Ahmet Kenan Evren'in Sabetaycılığı

Müge Gürsoy Sökmen’in zengin babası da oturmuş, dünden bugüne İzmir’in zenginlerini iki kitap şeklinde isim isim yazmış. (Bizim İzmirimiz ve İzmir Mozaiğinde Belirgin Taşlar)
Allahın hikmeti burada da devreye girmiş ve bu zenginlerin tümünün de aynı dinden/soydan olacağı tutmuş.
Adamın kitabının ismi olan "Bizim İzmirimiz" gerçekten de çok doğru bir isim ve İzmir onların zaten…

Melih Bey’in teyze kızı Nevzit Hanım da Sabetaycılığı ve masonluğu bütün kaynaklarda yazan Şahap Kocatopçu ile evli. (M. Gürsoy, İzmir Mozaiğinde Belirgin Taşlar)
Şahap Bey’in Sanayi Bakanlığı ve Koç Holding İcra Kurulu Başkanlığı da bir zattır, asıl adı Şehabettin Şefkati ve dostları da Şefkati derlermiş kendi arlarında. (Süleyman Yeşilyurt, Türkiye’nin Ünlü Masonları)
Kocatopçu’nun kızı Ayşe Kocatopçu da 1969-1970 Şişli Terakki mezunu zaten. Aile Kapancı zaten.
(Melih Gürsoy’un eşi ile Kenan Evren’in ölen eşi Sekine Evren, Alaşehirli ve aynı ailenin mensubular. Melih Bey’in kendi gibi önce Robert, sonra Boğaziçi sonra da ABD’de okuyan kızı Melis Gürsoy Sökmen de Metis Yayınları sahibidir)

Kenan Evren, Anıları’nda Özal hükümet kurarken, Özal’a Halefoğlu’nun Dışişleri Bakanı yapmasını söylediğini ve Özal’ın da yaptığını söylüyor. Bağlar böyle işliyor.
Kocatopçu ve Zehre Halefoğlu’nun bir diğer ortak özelliği de 500. Yıl Vakfı Kurucuları olmaları. Aşağıdaki listeye bakınca bir de görüyoruz ki Hasan Şerif Egeli de var. Manajans’ta Eli Acıman’ın yetiştirmesi olan Selim Egeli’nin Enkacı genel Müdür ağabeyi burada da karşımıza çıkıyor. Elbette bir ikinci ismi daha var ve o da Hasan’mış. Siyaset, Holding, Bonapartizm ilişkileri işte böyle işliyor bu ülkede. Son bir not olarak yazayım ki, Sikorsky Helikopterleri Türkiye Temsilcisi de Enka’dır.

Melih Gürsoy, İzmir Mozaiği’nde Belirgin Taşlar kitabında İzmir’de Sabetay Sevi’nin takipçileri vardır ve inançlarını hala bırakmadıkları iddia edilir diyor. Gürsoy, kendisinden bahsediyor ve o da tatlı tatlı alay ediyor.


Enka’nın İzmir temsilcisi de İzmir üzerine kitaplar yazan bir başka çok zengin ve Sabetaycı Melih Gürsoy. Melih Bey, Sadıkbey isimli daha önce bahsettiğim Sabetaycıların yoğun olarak yerleştikleri Mısri Dergahı’na çok yakın yerde , sahibi olduğu Gürsoy Apartmanı’nda oturuyor hala. Sabetay Sevi’nin verdiği emir gereği ve elbette inançları gereği Sabetaycılar, Mısri Dergahlarının olduğu şehirlerde özellikle ikamet etmişler ya da bu şehirlere göç etmişler ve bu dergah içinde yer almışlar. Bu şehirlerden yukarıda saydıklarımın içinde en önemlisi Malatya ve daha sonra da Bursa olmuş. İzmir’de de bu dergahın etrafında yerleşmişler. Rahşan Ecevit, Eczacıbaşı, Kemal Gürüz, Gencer Koyuncuoğlu, Pakize Suda, Behçet Uz, Şefik Remzi Reyent (Asansör’ün sahibi) Latife Hanım’ın babası Uşakizade Muammer Bey gibi tanınmış zatlar burada oturmuşlar. Latife Hanım’la Mustafa Kemal’in evlendikleri köşk, Mısri Dergahı’nın yaklaşık 30-40 metre uzağında zaten ve buradan da aşağıya sahile doğru inersek Sadıkbey isimli otobüs durağına varıyoruz ve durağın ismi, Latife Hanım’ın kardeşi Sadık Bey’in yalısının burada olmasından geliyor.

