile Sabetaycı kökenden geldiği iddia edilen bir ismin evlenmesinin anlamını da sorgulamak gerekir" diyor. Ancak, hilafet kurumunun babadan oğula geçme gibi bir zorunluluğu bulunmadığını da özellikle vurguluyor.
Haberim.com, 03.06.2004 ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Kamerî Aylar - Şemsî (Şabat)aylar
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar; "Yeni ay çıkınca
eski ayları ne yaparlar?" diye. Hoca, "Kırpar kırpar yıldız yaparlar" cevabını vermiş. Bizde de aynen öyle oldu. Yalnız yıldızların köşesi altı tane. Nasıl mı?
26 Aralık 1925'te kabul edilen Milâdî Takvim'den önce kullandığımız Rûmî Takvim'e göre ayların isimleri şöyleydi: Muharrem, Sefer, Rebiyulevvel, Rebiyulahir, Cemaziyulevvel, Cemaziyulahir, Recep, Şaban, Ramazan, Sevval, Zilkaade, Zilhicce
1 Ocak 1926'dan itibaren senenin ayları şu isimleri aldı: Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık
Hiç düşündünüz mü, bu kelimeler Türkçe mi ve mânâları nedir diye? Ocak, Ekim, Aralık Türkçe kelimeler ama ay adı olur mu? Diğerleri, yâni Mart, Mayıs ve Ağustos Batı dillerinden gelme. Bunların haricindeki ay isimlerini
hangi kültürden aldık dersiniz? O zaman Yahudilerin ay isimlerine bir bakalım: Nisan, İjar, Sivan, Tammuz, Av, Elul, Tişri, Kislev, Heşvan, Tevet, Şebat, Adar
Bunların arasında hangisi size tanıdık geliyor? Tabii ki Nisan (Nisan), Tammuz (Temmuz), Elul (Eylûl), Şebat (Şubat) ve Tevet (Fethi ve Tarkan Tevetoğlu) isimleri. Yâni bu ayların isimlerini olduğu gibi Yahudiler'den almışız. Peki ama biz devrimleri batılılaşmak adına yapmamış mıydık? Doğu kültürüne ait bu adların takvimimizde işi ne? Siz de diyeceksiniz ki, batılılaşmak filan bahane. Bunlar düpedüz Sabatay Sevi'nin "Benzet - Benzeme" prensibinin tahakkukundan başka birşey değil...
Faruk [TR-FORUM]

|