GÖKYÜZÜ   ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

 
ATATÜRK’TEN ÖNCE KAMALÖZ

Ulu Önderin Soyatları
(25 Kasım 1934 Cumhuriyet Gazetesi).
Gazi Hz. Dün Meclisten çıkan kanunla “Atatürk” soyadını aldılar.
Başvekil İsmet Paşanın kanun teklifi alkışlar arasında ve ittifakla kabul olundu.
Büyük Cumhur Reisimiz Kemal Atatürk Hz.
Ankara 24 (Telefonla)
Büyük Millet Meclisi bugün Hasan Beyin riyasetinde toplandı.
Ruznamedeki maddeler müzakere olunduktan sonra Malatya
mebusu İsmet Paşa ve rüfekan (Mabadi 5 inci sahifemizde)

Ulu Önderin soyatları
Gazi Hz. Dün Meclisten çıkan kanunla “Atatürk” soyadını aldılar.
(...)‘nin bir takriri okundu.
Takrir şudur:
Büyük Millet Meclisi Riyasetine “ilişik kanun teklifinin Yüksek
Mecliste müzakeresini teklif ve rica ederiz
Teklif-i kanuni şöyledir:
Madde 1 –
Kamalöz adlı Cumhurresimize (Atatürk) soyadı verilmiştir.
Madde 2 – Bu kanun neşri tarihinden itibaren memurdur.


'K.Atatürk' imzasının yaratıcısı bir Ermeni mi?
 
Kaynak: Hürriyet - 5 Haziran 2001

Atatürk'ün kullandığı 'K.Atatürk' imzasının yaratıcısının Ermeni Prof.
Hagop Vahram Çerçiyan olduğu açıklaması ilgi uyandırdı. Türk tarihçiler tarafından da kesin bir ifadeyle 'reddedilmeyen' bu bilgiyi, önceki gün Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi Vakfı Başkanı Garo Hamamcıoğlu, 'Aydınlar ve Sanatkarlar Anıtı'nın açılışında verdi. ''Atatürk'ün kullanıp beğendiği 'K. Atatürk' imzasının yaratıcısı Çerçiyan da bu mezarlıkta yatmaktadır'' dedi. Atatürk'ün imzasıyla ilgili görüşler şöyle:
Berç Garo Şigaher (işadamı) Çerçiyan'ın imzayı hazırlaması gerçektir. Robert Kolej'de, kaligrafi (güzel yazı) hocalığı da yapan Prof. Dr. Çerçiyan'dan bizzat duydum. Atatürk'e imza lazım olmuş. Ankara'dan 5 adet imza örneği istemişler. Sabaha kadar heyecanla 5 imza hazırlamış. Ankara'ya gönderilen imzalardan bu bilineni seçmiş Atatürk.
Cemal Kutay (tarihçi-yazar) İmzanın yaratıcısının bir Ermeni olması da mümkün, bir efsane olması da. Ancak olması imkan dahilinde. O dönemde Ermeniler, Museviler, Rumlar Türk varlığı arasında, ayrılmaz bir bütündü. Sanatla, el işçiliğiyle de daha çok meşgullerdi.
Orhan Silier (Türk Tarih Vakfı Genel Sekreteri) Bu, olsa olsa bir tasarım sorunudur. Bilgi sahibi değilim. Bunu bilecek kişi çok azdır.
Garo Hamamcıoğlu (Şişli Ermeni Mezarlığı Komisyonu Başkanı) Tarihçi değilim. Ama imzanın yaratıcısının Çerçiyan olduğunu Pars Tuğlacı'dan da dinledim.

 

Ahmet Kenan Evren

 

KAMALÖZ


Bu teklif Dahiliye Encümeninde müzakere ve heyeti umumiyeye sevk edilmiştir.Encüme mazbatasında deniliyor ki:
“Ulu Cumhurresimize (Atatürk) ismi verilmesi hakkında Malatya meb’usu İsmet Paşa ve arkadaşlarının yaptıkları teklif 24/11/934 toplantımızda okundu ve konuşuldu. Türk ulusuna tam tarihi istiklâlini kazandıran ve ulusa gerçek tarihi ve öz dilini gösteren Ulu Cumhurresimize (Atatürk) isminin verilmesi teklifi kabul edilmiş olmakla Yüksek Heyetin iyi görüşüne sunulmasına karar verilmiştir.”

Bundan sonra kanun teklifi heyeti umumiyede müzakere olunmuştur. Reis kanun teklifinin heyeti umumiyesini okudu. Bundan sonra kürsüye gelen İsmet Paşa dedi ki:
“Arkadaşlar; Büyük Önderimiz Cumhurreisimizin soyadı için bir kanun teklif ediyoruz. Düşündük ki soyadı kanunu tatbig olunurken Büyük Önderin taşıyacağı adı tayin Büyük Meclisin borcudur. Bu kanunla Atatürk (adını) teklif ediyoruz. İnanıyoruz ki ulusun en değerli varlığı olan Cumhurreisimizin adını söylerken derin saygı ve sevgi duygularımızın birlikte sezdirmiş olacağız (alkışlar).
İnanıyoruz ki Atatürk adile büyük Türk ulusu en büyük oğluna en büyük soyadı hitabını yapmış olacaktır (alkışlar).
Bundan sonra kanunun heyeti umumiyesi itifakla ve alkışlar arasında kabul edilmiştir.

Popüler Tarih, Temmuz 2000, Sayı 2, S. 100 (Aktaran: Yılmaz DEMİR)
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
KIŞLAYA BAŞÖRTÜSÜYLE, CAMİYE ÜNİFORMAYLA GİRMEYİ YASAK EDENLER TÜRK OLABİLİR Mİ? YOKSA TÜRKİYE YABANCI BİR ORDUNUN İŞGALİ ALTINDA MI?

Ardahan'da bir astsubayın üniformayla camiye gittiği için ordudan ihraç edilmesine ilişkin karar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nce onaylandı. Mahkeme, kararın ‘‘ibadetin TSK aleyhine siyasi propaganda vesilesi yapılmaması’’ için alındığını açıkladı.

ASKERİ Yüksek İdare Mahkemesi, askeri mahkemede beraat etmesine rağmen, üniformayla camiye giden astsubayın ordudan atılmasını uygun buldu.

Ardahan Jandarma Karakolu Yardımcısı astsubay hakkında, Çukurca Merkez Camii'nde üniformalı giderek ibadet ettiği gerekçesiyle Jandarma Asayiş Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde dava açıldı. Ancak astsubayın dava sonuçlanmadan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ilişiği kesildi. Bu arada astsubay, suçun ceza hukukunda düzenlenmediği gerekçesiyle beraat etti.

Astsubay, bunun üzerine, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne (AYİM) başvurdu. AYİM, astsubayın ordudan atılmasını onaylayarak, davayı reddetti. AYİM, sözkonusu kararında, ibadetin kimi çevrelerce, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni araç edinip siyasi propaganda vesilesi yapılmasının önlenmesi amacıyla, bu kararın verildiğine işaret edildi. Kararda, şöyle denildi:

EMİR VERMİŞTİK
‘‘Anayasal bir güvence altına alınan din ve vicdan hürriyetine, Anayasa'ya aykırı olarak herhangi bir kısıtlama getirilemeyeceği açıktır. Ancak ibadetin kimi çevrelerce Türk Silahlı Kuvvetleri'ni araç edinip siyasi propaganda vesilesi yapılmasının önlenmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası olan Jandarma teşkilatının özellikli görevi de dikkate alınarak verilen birlik dışındaki mescit ya da camilere, rütbeli personelin resmi elbise ile gitmemeleri, sivil elbise ile gitmeleri yolundaki emrin, ceza hukuku açısından suç oluşturmasa da Silahlı Kuvvetler'in konumu da göz önüne alınarak, idare hukuku açısından, ayırma işleminin oluşturulmasına gerekçe teşkil edecek nitelik ve nicelikte olduğu, davacının artık bu hizmet için elverişli bir kişi olma vasfını yitirdiği, tesis edilen idari işlemin tüm unsurları açısından hukuka uygun olduğu vicdani kanaatine varılmıştır.’’

Hürriyet-06.02.2004
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Halife Sabetaycı mı olacak?

1924`te sona eren hilafet önümüzdeki günlerde Türkiye`yi getirilecekGirişim BOP`un yürürlüğe girmesinden sonra uygulamaya konulacakBunda en önemli pay, Sabetaycı-Devşirme-mason lobisine ait olacakSabataycılar aralarından bir halife adayı bile belirlemiş durumda
 
Gazeteci yazar Soner Yalçın`ın son kitabı Efendi ile birlikte, uzun yıllardır Türkiye gündemine bir girip bir çıkan Sabetaycılık tartışması yeniden alevlendi. Yalçın ise, diğer pek çok yazar gibi ne İsa`ya ne Musa`ya kabilinden, ya Sabetaistlerin oyuncağı ya da "dürüst vatan evlatları"nı karalayan bir yazar olmakla suçlanıyor.
Peki, Tempo Sabetaycılık üzerine bir haber yapma gereğini neden duydu? Çünkü araştırmacı yazar Aytunç Altındal, geçtiğimiz günlerde kendisine konu hakkında başvurduğumuzda yeni bir açılım getirerek, hilafet kurumunun Avdeti (Sabetaycı)-devşirme-mason koalisyonu tarafından Türkiye`de yeniden kurulabileceği iddiasını ortaya attı. Aynı iddiayı Mehmet Şevket Eygi de başka bir yorumla tekrarladı. Prof. Dr. Yalçın Küçük ise yalnızca kendisiyle röportaj yapılırsa görüşeceğini söyledi.

50 yıllık düş
Gelelim Altındal`ın iddialarına. Buna göre, hilafet kurumu büyük Ortadoğu Projesi (BOP)`nin devam ayaklardan biri olarak yakın zamanda hayata geçecek. Bu büyük projenin geçmişi ise aslında hayli eskilere dayanıyor.
Aytunç Altındal, Türkiye Cumhuriyeti`nde Sabetaycıların da içinde bulunduğu grupların hilafet planlarının 50 yıllık bir düş olduğunu belirtiyor ve şöyle konuşuyor: "Avdetiler, 40`lı 50`li yıllardan beri hilafeti düşünüyorlardı. Hatta, hilafet merkezi olarak da Kahire Camii`ni düşünmüşlerdi. Yeni Camii ise Diyanet İşleri Başkanlığı olacaktı. Ve üç dinin merkezi olarak İstanbul gösterilmişti. Yüksek dereceli masonlar, Gül ve Haç Teşkilatı üyeleri ve Sabetaycılar`ın kurduğu Manevi Cihazlanma Derneği`nde tasarlanmıştı bunlar. Bugün merkezi İsviçre`de olan bir kuruluş bu. Pek çok üyesi var. Başkanlar bir DP`liydi. Liderleri de halen yaşıyor sanırım. Derneğin merkezi de Asmalı Mescit`teydi." Hilafetin bugünkü gerekliliğini ise Altındal şöyle yorumluyor: "laisizm başka sekülerizm başka. Fransız tipi laisizm Türkiye`ye dar geliyor. Anglosakson yasalarından yola çıkılarak hazırlanan bir sekülerizasyon projesi Türkiye`ye uygun. Hilafet diyanetin üst kurumu. İslam diniyle ilgili kararların alınabildiği bir yer." Tartışmaya, "ABD ve Avrupalılar, İslam dünyasını ehlileştirmek için hilafeti yeniden kurmak istiyorlar" diyerek destek veren Eygi ise, "Sabetaycıların diyanet işleri başkanı ve halife adayları bile var" diyor. Altındal da bu iddiayı doğruluyor ve "Halife adayı vardı öldü. Yeni aday büyük tartışmaları yol açar; buy yüzden ismi zikretmek doğru olmaz" diye konuşuyor.
Peki hilafet Türkiye`ye ne zaman gelecek? Altındal, "BOP yürürlüğe girdiği zaman bu da gerçekleşece" diyor ve ekliyor: "Patriğin ekümenlik yapılma isteği de buna bağlı. Yavuz Sultan Selim, hilafeti Mısır`dan alınca patriğe de ekümenlik olma hakkını verdi. Günümüzde ters gelişiyor. Önce patrik, sonra hilafet. Kimsenin kuşkusu olmasın."

Ya AKP?
Altındal`a göre, AKP gibi İslami argümanları olan bir parti, Sabetaycı-devşirme-mason koalisyonuna iktidarı teslim edecek. "AKP`yi iktidara taşıyan gruplar, `türkiye`yi Müslümanlar yönetmediler. Bugünkü problemler bundan kaynaklandı` dediler" diyen Altındal, "Önce kavga olsa da, iktidarın el değiştirmesi için TÜSİAD`ın MÜSİAD tarafından yutulması gerekir. Bence, ikisi birleşerek birlikte hareket edecekler. USİAD da bunlara alternatif olacaktır" görüşünü ileri sürüyor. Üstelik, mason ve Sabetaycıların, AKP`de ve Fethullahçılar arasında da üyeleri bulunduğunu iddia eden Altındal`ın görüşleri, Mehmet Şevket Eygi ile de örtüşüyor: "Bakan seviyesinde değil ama bürokrat danışman seviyesinde Sabetaycılar vardır."
Bu arada, Sabetaycılar ile Cumhuriyet tarihinin en popüler konusu laik rejimin alakasını biraz açmak gerekiyor. Özellikle İslamcı kesime göre laik cumhuriyet Sabetaycıların eseri. Bunun amacı da Müslümanları bakı altında tutup, bir yarı Yahudi devleti oluşturmak.
Altındal, bunda gerçeklik payı olduğunu kabul ediyor ve şöyle konuşuyor; "Bilim, teknoloji ve yabancı dil konusunda Avrupa ile iç içeler. Aynı zamanda tercümanlık da yaptıkları için Müslümanların bilgisi de bunlarda. İstiklal Harbi sırasında Avdetiler Türkiye`nin galip çıkmasını istiyorlar. Tanzimat Fermanı`yla yönetimden uzaklaştırılan Müslümanların yöneticisi kalmadığı için bütün bilgi Avdetilerin, devşirmeler ve masonları elinde. Anayasa nasıl yapılır, cumhuriyet nasıl kurulur gibi bilgiler bunlarda. Dolayısıyla, T.C. devleti otomatikman bunların kontrolüne geçti. Birinci mesele olarak laikliği Türkiye`ye getirdiler. Yani, Osmanlı sekülerizminden cumhuriyet laisizmine geçirtip radikalleştirdiler işi. Atatürk soyadını da bunlar verdi. Atavizm cetçilik demek. Bu da Yahudilerde var." Altındal, iddiasını güçlendirmek için "Eskiden Arapça ay adları vardı. Bazı ayların İbraniceleri konmuştur. Temmuz, eylül, nisan, şubat ibranicedir" diyor ve ardından soruyor: "Türkiye`de nasıl bir değişim süreci yaşanmış ki bundan kimse şikayetçi değil?"
Bu görüşlere katılan Mehmet Şevket Eygi de, "Mandıraları gibi seviyorlar. İnekler onların velinimetidir" diyor ve `benzetilmişler`i hatırlatıyor: "Sahibinin sesi gibi okuyor. Dünyaya Makyavelizm hakim. Sabetaycılar, bunların önlerine birer kemik atıyorlar. İslamcıların bir kısmına da yağlı kemikler atmışlardır."
Evet, Sabetaycılık, araştırmacılar ve medya için halen bulunmaz bir kaynak. 1924`te `Karakaş Rüştü Olayı` ve 1998`de Ilgaz Zorlu`nun açıklamalarıyla önü biraz daha aydınlatılan tartışma, kimi zaman da tahmin edilemeyecek yerlere gidiyor. Çoğunlukla da çamur atılacak, öküzün altında buzağı aranacak her kişi, kurum için bulunmaz bir etiket olarak karşımıza çıkıyor. Bu arada hemen belirtelim, Sabetaycılık, sağcı veya solcu fark etmek, konuya ilgi duyan ideolog-araştırmacıların konsensüsünü sağlayan bir tutkal görevi de görüyor. Hal böyle olunca, `araştırmacıların elindeki bu gizemli kumaş, daha çok çekiştirilip duracak gibi görünüyor.

Abdülmecid Efendi`nin torunu da aday mı?
Halife Abdülmecid`in torunu olan eski Haydarabad Nizamı Bereket Şah, Kapanilerin büyük kızı, Orkide Kapani ile 1996`de evlendi ve sekiz yıl evli kaldı. Altındal, Bereket Şah`ın, eşinin şeceresini bilmemesinin olanak dışı olduğunu düşünüyor. Yine de "son halifenin torunu ile Sabetaycı kökenden geldiği iddia edilen bir ismin evlenmesinin anlamını da sorgulamak gerekir" diyor. Ancak, hilafet kurumunun babadan oğula geçme gibi bir zorunluluğu bulunmadığını da özellikle vurguluyor.
 
Haberim.com, 03.06.2004
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Kamerî Aylar - Şemsî (Şabat)aylar

Nasreddin Hoca'ya sormuşlar; "Yeni ay çıkınca eski ayları ne yaparlar?" diye. Hoca, "Kırpar kırpar yıldız yaparlar" cevabını vermiş. Bizde de aynen öyle oldu. Yalnız yıldızların köşesi altı tane. Nasıl mı?

26 Aralık 1925'te kabul edilen Milâdî Takvim'den önce kullandığımız Rûmî Takvim'e göre ayların isimleri şöyleydi:
Muharrem, Sefer, Rebiyulevvel, Rebiyulahir, Cemaziyulevvel, Cemaziyulahir, Recep, Şaban, Ramazan, Sevval, Zilkaade, Zilhicce

1 Ocak 1926'dan itibaren senenin ayları şu isimleri aldı:
Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık

Hiç düşündünüz mü, bu kelimeler Türkçe mi ve mânâları nedir diye? Ocak, Ekim, Aralık Türkçe kelimeler ama ay adı olur mu? Diğerleri, yâni Mart, Mayıs ve Ağustos Batı dillerinden gelme. Bunların haricindeki ay isimlerini hangi kültürden aldık dersiniz? O zaman Yahudilerin ay isimlerine bir bakalım:
Nisan, İjar, Sivan, Tammuz, Av, Elul, Tişri, Kislev, Heşvan, Tevet, Şebat, Adar

Bunların arasında hangisi size tanıdık geliyor? Tabii ki
Nisan (Nisan), Tammuz (Temmuz), Elul (Eylûl), Şebat (Şubat) ve Tevet (Fethi ve Tarkan Tevetoğlu) isimleri. Yâni bu ayların isimlerini olduğu gibi Yahudiler'den almışız. Peki ama biz devrimleri batılılaşmak adına yapmamış mıydık? Doğu kültürüne ait bu adların takvimimizde işi ne? Siz de diyeceksiniz ki, batılılaşmak filan bahane. Bunlar düpedüz Sabatay Sevi'nin "Benzet - Benzeme" prensibinin tahakkukundan başka birşey değil...
Faruk [TR-FORUM]